AŞİRET AŞİRET DERSİM


SEYFİ CENGİZ



Aşiretlerimizi çalışırken ulusal geleneği gözardı etmemeliyiz. Bunlardan Khalmem-Khalferat geleneği Dersim’in eski halk tabakasına, Şah Hasan-Seyit geleneği ise geç halk katmanına referanstırlar. Bu iki katmanın hangi aşiretlerden bileştiğine başka yazılarımda değinmiştim. Sade halkın “Ermeni” olarak da tanımladığı eskı halk tabakasının Mamakan-Part ikilisine, geç halk katmanının ise Saltuklu, Akkoyunlu, Rıfai-Babai ve Safevi gibi topluluklara karşılık düştüğü şeklindeki düşüncemi birçok çalışmamda tekrar tekrar açıklamıştım.
Geleneğe yansıyan temel öğeleri itibariyle Dersim sentezi bunlardan bileşir.
Bunlar arasında “Ermeni” olarak tanınan Asuri asıllı bir koloninin varlığına az ileride tekrar işaret edeceğim.
Ulusal geleneğe yaslanmalı, ama bunu yaparken Dersim tarihinin milli olduğu kadar bir aşiretler tarihi olduğu da unutulmamalıdır. Ortak geleneğe yansımayan boyutları görmezden gelemeyiz. Tek tek aşiretleri ve geleneklerini çalışmak fotoğrafın bütününü daha netçe ortaya koymak bakımından önemlidir. Sözgelimi Şadilliler örneği Dersim sentezinde Kürt kökenlilerin de bulunduğuna işaret etmektedir. Suran, Yusufan ve Ciban gibi Dersim’in bir grup aşireti ise geleneklerimizde Zaza kökenli olarak tanımlanmaktadır.
Bu veriler Dersim’in etnik terkibi itibariyle kendine özgü bir sentezi temsil ettiğini, onu başka türlü tanımlamanın doğru olmadığını kavramak için yeterlidirler.
Kaldı ki, köken ve kimlik konularından tamamen bağımsız olmamakla birlikte, özellikle Dersim Sorunu’nun kökeni üzerinde yoğunlaşmamiz gerekir. Dersimliler’in kökeni ile Dersim Sorunu’nun kökeni tamı tamına aynı şey değildirler. Önceliğimiz Dersim Sorunu’nun kökenini anlamak, açıklamak ve çözümüne katkıda bulunmak olmalıdır.
Bu yazının amacı Dersim aşiretlerinin belli başlıları hakkında özet bilgiler vermektir. Ama bu özete geçmeden evvel Dersim’deki yer, halk ve aşiret adlarından bir bölümüne yaklaşık biçimler altında hayli uzak bir geçmişte de rastlanılması nedeniyle kısa bir giriş gerekli göründü. Kimi adlar arasındaki bu paralellik bunlar arasında bir bağlantı kurulması için elbette ki yeterli kanıt olarak görülemez. Tek başına bu tür benzerliklerden kalkılarak şu ya da bu tez öne sürülemez. Sözkonusu benzerlikler tamamen birer tesadüften ibaret olabilirler. Ama başka veriler ve bulgular bugün ya da yarın bu tür benzerliklerin bir bölümünün tesadüften öte bir anlam taşıdığını pekala gösterebilirler. Bu nedenledir ki hemen aşağıdaki genel girişte halk, aşiret ve yer adlarında karşılaşılan en dikkate değer benzerlikleri not etmenin yararlı olacağını düşündüm.
“Dersim ve Zaza Tarihi” başlıklı çalışmamdan ayıklayıp özetlediğim bu materyalin el altında bulundurulması aşiretlerimizin tarihini çalışırken daha geniş bir perspektifle fikir yürütmek bakımından yararlı olacaktır inancındayım.


GİRİŞ
İkinci Hitit kralı Hattusilis I (Labarnas II), Pankus diye bilinen Hitit Soylular Meclisi’nde oğlu Mursilis I’i kendi halefi olarak ilan ettiği konuşmasında “Tamalkiya”dan sözeder (Hitit yazıtından akt. O. R. Gurney, The Hittites, 1954, s. 68). Bir yazıtta kayda geçirilen bu konuşma M.Ö. 1620 yılında yapılmıştır. Burada geçen “Tamalkiya” adı The Cambrıdge Ancient History’de ‘Timilkia” olarak verilir ve Malatya’ya bağlı bugünkü Darande’nin M.Ö. 13’üncü yüzyıla kadarki adı olduğu söylenir (Bkz. a.g.y., I, Part II, s. 727). Yani Tamalkiya (Timilkia), modern Darende’nin antik adıdır. Dictionary Of Greek & Roman Geography’de Darende’nin eski adlarından birinin de Dalanda olduğu söylenmektedir(Bkz. a.g.y., Cilt I, 1938). Bu yazıtta geçen “Tamalkiya/Timilkia”, Tabal ve/veya Dımıli adlarını çağrıştırmaktadır.
Modern Eğil’in eski adı Angl ise, Geliler’in adını akla getirmektedir.
“Angl”, pagan dönem Ermenistan tanrılarından birinin de adıdır. Bu tanrı Sümer-Akad tanrısı Nergal’in Ermenistan’daki karşılığı gibidir. Lap’ancyan, Angl adını Babilce Ekall-u ve Sümerce Egal sözcüklerinden çıkartmaktadır. Mısır yazıtlarında da rastladığımız Angl adı, M.Ö. 14. yüzyıla ait Hitit kayıtlarında Ingalawa, Grek ve Roma kayıtlarında ise Ingilene ve Angel-tun şekli altında bir kale, kent, Eğil merkezli bir devlet, aşiret veya ev olarak görünür. Çok eski bir kale olan Angl (Eğil), bir dönem boyunca Sophene krallığının başkenti Carcathio-Certa ile aynı yerde gösterilir. Dersim, bir dönem boyunca Sophene hudutlarına dahil gibi görünür. M.Ö. 6’ıncı yüzyıla ait bir Süryanice kaynakta Angl kalesi ve kenti “Asuryalı Sennacherib’in Kenti” olarak tarif edilir. Angl prensliği ve evi de Asuri (Süryani) olarak tanımlanır. Primary History ve Moses Khorenatsi’de kayda geçirilen Ermeni tarih geleneği de Angl Evi’nin orijinini Asur kralı Sennacherib’e dayandırır. Ek olarak Artsruni ve Gnuniler’in de Sennacherib’in oğlu Sarasar (Sanasar)’ın soyundan geldiklerini öne sürer. Toumanoff, ciddi bulgulardan hareketle Angle, Artsruni ve Gnuni gibi evlerle Sennacherib Evi arasında kurulan bu özdeşliklere karşı çıkar. Bu yanılsamanın nedenini Angle kalesinin coğrafi konumuna (Asur sınırlarına yakınlığı) ve bu kentte Asur krallarından Sennacherib’e atfedilen bir Asur yazıtının bulunmuş olmasına bağlar. Ona göre Angl sözcüğü bütün Orontidler’i tanımlayan ortak/genel bir etnik addı. Nitekim Orontidler pagan dönemin güneş tanrısı Angl’ın soyundan geldiklerini söylemişlerdir. Tüm Orontidlerin ve onların kurduğu hanedanlıkların ortak geleneği Angl-soylu olduklarıydı. Bu kült ve gelenek Orontid hanedanlığının bütün kollarında mevcuttu. Ama Orontid orijinli bu evler, Hristiyanlığı benimsedikten sonra artık savunulamaz gördükleri pagan geçmişe ait bu orijinal geleneği bırakmış, yeni dinin ve Tevrat’ın bakış açısıyla daha uyumlu olduğunu düşündükleri için Senekerim (Sennacherib) soyundan olduklarını söylemeye başlamış, geleneği ve şecereyi de bu iddialarını destekleyeck şekilde değiştirmişlerdir. Angl ve Sennacherib evleri arasında gerilerden beri bir ayniyet kurulmasına neden olan az önce işaret ettiğimiz durum (ki bu, bence bir karışmaya işaret etmektedir), bu geçişi veya revizyonu kolaylaştıran bir etken olmuştur. Buna rağmen, Toumanoff’un da işaret ettiği gibi, orijinal gelenek ve Angl’ın bu gelenekteki izleri hepten silinememiş, bu adın Senekerim’in yanısıra dolanıp durması önlenememiştir (Bkz. Cyril Toumanoff, Studies in Christian Caucasian History, 1963, s. 222, 297-98). Buradan hareketle ben, Toumanoff’un kendisi de dahil hiç bir Ermeni kaynakta rastlamadığım bir Angl-Geli ilişkisi kuruyorum. Angl sözcüğünün Geli adının bir şekli olduğunu düşünüyorum. Pagan dönemin orijinal geleneğinde Angle-soylu, Hristiyanlık sonrasında ise hepsi ya da bir bölümü Senekerim-asıllı oldukları iddia edilen tarihi Ermenistan’daki Bagrat, Arzanene, Artsruni ve Gnuni evleri ve prensliklerinin Asuriler’le bir karışmayı reddetmeksizin Gelilerle ilişkili olabileceklerini düşünüyorum. Gel veya Khal gibi halk ve aşiret adları Angl sözcüğünün varyantları olabilirler diyorum.
Karışmalar nedeniyle Asurilerle bağlantıda bir gerçek payı bulunduğuna inanıyorum. Kuşkusuz ki bu inancım da verilerden ileri gelmektedir. Bu verilerin bir bölümü Dersim İçi’ne ilişkindir.
Örneğin Munzur adı Asur yazıtlarında sık geçer. Bu adın Asurice olduğu yaygın bir görüştür. Bu sözcüğe Asurice’de Muzur, Muzri, Muzrai, Muzuri, Muzurai ve Muzur; İbranice’de Mazor, Mizraim, Misraim; Persçe’de Mudraya; Arapça’da ise Mısr olarak rastlanmaktadır (Bkz. Dr. Henry Brugsch-Bey, A History Of Egypt Under The Pharaohs, 1876-77, İngilizce baskı, Cilt I, s. 18 ve 231; Edwin Norris, Assyrian Dictionary, 1872, s. 760-761). Muzri’yi fethettiğini kaydeden Asur kralı Salmaneser I, bu nedenle kendisini “Musri fatihi” olarak nitelemiştir. Tiglat-Pileser I de Muzri ülkesini fethettiğini söyler. Salmaneser II’de ise Muzri ülkesinin haracını (vergisini) tahsil ettiği kaydı vardır. Muzri adı Asur kralları Tiglat-Pileser II, Sargon, Sennacherib, Asurbanibal ve Nebuchadnezzar’ın yazıtlarında, Mizar formu altında da Behistun yazıtlarında geçmektedir. Sözcüğün bütün biçimlerini ele alan Norris, bunlardan bir bölümünün bugünkü Mısır’a, geri kalanın ise Mısır’la aynı adı taşıyan Ermenistan’da bir bölgeye referans olduğunu ortaya koyuyor. Yazıtlarda geçen Muzri ile Afrika’daki Mısır’ın değil de, “Dicle ötesindeki” bir ülkenin tarif edilişine çok kesin ve net bir örnek olarak Tiglat-Pileser I’in şu yazıtını veriyor:
“ana kasad Muzri Asur bili umahra-ni ma birti Elamuni Tala va Harusa lu azbat Muzri ana şiharti-sa aksud”. “Ummanat Qumani ana nirarut Muzri lu illikuni ina sade itte-sunu lu amtahiz”(Akt. E. Norris, a.g.e., s. 760-761).
Türkçesi: “Lord’um Asur beni Muzri’nin fethine çağırdı. Elamuni, Tala ve Kharuşa içlerinden geçerek, bütün Muzri’yi zaptettim” “Koman (Coman)’ların askerleri Muzriler (Muzri’nin)’in yardımına geldiler. Dağlarda onlarla savaştım”.
Norris, Tiglat-Pileser I’in bu yazıtında geçen Muzri’nin Dersim’le ilişkisini kuramıyorsa da, o mekana hayli yaklaşıyor. Bu yazıttaki Muzri’nin Dersim’e veya Dersim’in bir parçasına referans olması olanaksız değildir.
Asur yazıtlarında Salmaneser I’den itibaren Muzri adının yanısıra Dersim ve çevresinde pek yabancısı olmadığımız Gilkhi, Gilzan, Tsugi (Tuskan, Tuskhan, Tsukhi), Zimaki, Lukhi gibi halk, aşiret, kent ve bölge adları ile karşılaşmaktayız. Salmaneser I’in Asur kolonileri yerleştirdiği Tsugi kentinin adı bir dönem Dersimliler’in genel adı olarak da kullanılmış olan Tujikler adını hatırlatmıyor değil. Bu ad “Gilkhi ülkesine ait Tsugi topraklarına vardım” diyen Tiglat-Pileser I’in yazıtında da geçer. Asur-nasir-pal II’nin kayıtlarında Asurya civarında bulunduğu anlaşılan Zimaki, antik bir yerleşme olduğu açık olan Dersim’in Zımek mıntıkasını anımsatır.
Bu tür örnekler çoğaltılabilir.
Dimili ve Gil toplulukların yanısıra Dersim’de bir Asuri (Süryani) öğenin varlığına da kesin gözüyle bakılabilir. Bunun en açık kanıtlarından biri Dersim’in “Aşuran” aşiretidir. Bu ad “Asuriler” anlamına gelmektedir. Ama bu Asur kolonisinin Dersim’e ne zaman geldiği veya getirildiği konusunda eldeki verilerle kesin konuşulamaz. Kimi yaşlılarımız Haydaran veya Demenan aşiretlerinin soyağacında bazen Demen’in torunu gibi tanıttıkları “Asur” adında birinden sözederler. Moses Khorenatsi’nin kitabında Ermenistan’ın ikiye bölündüğü dönemlerde Mananalı hudutları ve Daranali (Taranali, modern Divriği) geçitlerinde “Süryani eşkiyalar” ile çarpışmalardan sözeden pasajlara rastlarız (Bk. Khorenatsi, a.g.e., s. 307).
Burdaki Süryaniler neyin nesidir? Khorenatsi Süryaniler derken Kapadoklar’ı mı kastediyor? Sözünü ettiği Kapadokya hudutları mıdır? Bu konuda kesin konuşmak mümkün değilse de, bu pasajlar Dersim’deki Süryani/Asuri kolonisine referans olabilir. O’nun Süryaniler’den sözettiği her iki olay da Dersim ve çevresinde cereyan ederler.
Ünlü Ermenistan evleri ve prensliklerinden biri Van Gölü çevresinde bulunan Gnuniler’di. Bunlar gelenekte Angl (Gel?) veya Asur orijinli olarak tanımlanıyor, ama Ermeni olarak biliniyorlardı. Moses Khorenatsi bu adın aslının Gini-uni (-uni, Ermenice bir sonektir) olduğunu yazmaktadır. Demenan aşiretinin belli başlı yerleşmelerinden biri de Gini adını taşımaktadır. Bu adın Ginilerle ilişkisi tartışma götürmez. Sarız ve çevresinde Zazaca’ya Ginice dendiğini de hatırlatmalıyım. Giniler, 771-72 isyanından sonra Vaspurakan eyaletindeki prensliklerini Arap Uthman ve Kays aşiretlerine kaptırıp önce Tayk’ın güneyindeki Bagrat prensliğine, oradan da Bizans topraklarına göçtüler. Bu evden Mezezius I Gnuni 518-48 yılları arasında Sasaniler tarafından Ermenistan valisi olarak atanmıştır. Bizans imparatoru Leo V (813-20), Gini aşiretindendir (Bk. Toumanoff, a.g.e). Bir diğer Demenan kabilesi ve yerleşmesi ise Bor’dur. Bor (Dana) adıyla geleneklerde sözü edilen bir Klikya imparatorluğunun başkenti olarak da karşılaşırız. Modern Hatay ya da Adana ile örtüşen Hititler çağının Danuna krallığının adı da anılmaya değer.
M.Ö. 9. veya 8. yüzyıldan itibaren Dersim ve çevresi Urartu krallığının sınırlarına dahil edilir. Urartular, Hurri kökenlidir. Bağin’deki bir yazıtta Urartu kralı Menua’nın bölgedeki fetihleri anlatılmaktadır. Mazgirt, Palu, Bağin, Kayalıdere (Varto civarında), Altıntepe, Aznavur ve Kömürhan’daki Urartu kalıntıları, Dersim ve çevresinde Urartu varlığı ve hakimiyetine işaret ederler. Mazgirt adı, bir görüşe göre Urartular’dan kalmadır.
İlk bakışta olanaklı gibi görünmese bile Lolan (Lolu) aşiret adıyla Lorlar’ın (Lurlar) ve/veya antik Lulu halkının adları arasındaki yakınlıkları fikir yürütürken akılda tutmanın bir sakıncası olamaz. Kökende Sümerce olduğu söylenen Sin sözcüğüne Dersim’de sıkça rastlanır. Ur ve Harran kentlerinin Ay tanrısı bu adı taşıyordu. Diyala Vadisi’nin Khafaji denen mevkiinde keşfedilen M.Ö. 3000-2400 tarihleri arasındaki döneme ait on kadar tapınak Sin Tapınakları diye bilinmişlerdir. Sümer’in ekonomik ve dinsel yaşamında önde gelen bir rol oynayan bu tapınakların inşaası yazının keşfi ile örtüşmekte, yazılı tarihin başlangıcına denk düşmektedir (Bkz. The Cambrıdge Ancient History, I, Part 2, s. 227-228, 241, 246). Sin; Babil ve Asur panteonlarında, Suriye ve Fenike’de de rastlanan evrensel bir tanrıydı. Rawlinson, Asur krallarından Sennacherib ve Sanballat’ın adlarının tanrı San (Sin)’ın adından türetildiklerini yazmaktadır (Bkz. Outline Of The History Of Assyria, Jornal Of The Royal Asiatic Society – JRAS, London, 1852). Ünlü Sümerolog S. N. Kramer, ay tanrısı Sin (Nanna)’in Sümer mitolojisinde tufanın yapıcısı olduğuna inanılan Sümer panteonunun başı Enlil (Ellil)’in oğlu olarak tanıtıldığına işaret eder (Bkz. History Begins at Sumer, 1956). Dokuz yıl Pülümür Kaymakamlığı ve iki yıl da Dersim valiliği yapmış olan Edip Yavuz, Sümerliliğin alameti olarak gördüğü Sin adından hareketle Dersimliler’le Sümerler arasında bir bağlantı bulunduğuna inanır (Bkz. Tarih Boyunca Türk Kavimleri, Ankara, 1968). 1937-38 Dersim soykırımında rol üstlenen Türk subayı Nazmi Sevgen’in tezlerinden biri Dersimliler’in Sümer olduklarıdır (Bkz. N. Sevgen, Zazalar).
Başlangıçta Sümer tanrısı Enlil’in ünvanı olan Bal(Bel, Baal, Belu) sözcüğü Babil üstünlüğü döneminde Babil tanrılarının babası konumundaki Marduk tarafından devralınmış ve zamanla Marduk adının yerini almıştır. Böylece Mezopotamya’nın ortak ve evrensel bir ilahı olan Bal, bu dönemde daha çok Babil kentinin özel tanrısı Marduk’u tanımlamıştır. A. H. Sayce, Babil (Babylonia) adının Bal (Bel)’dan türeme olup Bal’ın Ülkesi anlamına geldiğini söylemektedir (Bkz. A. H. Sayce, Gaston Maspero’nun The Struggle Of The Nations adlı kitabının ikinci İngilizce baskısına 1910 tarihli Önsöz) .Birçok Babil ve Kalde (Yeni Babil) hükümdarı adlarını ondan almıştır. Bal adlı bu tanrı veya kült, Hurri, Asur, Hitit, Suriye ve Fenike panteonlarında da görünür. Bal (Bel); sözcük olarak senyör (efendi, soylu), ulu, yüce ve baş gibi anlamlara gelmektedir. Dersim’deki aşiret gruplarından biri Bal adını taşır. Baliyan ve Balaban aşiret adları da hatırlanmalıdır. Nuri Dersimi’nin açıklamalarından hareketle Bal, Seyit ve Seydan adlarının Dersim’de eşanlamlı gibi kullanıldığını söyleyebiliriz. Munzur ve Harçik ırmakları arasında yeralan Eski Dersim’in neredeyse tüm çevresinin, yani bugünkü Dersim topraklarının büyükçe bir bölümünün Hititler çağından itibaren uzun bir dönem boyunca Balahovid (Palahovid) adını taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu adı Palu Vadisi olarak yorumlayan yazarlar vardır. Toumanoff’un açıklamasına göre bu adın orijini Hitit kayıtlarında anılan Bala (Pala, Balu, Palu) halkının etnik adıdır. Paluni (Baluni) Prensliğini kuranlar onlardır. Böylece Bal (Balan) ve Pal (Palu) adlarının ilişkili olabilecekleri ihtimali doğmaktadır. Hititler çağının Bala halkı ile Babilliler rasında bir bağlantılı olması imkansız değildir. 19’uncu yüzyıl sonunda Dersim’i gezen Ermeni Antranik, Hıran, İzol ve Bal adlı toplulukları Esas Dersim’in çevresinde yaşayan en eski ırklar olarak tanımlar ve Dersimliler’i tarife çalışırken Ermenistan’da yaşayan ve hâlâ hatırlanmakta olan Babilliler’e işaret eder. O’nun Babilliler derken Bal adlı topluluğu kast etmiş olması mümkündür (Bkz. Andranik, Dersim, Tiflis, 1901). Hıran adı ise ünlü Harran adının bir şeklidir. Dersim’in Hıran adını taşıyan aşireti ve mıntıkasının asıl adı Harran’dır. Ünlü Harran, Eski Babil uygarlığının bir ileri karakolu gibiydi. Kısacası, Dersim’de Bal ve benzeri adlarla bilinenlerin bir kesimi daha sonraki göç dalgalarında gelmiş olsalar bile, bir bölümünün daha eski Dersim sakinleri olup Hititler çağının Bala (Pala) halkıyla, hatta çok zayıf bir ihtimal gibi görünse de Eski Babilliler’le ilişkili olmaları ihtimal dışı değildir. Bal veya Palu adını taşıyan topluluklar ile Dersimliler ve Zazalar arasında bir ilişki olduğu söylenebilir. Örneğin Palu, Tevrat’ın ünlü uluslar şeceresinde Zaza’nın kardeşi olarak görünür. Onun adını taşıyan Palluiler aşiretinden sözedilir. Eski Babil kayıtları ve kroniklerinden yararlandıkları kesin olan Tevrat yazarlarının aktardığı bu bilgi, Zazalar’ın uzak geçmişte Balan (Palu) adı altında da bilindiklerine işaret edebilir. Bazı bilim adamları Tevrat’ın şecere tablosunu bir uluslar şeceresi ve tasnifi olarak görüyor, bu şeceredeki kişi adlarının aşiretleri ve ulusları temsil ettiğini düşünüyorlar. Kimine göre bu şecerede dünyanın en erken etnik tablosu verilmektedir. L. Molyneux Seel Pülümür’den Palumor, Ovacık’tan Pellur olarak sözeder (Bkz. A Journey In Dersim, Temmuz-Eylül 1911, The Geographical Journal). Eski Mısır yazıtları Fenike’ye Khal (Khar), halkına Khalu (Kharu) olarak referans verirler. Fenikeliler’in en eski Fenike kenti olduğu söylenen Seyda (Sidon)’nın adıyla Seydalılar olarak bilindiği olmuştur. Bal adındaki Fenike tanrısı da hesaba katıldığında Fenikeliler’de Kal, Bal, Seyda ve Sur (Tyre) gibi Dersim’de aşina olduğumuz adlarla karşılaşmaktayız.
İlk Kürt tarihçisi Şeref Han’da Zaza adına rastlanmaz. Şerefname’de Zazalar’dan Azzaniler diye sözedilir. Sason’dan eski bir krallık olarak bahseden Şerefhan, bu eyaletin eski aşiretleri arasında Susani ve Azizan gibi aşiretleri kayddeder. Susani, Şerefname’de hem Sason adının bir şekli olarak, hem aşiret adı olarak geçer. Antik Susa ve Susiana adları ile Sason veya Susani adları arasındaki çarpıcı benzerlik gözardı edilemez. Şerefhan, Sason’a sonraları Hazzo dendiğini yazmaktadır ki, bu ad da, Elam’ın geç Fars kaynaklarındaki adı olan Uvaja (Hvaja) ve bu adın Arapça şekli Hozi (Hussi, Uxi) ile benzerlik taşır. “Yezidi” terimi Şerefname’de yer yer Zazalar’ın ve Dınbıliler’in alternatif adlarından biri gibi görünür. Şerefname’ye bakılırsa Yezidi adı İzdin’le ilişkilidir. O’nun anlatımına göre eski Sason hükümdarlarından biri İzzeddin adını taşıyordu ve onun adından hareketle Sason halkı ve hükümdarları Azzaniler adıyla ünlenmişlerdir. Böylece Şeref Han, hem Azzan hem de Yezidi adlarının bir ve aynı kökten (İzdin, İzzeddin) geldiğini, bir ve aynı halkın adları olduğunu söylemiş oluyor. Osmanlı arşivlerindeki bir kayıtta Dersimliler’in “Okçu İzzedinli” oldukları söylenir. Okçu İzzedinli tanımlaması, Ezdiler ve Zazalar’la bir ilişkiye işaret edebilir. Menzel’e göre de Yezidi adı, Azidi, İzidi, İzedi veya İzdi sözcüğünden gelmedir. Bu açıklama sözcüğün kökeni noktasında Şerefhan’ın söyledikleriyle bağdaşmaktadır. Ama Menzel’e göre bu sözcük büyük olasılıkla tanrı ya da melek anlamlıdır. İzed veya Yazata, antik İran panteonunda önde gelen bir tanrıydı. Hatta İran panteonunun başı Ahura Mazda da Yezdan (İzad) adıyla bilinirdi. Yezidi adının onunla ilişkili olması olasıdır. Sasani şahlarının bir bölümünün adları bu tanrının adından alınmadır. Şeref Han, Sason hükümdarlarının İran Sasani şahlarının soyundan geldiklerini söyleyen bir rivayet de aktarır. Şerefhan’ın aktardığı Sasonlular’ın kökenine ilişkin rivayet eski Ermeni kaynaklarında rastladığımız “Sasan Evi” tanımlamasıyla örtüşüyor. Ermeni kaynakaların Sasan Evi olarak referans verdikleri benim düşünceme göre Zazalar’dır. Kendi çalışmalarımda vardığım sonuç Zaza adının Sasan ile ilişkili olduğudur. Zaza ve Sasan adları aynı adın şekilleridir. Sason adı Arapça’da Sanasin (Senasine), Sanasun veya Sanasan şeklinde telaffuz edilir. Sason halkından ise Senasineler diye sözedilir (Bk. E. Honigmann, Enc. Of Islam, Malatya maddesi). Bu söylenişlerde ortak olan ve sık sık ikilenen bir Sin (San) öğesi var gibidir. Ermeni tarihçisi Moses Khorenatsi’de Sason Dağı’ndan Sin Dağı diye sözedilir. Tevrat’taki şecere tablosunda, İsrail (Yakup)’in 12 oğlundan Yahuda’nın soyağacında Zaza ve Palu adları geçmektedir. Tevrat’ta geçen Zaza adının Zazalar’a referans olduğu söylenebilir. Bu efsanedeki Palu adı ve Palu ile Zaza arasında kurulan akrabalık da buna işarettir. Tevrat’ın en eski bölümlerini oluşturan ilk beş kitabın M.Ö. 6. Yüzyıl öncesinde ve Babil sürgünü peryodunda yazıldığı akılda tutulmalıdır. Tevrat yazarlarının Babil kayıtlarından yararlandıkları kesin gibidir. Bu demektir ki Zaza ve Palu (Balan) gibi etnik adlar bu kayıtlarda varlardı. Zazalar’ın şecere tablosunda daha geç kuşaklarda gösterilmesi Tevrat yazarlarının keyfiliğine yorumlanabilir. Bu kanate İbraniler’in geldikleri söylenen topraklar ve onların Peleg ve Seruk gibi erken reislerinin adlarına bakarak varıyorum. Tevrat’ın verdiği şecere tablosuna inanılacak olursa Zazalar’ın İbrani soylu, yani Semitik (Sem’in soyundan) bir halk olduklarını düşünmek gerekir. Bu şecere onları İsrail-oğullarından gösterir. Bence bu, olsa olsa Zazalar’ın bir kesiminin Semitlerle karıştıklarına ve bir ölçüde Samileştiklerine işarettir. Eski Zazalar, benim düşünceme göre, özellikle Sasaniler adı altında ünlenenlerdir. İrani gelenekte Sasan Evi’nin (Sasaniler) atası olarak gösterilen Sasan ile, bir Asur yazıtı, Tevrat ve Ermeni geleneğinden Asur kralı Senekerim’in oğlu olarak gösterilen Sanasar’ın aynı olmaları mümkündür.


A’DAN Z’YE İÇ DERSİM AŞİRETLERİ
Aşağıdaki listede tüm aşiret veya kabilelerin değil, alfabetik sıraya göre yalnızca belli başlı aşiretlerin adları verilmiştir.
Abbasan
Ağuçan
Alan
Arilli
Aşuran
Bahtiyar
Balan
Balaban
Bava Mansur
Birman
Beyt
Bezgar
Bozku
Çarekan
Ciban
Demenan
Derviş Cemal
Derwiş Gewr
Ferhadan
Gew
Kelabi (Gilabi)
Kuzuçan
Goran
Hıran (Haran)
Haydaran
Hormek
İksor
İzol
Karabal
Karsan
Keçel
Khal
Kimsor
Kırğan
Koçan
Koçgiri
Kureşan
Laçin
Lolan
Maksut
Milli
Pilvenk
Pezgoran
Resik
Rutan
Sarı Saltık
Seydan
Suran
Şadili
Şemkan
Şeyh Hasanan
Şeyh Mehmet
Şavak
Topuz
Yusufan


Aşağıda belli başlı aşiretler hakkında özet bilgiler verilmektedir.


BAHTİYAR AŞİRETİ VE RUTANLILAR
Bahtiyar aşireti ile İran’ın ünlü Bahtiyarileri’nin ilişkili olmaları büyük bir olasılıktır. “Bahtiyariler” başlıklı yazımda bu düşüncemi ifade etmiştim.
Bahtiyar ve Rutan adları kaynaklarda yer yer bir ve aynı aşiretin alternatif adları gibi kullanılırken, bazen de iki ayrı aşiret gibi elealınırlar.
Sade halktan edindiğim bilgilere göre, Bahtiyar aşiretinin üç kabilesi vardır:

Barasor
Bu kabilenin Barasor adlı bir köyden geldiği rivayet edilir. Bu köyün PKK’lilerin 33 kişiyi öldürdükleri Barasor köyü olduğunu söyleyenler vardır. Bahsi geçen köy bugün “Sünni” ve “Türk” olarak tanımlanmaktadır.

Torutlular
Halka göre “Ermeni” asıllıdırlar. Çihik (Çiçekli) nahiyesi ve çevresinde yerleşik Rutanlılar arasında bu bölgeye Hozat’a bağlı Torut/Torum’dan geldiklerini söyleyen yakından tanıdığım evler vardır. Torud, Antranik’e göre, Mirakyanların önderlerinden birinin adıdır. Antranik, Dersimli Mirakyanlar’ı “Ermeni” olarak tanımlamaktadır. Tarihte Kafkasya adlı eserinde General İsmail Berkok, eski Kırımlılar arasında “Tor” ve “Torit” adlarının varlığından, Çerkez (Adige, Kirkas, Sirkas) aşiretlerinden birinin de Tor/Torit adı taşıdığından ve Karadeniz sahilinin (Nevorosiski) hâlâ bu aşiretin adıyla Tor sahilleri (Kot-Detoret) diye bilindiğinden sözetmektedir.

Derikliler
Rivayete göre Mardin Derik’ten gelmedirler. Derik’te Rutanlılar bugün de etkin bir aşiret olarak mevcutturlar. Bahtiyarlılar’ın bir kolu/kabilesi gibi görülen Rutanlılar’ın bu Derik’ten gelenler, yani Derikliler oldukları sanılmaktadir. “Dersim” adlı kitabında Antranik’in Dersim aşiretleri arasında saydığı “Dırek-Uşağı” adı, Derikliler’e referans olmalıdır. Barbro Karabuda’nın İsveç dilinde kaleme alınan aşiretlerle ilgili çalışmasında, Varto’da “Torom” adlı bir yer, Diyarbakır bölgesinde Rutan aşireti, Derik’te Delikan aşireti kayddedilir. Aynı kitapta Hakkari Yüksekova’da sınırın TC tarafında Diri adında bir aşiret sayılır. Diri, Derik, Delikan, adları ilişkili midir? Tüm bu adların Der veya Del kökünden gelmesi mümkün müdür? Bu konuda kesin bir şey denemezse de üzerinde düşünülmeye değer.

Yıllar önce Nürnberg’de karşılaştığım yaşlı bir Rutanlı (Ali Yılmaz), Rutan adının “kılıç zoruyla din değişen” anlamına geldiğini, onların gerçekten de zorla din değiştiklerini, pirlerinin ise genelde Kureşanlılar olduğunu söylüyordu.

Rutanlılar’ın İç Dersim’deki Yerleşmeleri

Hozat’taki Rutan yerleşmeleri:
Torut (Torum), Lolan Taneri, Pakıra/Pakra, Cıbıko, Kemer Sur, Sorbıke, Çırtıko, Hopıke, Tesnak ve Derik köyleri.
Bu bilgiler kişisel gözlemlerime ve halktan edindiğim bilgilere dayalıdır.
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” başlıklı kitabı Rutanlılar’ı Hozat ile Sin Nahiyesi arasında gösterir. Bu kitaba göre bu bölgede “Söke” adında bir Rutan köyü de vardır. Notlarımda “Türk Taner” diye bir yerleşmeleri de geçiyor. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın adını “Hasan el-Tanel” olarak yazan Taylor’un yazısında, Dersim’de “Tanel” adında bir köyden de sözedilir. Taner ve Tanel, aynı adın şekilleri gibi görünüyorlar.

Çihik Nahiyesi’ne Bağlı Rutan köyleri
Çığek, Çırtik, Gome Haciyan (Hacı Köm), Korte Guri, Goma Munzur, Golan ve Arman.
Burdaki Rutanlılar arasında yoğun şekilde yaşadıkları bu bölgeye Hozat Torum’dan geldiklerine dair bir gelenekleri vardır.


Rutan Adı Konusunda İpucu Olabilecek Bazı veriler
Hurri adları Alarut (Ararat, Alarot), Urartu, Rusa (Ursa, Urastu, Urashtu) ve Lutipri gibi adlarda “rut” öğesi veya kökü olabilir mi? Toumanoff, Urartu’nun tam merkezindeki Rushtuni evi ve beyliği hakkında yazarken, Rusa kral adını bu evle ilişkiye sokar ve bu evin Urartu kraliyet evinden olduğunu söyler ki, Ruştuni ve Rutan adları da kıyaslanabilirler belki.
Cevdet Türkay’ın yayınladığı Osmanlı arşivlerinde Rut-Rutan adının yer yer Rus-Rusan şekillerine girdiğine tanık olunur. Bu arşivlerde R harfi ile başlayan adların önüne İ ve U seslerinin geldiği veya getirildiği de dikkat çeker.
Bu dönüşüm nedeniyle Rus ve Ruten sözcükleri üzerinde kısa bir açıklama yararlı olabilir.
“Rus” adı Yunan kaynaklarında M.S. 8’inci veya 9’uncu yüzyılda görünür. Rus, Rusia, Ruscia, Ruzia, Ruzzia veya Rossia gibi değişik formlar altında bir zaman için birçok halkın kolektif adı gibi kullanılır.
“Ukraine - A Concise Encyclopaedia” (1963) adlı ansiklopedinin birinci cildine göre Ruthen/Ruteni/Rutheni adı Latince bir sözcüktür. İlk olarak 1089’da “Annales Augustani”de görünen ve Ukranya dilinde “Rusyny” şeklinde telaffuz edilen bu sözcük 12’inci ve sonraki asırlarda Ukranyalıları tanımlayan “Russi” adının sinonimidir. Roman Curia’sı kayıtlarında Ukranyalılar ile Beloruslar’a bu adla referans verilmiş, Avusturya-Macaristan yönetimindeki Ukranyalılar (Galiçya, Bukovina, Transkarpat Ukranyası) Rutenler diye tanımlanmıştır.
Kısacası Ruthenler adı dar anlamda Ukranyalılar'a karşılık kullanılmıştır. Ortaçağlarda daha geniş anlamlar kazanarak özellikle Katolik inançtan olan Polonya-Lithuania ortak krallığı içindeki Ukranyalılar ile Beloruslar’ı tanımlar olmuştur. Hatta bazen tüm Doğu Slavları’na (Ukranyalılar, Beloruslar ve Ruslar) Ruthen denilmiştir.
Polonyalılar Galiçya’ya Rus (Ruthen) Eyaleti demişlerdir.
1654’te Halepli Paul, Ukranya’ya Rus, Ukranya halkına ise Ruthenler diyerek onları “Muscovitler”den (Moskova prensleri) ayırmıştır.
Özetle, Ukranya ve Ukranyalılar asırlar içinde farklı adlarla anılmışlardır. Ancak 19 yüzyıl sonlarından itibarendir ki düzenli olarak Ukranya ve Ukranyalılar denmiştir.
Ukranya adının orijini az önce adını verdiğimiz kaynağa göre “sınır toprağı” anlamlı Slavca bir sözcüktür.
Ukranyan’ın en eski halkı Kimmerler, daha sonra da onların yerini alan İskitlerdir. M.Ö. 950’den kalma bir Fenike dünya haritasında bugünkü Ukranya toprağına Magog ve Gomer denir. Destanlardaki Gog adının Kimmerlere referans olduğu tahmin ediliyor.
Ukranyalı (Galiçyalı) bir Marksist olan Roman Rosdolsky, 1948’de yayınladığı “Engels and Nonhistoric Peoples: The National Question İn The Revolution of 1848” adlı eserinde, 1848-49’larda Avusturya`daki Ukranyalılar'ın kendilerini “Ruthen” ve “Rusni” gibi adlarla adlandırdıklarını yazmaktadır. 1848’de bir Ruten ulusal hareketi sadece Galiçya’da belirgindi ve bunlar o sıra Katolikti. Ama 19. yüzyılda Ruslaştırmanın bir yolu olarak Rusya tarafından zorla Ortodoks yapıldılar. Rosdolsky, bu Galiçya Ruthenleri’nin sonraları hem Ruski adına tepki olarak, hem de resmi dilde “Küçük Rusya” adı verilen Rusya Ukranyası’ndaki aynı milliyetten halk ile birlik isteklerinin bir sembolü olarak eski ve tarihi adları olan Rutenler adını bırakıp Ukranyalılar adını benimsediklerini not eder.
Brugsch Bey, Mısır’daki Karnak yazıtında Ruten (Luten, Lutennu, Rutennu) sözcüğünün Suriye’nin en eski adlarından biri olarak geçtiğini yazmaktadır. Bu yazıtlarda Ruten ve Kenaan toprakları örtüşürler. Mısır yazıtlarında Ruten sözcüğüyle Filistin’de bir aşiret konfederasyonun adı olarak da karşılaşılır.
Kadeş, Damaskus ve Beyrut Karnak yazıtlarında "yukarı Ruten" denen topraklara dahil kentler arasında anılırlar. Bu toprakların halkına da yer yer Rutenler denmektedir.
"Yukarı Rutennu" 12 İsrail aşiretinin yerleştiği rivayet edilen topraklar içinde gösterilir.
Efsanelerde insan ırkının ilk yerleşmelerinden biri olarak geçen ve Nemrut tarafından kurulduğu söylenen Asurya kenti Resen ve Nemrut adlarıyla Ruten adı arasında bir yakınlık olup olmadığı da düşünülmeye değer bir noktadır.


PİLVENK AŞİRETİ

Pilvenk aşiretinin İç-Dersim’de Yerleşik Olduğu Köyler
Kazılı (Gazili), Surgiç, Poxders, Karavelu, Cerxeh, Ağzunik, Suşank, Nacar, Ulupuxar, Gulbari, Fındıkan, Taptik, Margik, Balişer, Tanz, Ağbayır, Yeniköy, Mısadariç, vd.

Geleneği
Kendi geleneklerine göre, cedleri Şıx Delil Berxican’dır. Horasan’dan gelip ilkin Yukarı Pilvenk’e, daha geç dönemlerde ise Pertek mıntıkasına yerleşmişlerdir.

Kabileleri
Geleneğe göre Pilvenk kabileleri adlarını Şeyh Delil Berhican’ın aşağıda isimleri verilen dört oğlundan almışlardır:
Süleyman
Pir (-an)
Xelif (-an)
Keşkahor (-an)

Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” adlı yayınına göre ise Pilvenk aşiretinin iki kabilesi mevcuttu:
Zilanlı (Ziyanlı) ve
Halifanlı

Zilanlılar, halk arasında “Kösoğluyan” diye bilinenler olmalıdır. Bunların Gümüşhane-Kelkit bağlantısı önemlidir. Bu bağlantı bu aşiretin Yukarı Pilvenk mıntıkasına Gümüşhane-Kelkit’ten veya bu bölge üzerinden gelmiş olabileceğini düşündürmektedir.
(Daha fazla bilgi için bkz.:“Dersim’de Aşiret ve Ocak”, Dersim 38 Forum arşivi)

ŞIXMAMED AŞİRETİ
Kabileleri ve Köyleri
Şıxmamed aşiretinin kabileleri bu aşiret halkı tarafından şöyle sayılır:
Qêrezo (Qêreco, Khêrezo): Çewlik, Ko, Sırzê, Oğê köylerinde yerleşik.
Mêwaliyo: Kalemdüzü, Deregöl, Xêçe
Saverdiyo (Şah-Verdiler): Xêçıke (Hiçik) köyü halkı.
Sambego: (...)
Pasku: Xêçe köyündedirler. Bu kabileden olan bazı evler: Çê Mewê Neşi, Çê Baçe Ali.
Kherko: Xêçe köyü.
Mamku (Mamıko): Xêçe (Beltekinler bu kabile veya aşirettendirler).

Geleneği
Mursaye Ap Sılemani bu aşirete mensup bir halk ozanıdır. Yaşı yüzü aşkındır.
O’nun anlatımına göre de yukarıda adları geçen kabileler adlarını beş kardeşten (Khêrez, Mêwali, Saverdi, Pask ve Mamık) almaktadırlar. Bu beş kardeş Nazımiye’nin Khalmem köyünden dağılmışlardır. Bir kısmı orada (Harige’de) kalmış, geri kalanları Khalmem’den ilkin Vanarız’a, burası kendilerinden zorla alınınca da bugünkü Şıx-Mamed yöresine gelip yerleşmişlerdir. Bu bölgeyi Dem (Demo) adlı bir “Ermeni”den zor yoluyla aldıkları söylenmektedir.
Sade halkın “Ermeni” diye göndermede bulundukları genelde Dersim’in “Mıleto Khan” diye de anılan eski halk tabakasıdır (Khalmem-Khal Ferat tabakası). Bunların asıl Ermeni olmadıklarını birçok çalışmamda uzunca anlatmıştım.
Bu aşiretin Mamanlar (Mamakanlar) ile ilişkili olduğunu düşünüyorum. Dayandığım verilerden bir bölümü Şıx-Mamed aşiret adı, Khal-Mem yöresinden geldiklerine ilişkin gelenek, Mamku kabile adı ve gelenekte Domanê Khal Memi (Khal Mem Oğulları) aşiret grubunda sayılmalarıdır.


MİLLİ AŞİRETİ

Milli Aşiretinin Dersim Çıkışlı Olduğu Görüşü ve Bulunduğu Diğer Yerler
Dersim aşiretlerinden biri de Milli (Mılu) aşiretidir. Bu aşirete İç Dersim’in aynı adı taşıyan köyünde ve başka bazı yerleşmelerinde halen rastlanmaktadır.
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” başlıklı yayınında “Dersim’deki Aşiretler” başlığı altında bu aşiretin adı da geçmektedir. Bu kaynakta Milli aşireti iki referansla tanıtılır. Birincisi Dersim çıkışlı/orijinli (“Dersim’den ayrılmıştır”) bir aşiret olması, ikincisi ise “Maruf İbrahim Paşa’nın aşireti” olmasıdır.
M. Nuri Dersimi de Milli aşiretinin Dersim orijinli olduğunu yazmaktadır.
Milli aşiretinin bulunduğu yerler “Dersim” başlıklı bu kitapta Dersim, Diyarbekir ve Suriye havalisi olarak gösterilmektedir.
Cevdet Türkay’ın yayınladığı Osmanlı kayıtlarında “Milli” aşiretinin bulunduğu yerler bir yerde, Çemişgezek Sancağı, Teke, Diyarbekir, Çermik sancakları, Sivas ve Rakka olarak; bir diğer yerde ise daha ayrıntılı şekilde aşağıdaki gibi verilmektedir:
Erzurum, Diyarbekir, Çemişgezek Sancağı, Rakka, Mecidözü kazası (Amasya sancağı), Ergani, Teke sancağı, Bozok, Hamid, Sivas, Adilcevaz, Mardin, Kırşehri, Çorum sancakları, Harran Kazası (Meraş Sancağı), Ruha (Urfa), Tokad, Kelkid, Şiran, Eğin, Erzincan kazaları.
Burada bahsi geçen Osmanlı kayıtları Kırmanciye ve Dersim coğrafyasının Osmanlı hakimiyeti altına girdiği Çaldıran Savaşı sonrasına, kabaca 16. ve 18. yüzyıl arasındaki döneme aittirler.

Şerefname Neden Milliler’den Sözetmez?
Şerefname’de Zilan, Dınbıli, Melkişi (Çemişgezek aşiretleri) ve Melikan (Hasankeyf beyleri) gibi adlara rastlarız, ama Milli veya Milan adı altında bir aşiretten ya da konfederasyondan bahis yoktur. Eğer başka bir ad altında geçmiyorsa, kitabını 1597’de kaleme alan Şeref Han’ın koskoca Milan Konfederasyonu’ndan sözetmeyişi üstünde durulmaya değer bir konudur. Geleneklerin ve yaklaşık aynı dönemdeki Osmanlı kayıtlarının görmezden gelemediği Milliler’in Şerefname tarafından ihmali basit bir unutkanlık olarak görülemez. Bu konu üzerinde fikir yürütürken aklıma gelen ihtimallerden biri Şerefname’nin yazıldığı tarihte Milan ile Melkişi konfederasyonlarının bir ve aynı olup olmadıkları oldu. Ne var ki bu noktada kesin bir yargı oluşturamadım.

Milliler Hakkında Kaynaklar
Milli aşireti hakkında ulaşabildiğim kaynakların en önemlileri Mark Sykes’ın iki yazısıdır. Bunlardan ilki The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire (1908), ikincisi The Caliphs’ Last Heritage (1915) başlıklıdır. Sykes’ın bu yazıları 1906, 1907, 1908, 1910 ve 1913 tarihlerinde yaptığı toplam beş gezisinde tuttuğu notlara dayalıdır. Bu iki yazıda Milan aşireti hakkında hayli bilgi mevcuttur. Bu bilgileri bu aşiretin lideri Milanlı ünlü İbrahim Paşa’yla ilki Nisan 1906’da olmak üzere bizzat yaptığı görüşmelerden edinmiştir. Milan aşireti hakkında veriler içeren bir diğer kaynak ise M. V. Bruniessen’in Agha, Sheykh and State başlıklı çalışmasıdır.
Bu noktadan sonra söyleyeceklerim esas itibariyle bu kaynaklara dayalıdır.

Milanlı İbrahim Paşa’ya Göre Milli Aşiretinin Orijini ve Dersimliler ile İlişkileri
Milanlı İbrahim Paşa, Mark Sykes’ı “sağ omuzunu öperek” karşılar. “Bedevi/göçebe usulü” diyor buna Sykes. Daha sonra Karacadağ’daki Milli aşiretinin orijini, aşiretin ve konfederasyonun tarihi üstüne konuşurlar. İbrahim Paşa Milliler’i tüm diğerlerinden farklı “ayrı bir ırk/ulus” olarak tanımlar. Ardından bununla çelişiyor gibi görünen şekilde “Kürt” denenlerin Milli, Zillan ve Baba Kurdi olmak üzere üç kolundan sözeder (M. Şerif Fırat’ta Kormanco, Zaza, Babakürdi, SC). Ama hemen sonra Milan ve Zilan gruplarının Baba Kürtler’i Fars olarak gördüklerini ifade eder. Milli/Milan ve Zilan grupları arasında gerilerden beri süregelen bir rekabet ve düşmanlığın mevcudiyetine değinen İbrahim Paşa, daha sonra sözü Milliler ile Dersimliler arasındaki ilişkilere getirir. Milliler ile Dersimliler arasında bir fark olmadığını, bu ikilinin aynı olduklarını söyler. O’na göre “ırk” olarak Sincar Dağı’nın Ezdileri de Milliler’e mensupturlar (Bkz. M. Sykes, The Caliph’s Last Heritage, 1915).

İbrahim Paşa Anlatıyor: Milan Konfederasyonu`nun Tarihi
Eyüp Bey
İbrahim Paşa’nın anlattığına göre kendisinin dedesi Milli reisi Eyub Bey, büyük bir emirdi. 19’uncu yüzyıl başında (Osmanlı sultanı Mahmut döneminde), hükümet merkezi Cizre olmak üzere Bingöl Gölü’nden Sincar Dağı’na kadarki bölge O’nun yönetimi altındaydı. Kendi emirliğinin doğu sınırı ile Musul arasındaki topraklarda Revanduzlu Muhammed Bey, güney yaylalarında ise bütün bedevi aşiretlerin reisi olan Şeyh Sfug hükümrandı. Bu üç emir/reis arasında sürekli bir rekabet ve savaş vardı. Bunlar ne İstanbul’daki Sultan’ı, ne de Bağdat’taki Paşa’yı dinliyordu. Sonunda Osmanlı hükümeti Reşit Paşa’yı gönderdi üzerlerine. Revanduzlu Muhammed yakalanıp öldürüldü. Milanlı Eyub ile Şeyh Sfug ise Diyarbekir’de mahpusken öldüler. Böylece Osmanlılar (Türkler) bir zaman için bölgede hakim oldular.

Timawi Bey
Eyüp Bey’den sonra Milan Konfederasyonu’nun başına oğlu Timawi Bey geçti. Mısırlı M. Ali Paşa’nın Suriye’yi istilası sırasında Osmanlılar’a karşı Mısır ile işbirliği yaptı. Bu sırada Türk birliklerine saldırıp Mardin’i elegeçirdi. Ama Mısır geri çekilince Osmanlı üstünlüğü restore edildi. Milliler’in Bingöl Gölü’ndeki eski kamp yerlerine gitmeleri devlet tarafından engellendi.

Mahmut Bey
Timawi Bey’den sonra aşiretin ve konfederasyonun başına oğlu Mahmut Bey geçer. Ama aşireti Mahmut’u izlemez. Yaklaşık bu sıralarda (1850’ler?) Tai ve Şamar adındaki Arap aşiretleri Milliler’i Karacadağ’a kadar sürüp köylerini yağmalar, imha ederler. Şam Paşası’nın yolladığı birliklerin yardımıyla bu iki aşireti geri püskürten Mahmut, aşiretini Viranşehir’de toplar. İç anlaşmazlıkları ve kavgaları yatıştırıp konfederasyonun dağılmasını önlemeye çabalar. Birkaç yıl içinde büyük bir güç ve servet edinir. Viranşehir’de inşa etmekte olduğu kale Diyarbakır yöneticisi Ömer Paşa tarafından yıkılır, kendisi de tutuklanır.
Bu sırada 17 yaşında bulunan oğlu İbrahim, babasının isteği üzerine Mısır’a sığınır. Bir süre sonra Şam’a gelir. Burada tanıştığı Emir el-Hac’ın yardımıyla davasını İstanbul’da sultana götürür. Burada Milliler’in eski müttefiki Mısırlı yöneticilerden Khediv İsmail’le karşılaşır. O’nun aracılığıyla Sultan Aziz ikna edilerek babası Mahmut hapisten çıkarılır. Viranşehir’e dönen İbrahim aşiretin yönetiminde babasına yardım eder. Bir zaman sonra babası ölünce Milan Konfederasyonu’nun başına
İbrahim geçer.

Milanlı İbrahim Paşa
İbrahim Paşa’nın “Milan Konfederasyonu”nun başına geçmesi 1863 yılına rastlar Aşiretin geleneğini sürdürür. Hristiyanları korur. Zaman zaman da Diyarbekir tüccarlarını ve kervanları soyar. Bunun üzerine altı diğer aşiret reisi ile birlikte yakalanıp Sivas’ta sürgüne yollanır. Yaklaşık altı ay sonra annesinin yardımıyla kaçıp Malatya’daki “Kızılbaş aşiretleri”ne sığınır. Özellikle bu aşiretlerden “Sinaminli”ler arasında kalır. Mark Sykes ile görüşmesinde İbrahim Paşa, Sinaminliler’in de “Milli ırkı”ndan olduklarını söyler.
Osmanlı-Rus savaşı patlak verince asker İbrahim Paşa’nın peşini bırakır. Bu savaştan sonra Res el-Ain’deki Çerkez kolonisi ile dostluk kurar. Akıllı bir diplomasi ile etraf aşiretleri ve şeyhleri kendi çevresinde toplar. Çok geçmeden Milliler her zamankinden daha fazla güçlenirler.
Bu sıralarda Milan Konfederasyonu “Sünni Kürt aşiretleri”nin yanısıra Ezdi aşiretlerinin bir bölümü ile bazı Arap aşiretlerini de içermektedir. Konfederasyonun ve İbrahim Paşa’nın egemenlik alanı Urfa ve Rakka’nın yanısıra Diyarbakır surlarına dek dayanır. Sarayla ilişkileri iyidir. “Kürdistan’ın taçsız kralı” diye ünlenir. Sonraları diğer bazı aşiretlerle birlikte Hamidiye Alayları’na yazılır. Bu sırada ve İstanbul’u ziyaret ettikten sonradır ki kendisine “Paşa” ünvanı ve “General” rutbesi verilir. Bu sayede Tai, Jibbur, Anazeh ve Şamar gibi çevredeki Arap aşiretlere karşı daha da güçlenir. Onların iç ihtilaflarına karışarak bazı kesimlerini yanına alır. Güçlü Arap aşiretlerinden Kais aşiret şeyhinin bacısıyla evlenip bu aşireti kazanır. Bunu Afadli, Baggara ve Sherabin gibi başka Arap aşiretlerinin desteği izler.
Diğer aşiretler ve reisler Ermeniler’i soyup katlederken İbrahim Paşa Ermeni ve Keldaniler’i Viranşehir’e sığınmaya teşvik eder. Burada kurduğu pazar hızla büyür. Kervan trafiği Viranşehir’e yönelir ve Viranşehir’in önemi giderek artar. Tabi ki İbrahim Paşa’nın gücü ve serveti de. İbrahim Paşa’nın kentine dönüşür Viranşehir. Bu gelişmeler üzerine İbrahim Paşa soygun pratiğini bırakır. Artık kervanların güvenliği ile ilgilenmeye başlar (1904). Siverek dolayında kervanları soyan Karakeçi aşireti ile ve bu sırada kendilerine müdahale eden askerle çatışır. Sonunda Karakeçiler ile bir anlaşmaya varılır. İki taraf arasında evlilikler yapılarak bu anlaşma pekiştirilir. Askerle çıkan çatışmayı ve bir subayın ölümünü unutturmak için İbrahim Paşa Sultan’a 500 deve yükü yağ gönderir.
Böylece İbrahim’in şahsında Sykes’ın deyimiyle bir feodal baron, doğulu bir despot ve göçebe reis tipi belirir.
İbrahim Paşa’nın bazı zaafları, yetenekleri ve kuvveti ile Pontus kralı Mithridates’i anımsattığını söyleyen Sykes’a göre İbrahim Paşa karargah olarak kullandığı çadırının büyüklüğü ile övünüyordu. Birlikte oldukları beş gün zarfında (9-14 Nisan 1906) bütün işlerin hep bu büyük çadırda görüldüğüne tanık olmuştu. O’nun çadırında Atilla’nın ve Timur Lenk’in kamp hayatlarını tasavvur etmek kolaylaşmıştı (Bkz. M. Sykes, The Caliph’s Last Heritage, 1915, s. 319-327).
Hamidiye komutanları arasından özellikle iki isim devlet tarafından potansiyel tehdit olarak görülmüşlerdir. Bunlardan biri Botan’da adeta küçük bir krallık yaratan Miranlı Mustafa Paşa, diğeri de Milanlı İbrahim Paşa’dır. İbrahim Paşa, 1908 darbesi ile iktidara oturan İttihatçılar’ın otoritesini tanımaz. Bu sırada bağımsızlığını ilan etmek üzere ayaklanır, fakat yenilir (M. V. Bruniessen, a.g.y).
Sykes’ın ifadesine göre Büyük Ermeni katliamı sırasında İbrahim Paşa’nın 10 bin kadar Ermeni’yi ölümden kurtardığı tahmin edilmektedir. Yine O’nun anlattığına göre İbrahim Paşa’nın etrafında imparatorluğun her ırkından ve inancından insanlar vardı. Kimi vergi, kimi ticaret, kimi de anlaşmazlıkların çözümü için ona gelirdi. Osmanlı Büyük Veziri, Sykes’ın faaliyetlerini izlemesi için İbrahim Paşa’ya mektup göndermişse de, Milanlı İbrahim bu mektubu Sykes’a göstermiştir (Bkz. Sykes, The Caliphs’ Last Heritage, 1915, s. 318).

Mahmut Bey
İbrahim Paşa öldüğünde yerine oğlu Mahmut geçer. 1919’da bir ara vasal bir Kürt krallığı oluşturmaya niyetlenen Britanya’nın düşündüğü kral adaylarından biri bu Mahmut’tur (Bkz. M. V. Bruniessen, a.g.y).
Not: M. Sykes’ın verdiği harita incelenmeye değer.


Milan Geleneği
Mark Sykes, “The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire” (1908) başlıklı yazısında ve "The Caliphs’ Last Heritage" (1915) adlı kitabında Milanlı İbrahim Paşa’dan ve Dersimliler’den dinlediği şekliyle bu geleneği de kayda geçmiştir.
Milan geleneğinin Sykes’ın aktardığı versiyonuna göre Milanlar Şem’in çocukları olup Arabistan’dan (Güney’den diye yorumlanabilir) gelmişlerdir. Kimi Ezdi, kimi de Hristiyan’dır. Zilanlar ise Doğu’dan gelmiş “aşağı/barbar bir ırk”tırlar.
Bu geleneğin Milanlar’ın ağzından aktarıldığı açıktır. O nedenle burdaki “barbar” nitelemesi, Milanlar’ın Zilanlar’a kıyasla bölgede daha eski oldukları iddiasına bağlanabilir.
“Kürt” diye tanımlanan aşiretler bu gelenekte Milan, Zilan ve Baba Kürdi olmak üzere üç gruba bölünmektedir. Bunlar “Türkiye Kürtleri”nin üç şubesi olarak tanıtılmaktadır.
Milanları ayrı bir ırk/ulus olarak tanımlayan ve Dersimliler ile Ezdileri de bu gruba dahil eden İbrahim Paşa, Milan ve Zilanlar’ın Baba Kürdileri Fars olarak gördüklerini özellikle vurgular. İbrahim Paşa’nın anlatımına göre Milan-Zilan şeklindeki bölünme İslam istilasından çok önceki bir tarihe aittir. O’na göre başlangıçta 1200 kadar aşiretten bileşen Milan konfederasyonu zamanla dağılmış ya da dağıtılmış, bunlardan bir bölümü bu sırada kaybolmuştur.
Türkçü yaklaşımı nedeniyle pek güvenilir olmayan M. Şerif Fırat, kendisinin Varto Tarihi’nde bu gelenekteki grupların adlarını hem farklı verir, hem de farklı yorumlar:
Kormancolar: Fırat, Mil ve Zil olmak üzere iki gruptan oluştuğunu söylediği Kormancolar’ı başlangıçta Kürt olmayıp sonradan Kürtleşen grup olarak tanımlar. Fırat’ın bu yorumu, bu grubun başlangıçta “Türk-Türkmen” olduğu şeklindeki iddiası atılmak koşuluyla, dikkate değerdir.
Zazalar: Fırat; Zaza, Dümbeli ve Yezidi adlarını eşanlamlı kullanır.
Kurtbabalar: Fırat’ın Kurtbabalar’dan kastettiği Baban Kürtleri denenler olmalıdır.
Bu anlatımlardan hareketle bu gelenekte bahsi geçen grupları bazı çekincelerle birlikte Kırmanc (Milan-Zilan), Zaza ve Kürt şeklinde yorumlamak mümkün olabilir. Ek olarak Milan adının Dımıliler’e, Zilan adının ise Geliler’e karşılık düştüğü bir varsayım olarak öne sürülebilir.

Milan Geleneğinin Dersim Versiyonu
Bu geleneğin Dersim versiyonuna göre Milanlılar çok eski bir tarihte Arabistan’dan (Güney’den) gelerek Dersim’i yurt edinirler. Ama Doğu’da Osmanlı hakimiyetinin kurulacağı sıralarda kitlesel sığınmalardan ötürü Dersim ağzına kadar Kızılbaş aşiretlerle dolmuş vaziyettedir. Dersim’i kuşatan Müslüman çevrede "Ya Dersim taşarsa?" endişesi büyümektedir. Osmanlı yönetimi de Dersim çıkışlı bir istiladan/taşmadan korkmaktadır. Tehdit olarak görülen böyle bir taşkını önlemek için düşünülen çare Dersim’i boşaltmaktır. Dersim Sorunu’na çözüm olarak düşünülen bu uygulama Yavuz Selim’le başlar. O’nun veya vezirinin Dersim’i zor kullanarak boşaltma operasyonu bazı aşiretleri ulaşılması güç dağlık bölgelere çekilmeye zorlar. Buna fırsat bulamayan aşiretlerin bir bölümü ise topraklarını terketmek zorunda kalırlar. Bugün başlarında İbrahim Paşa’nın bulunduğu Milliler, işte bu tehcir ve iskan uygulaması sırasında güneye doğru inenlere mensupturlar.
Sykes’ın Dersim’de dinlediği gelenek özetle böyledir. Buna göre Milanlılar ilkin Dersim’i yurt edinmiş, etrafa buradan dağılmışlardır. Sykes’ın bizzat kendisi de Yavuz’un bahsi geçen Dersim seferi sırasında Dersim’den dışarıya doğru büyük bir göç hareketi yaşandığını kabul etmektedir.
(Bkz. Mark Sykes, The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire. Türkçe çevirisi için bkz. Seyfi Cengiz, Dış Kaynaklarda Kırmanclar, Kızılbaşlar ve Zazalar, s. 127-129).
“Dersim'in en eski sakinlerini” ve kendi zamanındaki Dersimliler’i Mil orijinli olarak tanımlayan M. Nuri Dersimi de Milanlılar’ın orijinal yurdunun Dersim olduğunu, etrafa buradan dağıldıklarını öne sürmektedir (Bkz. M. Nuri Dersimi, Hatıratım, s. 8).

M. Nuri'nin Dersim'de Mil Unsuruna Atfettiği Önem Dımıli Bağlantısı Kurulmadıkça Boşlukta Kalır
M. Nuri Dersimi Milan geleneğindeki etnik kümelerin adlarını Kurmanclar, Zazalar ve Babakürdiler şeklinde vermektedir.
Mehmet Nuri’nin dili Dersim’in sade halkının ve zengin Dersim geleneğinin dili değildir. Onun kitaplarında kendi kuşağının Dersimlileri tarafından kullanılan Kırmanc, Kırmanciye, Kırmancki ve Dımılki gibi kavramlara rastlanmaz. Fakat Dersim’de Mil öğesine büyük bir önem atfeder. Ne var ki, O’nun Dersim’de Milliler’e atfettiği bu önem Mil ve Dımıli adları arasında bir ilişki kurulmadıkça boşlukta kalır.

Popüler Etimolojide Milli-Dımıli Bağlantısı
Tam burada Kemal Badıllı’nın Kürtçe Grameri’nde rastladığım bu iki terimi ilişkilendiren halk etimolojisi anımsatılmaya değer. Badıllı’nın aktardığı popüler etimolojide Dımıli sözcüğü “Milliler’in arkası/kuyruğu” (bunu Milliler’den olanlar, Milliler’in izleyicileri tarzında anlamak mümkün) şeklinde yorumlanmaktadır.
Öyle görünüyor ki, İbrahim Paşa, Fırat ve Dersimi’de rastlanmayan bağlantı halkın kendisi tarafından çoktan kurulmuştur. Burada önemli olan bu halk etimolojisinin doğru olup olmadığı değil, Milliler ile Dımıliler arasında halk tarafından bir ilişki ve akrabalık görülüyor olmasıdır.

DEMENAN AŞİRETİ
Demenan tarihi bir kitap ya da kitapçığın konusu olmayı hakeden bir öneme sahiptir. Aşağıdaki yazı yalnızca kısa bir özettir. Bu özette özellikle kasetlere alınan söyleşilerden yararlandım. Eksiklikler ve hatalar mutlaka vardır. Bunlar tespit edildikçe gerekli düzeltmeler ve ekler yapılarak eldeki metin geliştirilmeye çalışılacaktır.

Adları
Demenan adı bazı kaynaklarda “Dedeman”, bazılarında “Ademi” veya “Ademan” (Bkz. M. Ş. Fırat) şekilleri altında kaydedilmektedir. Edip Yavuz’a göre M. Şerif Fırat’ın Zilan grubunda gösterdiği “Temehoran (Temelhoran)” aşireti, Demenanlılar’dır. Demenanlılar’ın Şerefname’de “Temelhoran (Temehoran)” adı altında Celali aşiretine bağlı bir oymak olarak anıldıklarını ileri sürmektedir. Celali grubu aşiretleri Zilan konfederasyonuna dahil idiler. M. Sadık Yiğitbaş’ın “Kığı” adlı kitabında ise “Demlek” adında bir köy ve “Dem oğlu Ali” diye bir kişi ismi verilmektedir. Bu veriler Demenan aşiret adının Mamakanlar’ın veya Dımıliler’in adlarıyla ilişkisine işaret edebilirler.

İç-Dersim’deki Yerleşmeleri (Köy, Köm, Mevki)
Azgu: Çê Murtê Sılê Bori ile Çê Welê Memê Mılê bu köydendirler.
Arekiyê: Demenan aşiret lideri Cıvrail Ağa, bu köydendir.
Bor: Çê Sılê Suri bu köydendir.
Giniyê
Xuloz (Xulozo): Sılemano Qız’ın okuduğu Zegeriyê Türküsü’nde (Hawa Zegeriyê) adı geçen Mursa ve Mustafa’nın bacıları Fidan, bu köyde oturuyordu.
Gêwrekê: Qemê Cıvê Kheji bu köydendir.
Hêgao Pil: Çê Hemê Mirzê Sıli bu köydendir.
Xozmeragê (Meraga Xozu, Hozmerek): Çê Momıdê Sılê Hemi bu köydendir.
Paga Alê Demi: Çê Xıdırê Phedıji bu köydendir. “Pagê“, terkedilmiş köy, harabe anlamlıdır.
Thimê (Yayla)
Zımê Guli
Kurvak (Kurvarık): Çê Alê Dewreşi bu köydendir.
Çola Ulasu (Zıme Guli köyü altında bir yayla)
Kırık (Yayla)
Şerxanu, Çhemê Şêrxanu
Harşiyê (Harşiya Lolu)
Khêla: Çê Alê Khali ve Çê Hemê Qemê Beleki bu köydendirler.
Vıle
Sagır
Gaxmu, Gaxmud: Bu köyün Yusufanlılar tarafından Demenanlılar’dan alındığı söylenmektedir (Bkz. Lawuka Zegeriye).
Salvenk
Merga Çeqerê
Çêrğat
Hakıjiyê, Akıjiyê (Bkz. Lawuka Zegeriyê)
Ğez (Yayla)
Diar (Yayla)
Khalkundur
Khêrengu
Kırnige (Yayla yeri)
Kheloske (Yayla)
Dêrê Alü (Dere Aliyu)
Mezra Sandalu
Qutiyê (Yayla)
Thot
Xuloz
vd.

Belli Başlı Kabileleri
Adları en sık anılan kabileleri şunlardır:
Kerdızu
Boruzu
Mıstu
Sandalu
Kırtu, Khırtu: Çê Sılê Suri (Borlu) bu kabile veya ezbete mensuptur. Çhemê Şerxanu köyünden olan evlerden biri Çê Kırtu diye bilinmektedir.
Kêrzu
Bolku: Çê Cıvê Kheji ve Çê Mursaê/Murtê Sami bu kabile veya ezbete mensupturlar.
Momedu
Hemu
Sımaylu: Çê Hesê Gewê bu kabile veya ezbete mensupturlar.
Moru
Mosku
Xırku: Çê Çhemê Şerxanu, Çê Samê Khedi ve Çê Besa Şiaê bu kabile veya ezbete mensupturlar.
Şerxanu
Murexanu: Çê Alê Heşi, Çê Hesê Alê Kuri, Çê Momıdê Sılê Khali bu kabile ya da ezbete mensupturlar.
İç Dersim’in başka bazı bölgelerinde ve çevre kesimlerde de Demenan kabilelerine rastlarız. Örneğin Hozat’ta ve Erzincan’da Bor’dan gelen ve bu nedenle “Boruzu” diye bilinenler vardır. Bu kabileyi Abasanlılara dahil edenlere de rastlıyoruz.

Büyük Evlerden Bir Bölümünün Adları ve Ait Oldukları Kabileler veya Köyler
Çê Cıvrail Ağaê Arekiyê (Arekiyê)
Cıvrail Ağa, Harput’ta oğlu Hesen Ağa ile birlikte idam edilen Demenan aşiret büyüğüdür. Aşiretin esas lideri Arekiyeli bu Cebrail’dir. Onu aynı adı taşıyan Cıve Khêji ile karıştırmamak gerekir.
Çê Cıvê Khêji/Çê Cıvrailê Kazımi (Bolku)
Bu eve adını veren Cıvê Khêji (Cıvraile Kazımi), ünlü Demenan direnişçilerinden Hemê Cıvê Khêji ile Qemê Cıvê Khêji’nin babasıdır. Fiili planda aşiretin askeri lideri gibi görünmektedir. Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” adlı yayınına göre Cıvrail Ağa’nın kardeşinin (Qemê Cıvê Khêji olmalıdır) Eylül 1931’de Alanlılar tarafından vurulması iki aşiret arasında uzun süren bir kan davası başlatmıştır. Demenanlılar'dan Mirzê Sılê Hemi'nin kardeşi İsmailê Silê Hemi, Alanlılar'dan ise Gewrekli Lazê Hesê Gêmi ve Kortasureli Wuşênê Seyd (Wuşênê Mozıki lakabıyla ünlüdür) de bu kavgada vurulurlar (Alan-Demenan kavgası için bkz. Lawuka Zegeriyê).
Diğer Evler
Çê Hesê Gewê (Sımayılu)
Çê Sılê Suri (Kırtu)
Çê Mursaê Sami (Mıstku)
Çê Murtê Heşi
Çê Hemê Sımê Khali, Çê Sılê Hemi, Çê Mirzê Sılê Hemi (Xozmerage)
Çê Sılê Bazari
Çê Khalê Gonci
Çê Alê Heşi
Çê Hesê Alê Quri
Çê Gulê Sımê Khali (Çê Samaliyê Gulê Sımê Khali)
Çê Xıdırê Phediji
Çê Mıstefaê Tornê Ali
Çê Gulê Suri
Çê Alê Khali
Çê Hemediyê Wuşênê Hemê Bege
Çê Samê Khêdi (Piyê Besa Şiae, Dewa Çhemê Şêrxanu ra )
Çê Kırtu
Çê Welê Memê Mılê
Çê Murtê Sılê Bori
Çê Hemê Qemê Beleki
Çê Alê Dewreşi

Bu evlerin pek çoğu tümüyle imha edilmişlerdir.

Aşiret Kavgalarında Demenanlılar (1931-1937/8)
Demenanlılar’ın aşiret kavgaları içinde sözü en çok edilenler Alanlılar, Avasanlılar (Şeyh Hasananlılar) ve Yusufanlılar ile yaptıkları kavgalardır. Özellikle Alanlılar’la kavgaları hem uzun sürmüş, hem de hafızalarda derin izler bırakmıştır.
Zegeriye Türküsü (Hawa Zegeriyê) 1931’den 1937/8’e dek süren bu kavgayla ilişkilidir. Dersim’in ünlü ozanlarından Sılemano Qız’ın Keman eşliğinde okuduğu bu ağıt bu kavgada vurulan Mursa ve Mustafa kardeşler üstüne yapılmıştır. Bu iki kardeş Demenanlı Lazê Alê Heşi’nin oğullarıdır. Ağıtta konuşturulan babalarıdır. Mursa ve Mustafa’nın diğer kardeşleri Hesen ile Fidan ise yaşamlarını 1938’de Marçig’deki toplu kırımda yitirmişlerdir.
Zegeriye Türküsü’ne konu olan Demenan-Alan kavgası iki taraftan da birçok genç ve aşiret ileri geleninin hayatına malolmuştur. Demenanlı İsmailê Lazê Sılê Hemi ile Alanlı Hesenê Gemi’nin oğlu Wuşenê Seydi (Wuşenê Mozıki) de bu kavgada kaybedilmişlerdir. Bu sıradaki Alan büyükleri ikisi de 38’de kurşuna dizilen Çukurlu Hesen ve Sülü ağalardır. Kavganın orta yerinde Demenanlılar tarafından barış için yollanan kadın elçilerin çabaları sonuç vermez. Ağıtta geçen “Bıko ma ceni kerd çeunê Alu, mıneta ma qevul nebiye” sözleri bu olaya referanstır. Alanlı Sülü Ağa barıştan yana çıkmışsa da, daha katı olan Hesen Ağa buna engel olmuştur. Ağıtta Mursa ve Mustafa’nın babalarının ağzından söylenen “Kıstena Mursa u Mıstefa ağaê mı beno sa, xımalo Mejivê Ağaê Oxiyê” sözleri Ohu ağalarına referanstır. Burada adı geçen Ohu, Alan-Demenan kavgalarının cereyan ettiği sıralarda, 1931-1936 tarihleri arasında, Palu'ya bağlı Ohu Nahiyesi olmalıdır. M. Sadık Yiğitbaş'ın Kiğı adlı kitabında hem bu Ohu nahiyesinden, hem de "Ohu ağaları"ndan sözedilmekte, hatta Ohu ağalarının şeceresi bile verilmektedir. Burada "Mejive" (Necip?) tarzında söylenebilecek bir ada rastlamadım. Türküdeki bu sözcüğü ve anlamını kesinleştirmek gerekir. Bu aynı kitapta aşiret veya aşiret-içi anlaşmazlıklar nedeniyle Dersim içinden Kığı'ya göçettikleri söylenen "Ulaşlar" (Şamoni Ulaşları) adlı kabile ile "Ohu Ağaları" arasında akrabalıklar kurulduğu söylenmektedir. Demenan kabileleri arasında anılan "Ulasu" ile bu "Ulaşlar" arasında bir bağlantı var mıdır, araştırmak gerekir. Ağıta adını veren Zengeriye denen mevki de netleştirilmelidir. Bu türküde Gaxmud ve Akijiye köyleri üzerindeki Demenan-Yusufan kavgasına da değinilir. Alan-Demenan kavgası ile Yusufan-Demenan kavgaları arasında paralellik kurulur.


Direniş Tarihindeki Yerleri (1937/8-1945/6 Peryodu)
İç Dersim’de özellikle geçimini hayvancılıkla sağlayan aşiretlerin hemen hepsinde 1938 öncesinde “Qol” adı verilen ve sayıları aşiretten aşirete değişen silahlı gruplar görülür. Bu gruplar, aşiretin askeri kanadı gibidir. Aşiretin güvenliği ve savunması onlara emanet edilmiştir. Devletin neredeyse süreklilik arzeden tedip ve tenkil seferleri sırasında direnişi organize edenler onlardır. “Qol” denen grupların herbirinin başında birer “Qolbaşı” vardır. Qemê Cıvê Keji’nin anlatımına göre Laç’taki direnişi ortaya koyanlar Demenanlı 16 seçkin savaşçı ya da “Qolbaşı”ydı. Sılo Qız’ın okuduğu versiyonda eksende Yivis olmak üzere bunlardan şu beş savaşçının adları anılır: Yivis Ağa, Qemerê Heseni, Hesenê Khalê Gonci, Hemedê Cıvraili, Aliyo Qız. Bunlara Sılo Phıt ve Hesê Gewê’nin de dahil olduğu başka tanıklıklardan ve anlatımlardan iyi bilinmektedir.
Bu ünlü silahşörlerin adları anlatımlarda kısmen farklı verilirse de, genelde aşağıdaki gibi sayılmaktadırlar:

Yivisê Seykhali
Borlu’dur. Savaşçı ve şair. Qemê Cıvê Kheji ile yapılan “Qesê Verê Locinê” başlıklı söyleşiye göre Laç direnişi sırasında 22 yaşındadır. Savaşçıların en gencidir. Sesi oldukça güzeldir. Şarkı söyleyerek dövüşür. Hem dövüşür, hem türkü söyler. Laç direnişinin sembol ismidir. Türküde onun ağzından “İvis vano, perode perodime, olım kare/kaye camerdano“ (“Perode dame pero, olım kayê camerdano”) denilir. Yine türkü söyleyerek dövüştüğü Dolu Baba (İksor)’daki bir çatışma sırasında Türk askeri içindeki milisler Yivisi dinlemek için Yüzbaşı’dan ve Demenanlı savaşçılardan bir saatlik ateşkes talebinde bulunup hep birlikte Yivis’i dinlerler.
Yiwis, Laç’taki çarpışmalarda öldürülen sayılı savaşçılardan biridir. O’nun ölümü Laç direnişinin sonu gibi görülür. Nasıl öldüğü tartışmalıdır. Qemê Cıvê Kheji, Yiwisê Seykhali öldüğünde kendisi ve kardeşi Hemedê Cıvê Kheji’nin onunla aynı grupta olduklarını söyler. Bir aralık askerin ateşi yoğunlaştığı ve giderek yaklaştığı halde arkadaşlarının silah sesleri azalmış, giderek kesilmiştir. Bunu farkettikleri için abisi Ahmet’le birlikte gidip arkadaşlarını ararlar. Onları derede yanında su bulunan bir mağarada Yivis’in cesedi başında bulurlar. Tırmandığı tepede topçuları etkisiz kılıp topu dereye yuvarladıktan sonra vurulduğunu öğrenirler.

Sılê Phıti
Başında bulunduğu “Qol”, 1946 affına kadar dağlardaydı. Laç’taki kavgada Ragıp Gümüşpala’yı esir almıştır. Gümüşpala, 1897 Edirne doğumludur. 1916'da Birinci Savaş'a katılır. 1917'de Asteğmen'dir. Birinci Savaş’ta yaralanıp İngilizlere esir düşer (1918). 1920 sonlarına kadar esir kalır. 1934'te Harp Akademisi'ni bitirip "Kurmay" olur. 1948'de Tuğ, 1951'de Tüm, 1955'te Kor, 1959'da Or-generalliğe yükselir. 1960'ta Üçüncü Ordu Komutanlığı'na atanır. 27 Mayıs darbesi bu görevi sırasında cereyan eder. Gümüşpala 27 Mayıs'a katılır. 6 Haziran 1960'ta Genelkurmay Başkanı yapılır. Ama bir süre sonra yönetime elkoymuş bulunan Milli Birlik Komitesi (MBK) tarafından tasfiye edilen diğer subaylarla birlikte emekliye sevkedilir. Bu tarihten sonra siyasete atılır. 11 Şubat 1961'de kurulan Adalet Partisi'nin kurucularındandır. AP'nin ilk Genel Başkanı’dır. 15 Ekim 1961 seçimlerinde İzmir'den Milletvekili seçilir. 1964'te kalp krizinden ölür. Süleyman Demirel'in AP Genel Başkanlığı'na getirilişi onun ölümünden sonradır. Görgü tanıkları Türk subayı Ragıp Gümüşpala'nın 1938’de Laç'ta esir düştüğünü anlatırlar. Bu kısa tanıtımın amacı da Alay veya Tugay komutanı olarak Dersim soykırımına katılıp Laç'ta esir düşen Ragıp Gümüşpala'nın sonraları Türk ordusunda ve siyasetinde önplana çıkan bir figür olduğuna dikkat çekmekti. Kariyerinde Genelkurmay Başkanlığı, parti başkanlığı ve milletvekilliği vardır. Partisi iktidar ortağı olduğu halde kendisi kabine dışında kalmayı tercih etmeseydi bu kariyerine bir de bakanlık ilave ederdi. 38 mukavemeti sırasında Gümüşpala Laç vadisinin derinliklerinde Dersim direnişçilerine esir düşer. Onun önemli biri olduğu omuzundaki yıldızlardan tespit edilir. Yaralıdır. Ama henüz yaşamaktadır. Onu Demenanlı ünlü direnişçilerinden Sılo Phıt bulur. Sırtlayıp sığınağa götürür. İlk müdahaleyi kendisi yapar. Yedirip içirir. Daha sonra zamanın en ünlü Dersim tabibini getirtip tedavi ettirir. Haftalar, hatta aylar geçer. Gümüşpala iyileşir. Bunun üzerine barbar Türk devletinin "haydut" diye hitap ettiği Sılo Phıt ve arkadaşları Gümüşpala'yı ateş hattına götürüp hiç bir karşılık talep etmeden Türk ordusuna teslim ederler. Onu öldü bilen, cenaze merasimini bile yaptırtmış olan Türk askeri başlangıçta olan bitene inanmazsa da, çok geçmeden kendine gelir. Serbest bırakılan Gümüşpala'nın ta kendisidir (Bkz. Cemal Taş, Heliyê Koyê Dêrsimi Sılo Phıt). Tarihin ender tanıklık ettiği feci bir soykırımın orta yerinde cereyan eden bu hadise, Dersim mukavemetinin TSK'ya verdiği bir etik dersi olarak tarih kitaplarında yerini alacaktır.
Görgü tanıklarından Qemê Cıvê Kheji ve Sengal Hatun, Laç’taki çarpışmalardan birinde Mustafa Kemal’in bizzat kendisinin de dizinden yaralandığını, daha doğrusu yaralı olarak kurtulanlardan birinin Mustafa Kemal olduğunu duyduklarını söylerler. Ne var ki, elde bu duyumları destekleyen çok sağlam veriler olmadıkça kesin konuşulamaz. Ragıp Gümüşpala olayının bu tarzda yorumlanması ihtimalini hesaba katmak gerekir.

Hesê Gêwê
Adı Demenanlılar’ın en namlı savaşçıları arasında geçer. 19-24 Temmuz (1938) tarihleri arasında cereyan eden Laç’taki çarpışmaların en şiddetlilerinden birinde, 24 Temmuz 1938 günü esir düşer. Bazı anlatımlara göre esir düştükten sonra Kırmızı Dağ’ın zirvesindeki askeri karargahta sorgulanır. Kendisine sorulan sorulardan biri kaç asker öldürdüğüdür. Buna cevaben, “Mı hefê ho guret, hefê maa u piyê ho guret, hefê tayinê ki serra guret” dediği aktarılır.

Hemê Cıvê Khêji ve Kardeşi Qemê Cıvê Kheji (Hemedê Cıvraili’ve Qemerê Cıvraili ra)
Bu ikili Cıvrail Ağa’nın çocuklarıdır. Laç’taki rolü nedeniyle kendisinden en çok söz edilen iki kardeşin büyüğü olan Hemê Cıvê Kheji’dir. Laç’taki mukavemeti yönetenlerden biridir. Qemê Cıvê Kheji, kendisiyle yapılan söyleşilerden birinde abisi Ahmet’in 1941’de öldürüldüğünü söyler.

Qemerê Heseni (Qemerê Hesenê Khalê Gonci)
Laç’ta Demenan aşiret büyüğü Arekiyeli Cıvrail Ağa’nın oğlu Uşên Ağa ile Hesê Gewê’nin esir edildikleri kavgada, 24 Temmuz 1938’de öldürülür.

Besa Şiaê ve Mirzê Sılê Hemi
Ünlü kadın direnişçi. Çhemê Şêrxanu adlı köyden Samê Khêdi’nin kızıdır. İlkin Lazê Dılê Yivi, daha sonra Mirzê Sılê Hemi ile evlenmiştir. Aftan sonra Elazığ’da kalır. Burada Demenanlı (Borlu) bir hamalla evlenir. Cesur, güzel ve savaşçı bir kadın olarak tanımlanan Besa Qerê’yi Elazığ yıllarından tanıyan Dersimliler, kendisinden son derece olumlu bir dille sözederler. Çhemê Şerxanu köyünden olup sağ kurtulabilen isimlerden biri Besa Şiaê, diğerleri Alo Qer ve Heso Xas’tırlar.
Mirzê Sılê Hemi’nin ilk eşi Sengal Hatun, ikincisi Besa Şiae’dir. Zel’deki çatışmada yaralanan Haydaranlı Hemo Sur da Mirzê Sılê Hemi’nin grubundadır. Mirzê Sılê Hemi’nin kardeşi İvraimê Sılê Hemi (Melek Hatun’un eşi) de, Sengal Hatun’un anlatımına göre Laç’taki savaşçılar arasındadır. Savaşçılar arasında bu evden Hemedê Mirzê Sıli ve oğlu Aliyo Qız da vardırlar. Aliyo Qız, anlatımlara göre 38'den 41’e kadar Cıvê Khêji ile birlikte işgal birliklerinin hareketlerini mercek altına almış, bir tür keşif faaliyeti yürütmüştür. Qemê Cıvê Kheji’yle yapılan söyleşide Hemê Cıvê Kheji ile Aliyo Qız’ın 1941’de öldürüldükleri söylenmektedir. Seyit Rıza'nın köyünde esir düştükten sonra barbarca işkencelere maruz kalmış, öldürülmeden önce bedeninin yarısı toprağa gömülerek gözleri çıkarılmiştır. Babası tarafından Aliyo Qız üzerine söylenen bir ağıt vardır (Bkz. www. mamekiye.de sitesi).

Uşên Ağa
Demenan aşiret büyüğü Arekiyeli Cıvrail Ağa’nın oğludur. Qemerê Heseni’nin öldürüldüğü çarpışmada Hesê Gewa Qerê ile birlikte esir edilenlerden biridir (24 Temmuz 1938).

Diğer Savaşçılar
Qemerê Uşênê Çhuli
Alê Mamudi
Seyd Hese
Qemê Sılê Bazari
Lazê Xıdê Xezê
Usê Xıdê Qemeri
Hesê Mışti
Uşenê Sey Khali

Direniş tarihimizde Demenanlılar’ın yeri önemlidir. Özellikle 38 direnişi onların damgasını taşımıştır. Qemê Cıvê Kheji ile yapilan söyleşilerde 1938’de Laç (Laş)’ta buraya sığınmış olan Asuru, Khalu, Abasunê Qoru (Abasunê Lertig), Bolio, Qırğu, Hıran, Semku, Beytu ve Heyderu gibi aşiretlerden de direnişe katılanlar olmuştur. Ama bunlar sayıca fazla değillerdir.
Ünlü şairimizin “Asmên ra roz vınet!” diyerek tasvir ettiği bu ünlü direnişin asıl yükü Demenanlılar’ın omuzundaydı.
Demenan aşireti 1938’de neredeyse toptan yokedilmiştir. Bu durum söyleşilerden birinde “Azê Demenu bıriya” veya “Aşıra Demenu ke nıka wes viyenê” tarzında ifade edilir.

Laç Türküsü (Hawa Derê Laçi)
Demenan direnişi ve kırımı üzerine yapılan bu ağıtın sözleri ve müziği Dersimli ünlü şairlerden Weliyê Uşenê İmami’ye aittir. Türkünün Sılo Qız, M. Areyiz, M. Çapan, Zılfi Selcan ve Dewres Baba tarafından okunan değişik varyantları Hawar Tornecengi tarafından yayınlandılar (Bkz. Dersim 38 Forum).
Dersim mukavemeti ünlü Laç Vadisi'nde bir başka biçime bürünmüştü. Laç Türküsü bu mukavemetin büyüklüğünü müthiş bir teşbih gücüyle "Dêrsım sero dame pêro, Asmên ra roz vıneto" diyerek ifade eder.
Onu Türkçe'ye çevirmek mümkün değildir.
Laç, direniş tarihimizde muazzam bir öneme sahiptir. Bu direnişi, direniş boyunda ve sonrasında gerçekleştirilen soykırımı konu alan türküde Laç’taki kuşatılmışlık ve yalnızlık tasvir edilir. Tarafsız kalan ve milis veren aşiretlerin tutumu protesto edilir. “Haq adırê aşiru wadaro, kes mare alakutare nêvano”, “Aşirê bebextiyê mekerê” sözleri bu serzenişi dile getirir. Ağıtta 1915 Ermeni soykırımı anımsatılarak yapılan “Aşiro rê vace eke teseliya ho ma Demenu ra kote, nafa ki sıma je Hermeniu qırkene erzenê dere” uyarısı direnişçilerin bilinç ve öngörüsüne işarettir. Diğer aşiretlere yapılan dayanışma çağrısı ve Bıra pêrodê, na qewğa aşire niya, merevê Kırmanc u zalımanê Tırkano” şeklindeki vurgu açık bir milli bilincin kanıtıdır. Direnişçilerin Dersim için dayanışma ve direnme çağrısı türküye hâlâ geçerli olan ulusal bir karakter kazandırır.
Laç’taki savaçıların yiğitliği “Gaê mıno şia”, “Vergê kataran” “Şerê mı” veya “Şerê mıno beran” gibi tabirlerle övülür. Hayli farklılaşan varyantları bulunmakla birlikte, Laç Türküsü’ne göre de burdaki direnişin ekseninde türkü söyleyerek savaşan Yivisê Seykhali vardır. Mukavemetin sembolü Yiwis’tir. Türküde adları en sık geçen diğer savaşçılar Qemere Heseni, Hese Khali (Hese Khale Gonci) ve Hemede Cıvraili (Heme Cıve Kheji)’dirler.


Notlar
1- Alan-Demenan kavgasında vurulanlardan Lazê Hesê Gemi, Dersimli ressam İbrahim Coşkun'un, İsmailê Sılê Hemi ise İsmail Kılıç'ın dedeleridir. Zegeriyê Türküsü’ndeki ilgili referans şöyledir: "Na hetra kışiyo Laze Hesê Gemi, bovera kışiyo İsmailê Sılê Hemi".
2- İsmail Kılıç'ın kaynaklarına (Nenesi Sengal, dedesi Mirzali, babası Sılema, Melek Hanım, vd) göre Laç'ta dövüşen 16 Demenanlı silahşörün adları şöyledir: Yivisê Sey Khali, Mirzê Sılê Hemi, İvraimê Sılê Hemi (Mirzê Sılê Hemi’nin kardeşi), Hesê Khalê Gonci (Qemerê Heseni), Hemê Mirzê Sıli, Aliyo Qız, Cıvê Khêji, Hemedê Cıvê Khêji, Qemerê Cıvê Khêji, Hese Gêwe (Hese Gêwa Qere), Qemer Ağaê Murexanu, Xıdırê Phedıji, Sılê Bazari, Seyd Hese, Hesê Khali, Sılo Phıt.
(Bkz. İsmail Kılıç, Demenan Aşireti, Dersim 38 Forum, 4 Ocak 2007).
3- Demenanlılar’ın toplu halde kırıldığı bazı mevkiler: Marçıg, Sahar, Vanku, Xozmeragê, Korta Ardi (Bkz. İsmail Kılıç, Demenan Aşireti-Eklemeler, Dersim 38 Forum, 5 Ocak 2007).

Yararlanılan Kaynakların Bir Bölümü
Sengal Hanım ve Hezer Hanım ile Besa Şiaê Üzerine Söyleşiler, Haydar Beltan
Saadê Tertele 38’i Melek Xanımê Keseykena, İsmail Kılıç (Bkz. Dersim 38 Forum ve www.mamekiye.de)
Heliyê Koê Dêrsımi Sılo Pıt, Cemal Taş, 26 Ekim 2005
Borlu Hüseyin Ağgül ile Söyleşi, Seyfi Cengiz, Şubat 2000
Saadê 38i Qeseykenê (Hermeta Mirzê Silê Hemi Sengal Xanımê Qeseykena), Ibrahim Kılıç, 1976
Çê Mirzê Sılê Hemi ra Sılema Tertele 38’i Sero Qeseykeno, İsmail Kılıç, 1 Nisan 2005
Lawuka Derê Laçi (Laç Türküsü)’nin İsmail Kılıç ve Hawar Tornecengi tarafından yayınlanan bütün versiyonları
Lawuka Derê Zegeriyê (Zegeriye Türküsü, Alan ve Demenan Kavgası)
Dersim Olaylarının Tanığı 85 Yaşındaki Mustafa Altun İle Röportaj, Mehmet Yıldırım, Temmuz 2002, Munzur Dergisi, Sayı:16
Qemê Cıvê Khêji Konuşuyor (Kaset), Söyleşiyi yapan: Ap Areyiz, 1991
Çê Sılê Bazari ra Ap Weliyo Demenız Qeseykeno (Kaset)
Qesê Verê Locınê (Qemê Cıvê Kheji İle Söyleşi), Cemal Taş
“Dersim”, Jandarma Umum Kumandanlığı
M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi
Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri
M. Sadik Yigitbaş, Kiğı

HIRAN (HARAN) AŞİRETİ
Adı
Cevdet Türkay’ın yayınladığı “Başbakanlık Arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar” adlı çalışmada belli başlı Dersim aşiretlerinin pek çoğu hakkında kayıtlar bulabiliyoruz.
Bahsi geçen arşivlerde Hıran aşireti hakkında şu kayda rastlıyoruz:
“Haran: Çarsancak ve Mazgird kazaları”.
“Hayranlı: Sivas ve Van (Muş kazası) eyaletleri, Tatarpazarı kazası”.
Çaldıran Savaşı sonrasına, en geç 17.- 18. yüzyıllara ait bu kayıtlarda Dersim’de bugün Hıran olarak söylenen ad yukarıda görüldüğü gibi “Haran” olarak geçmektedir. Bence adın aslı ve doğrusu da Haran (Harran)’dır. Yani antik Harran adının aynıdır. Nitekim antik Harran’dan da Osmanlı kayıtlarında Ruha (Urfa) sancağının “Haran nahiyesi” olarak sözedilir. “Hayranlı” şekli de çok büyük olasılıkla bu aynı adın bir versiyonudur.

Orijini veya Geleneği
Hıdır Öztürk adında 1917 Mazgirt doğumlu biri “Tarihimizde Tunceli ve Ermeni Mezalimi” (1985) başlıklı kitabında Osmanlı arşivlerinde Mazgirt’teki Hıran aşireti için “Mamık ile Konak adlarında iki şehzadeden birinin evlatlarıdır“ denildiğini aktarmaktadır (Bk. a.g.y., s. 48).
Ben bu kaydı kendim görmüş değilim. Ama bu kitabın başlığı ve içeriği hoşuma gitmese de bu alıntının doğruluğundan kuşkulanmak için sebep görmüyorum.
Burada adları geçen Mamık ile Konak, Mamakanlar’ın kendi orijinlerine ilişkin geleneğidir.Böylece bugünkü“Hıran” aşiretinin en azından bir bölümünün Mamıkan orijinli olduğunu, başka deyişle “Mıleto Khan” diye de tabir edilen Dersim’in eski halk tabakasına ait olduğunu öğrenmiş oluyoruz.

Bazı Kabile veya Ezvetleri
Azg
Mak
İkisi de Pulan köyünde bulunan Azg ve Mak sözlü gelenekte iki kardeş olarak tanıtılırlar. Haranlı ve Pulan köylü Sayın Bedri Çelikdemir, Hıranlılar’ın bir kesiminin bu iki kabile veya ezvet için “Ew Fılene” dediklerini söylemektedir. Bu Kırdaski tabir, “Onlar Hristiyan’dır” veya “Onlar Ermeni’dir” tarzında yorumlanabilir. Bu iki kabileye “Mere Alan” da denilmektedir.

Bazı Büyük Evleri
Mala Sıme, Mala Sıman/Simon (Pulan köyü)
Mala Mevali (Pulan)
Mala Use Mırte (Pulan)
Mala Uşe Cıvıke (Hüseyin Efendi): Quşxane köyündeki bu evin başı olan Hüseyin Efendi, devletle ilişkili biri olarak tanıtılır.
Mala Bete, Mala Ale & Mala Wele Bete
Mala Aliye Hamli

İç Dersim’deki Yerleşmeleri (Köy, Mezra, Mevki)
Polan, Pulan: Bu köyde Diyare Sin adında bir mevki bulunmaktadır. Diyare Sin ve Pulan köyünün ikisinin de şekil olarak yarım Ay’ı andırıyor olmaları dikkat çekicidir. Sin, uzak geçmişin Ay tanrısıdır. Bir Sümer kenti ile antik Harran’ın tanrısı olarak ünlüdür. Antik Harran’da bu tanrıya adanan tapınaklar bulundu. Bu tür tapınaklar bir gün Dersim Haran’ında da ortaya çıkarsa şaşırmamak gerekir.
İbn Mamud
Gevan, Geban
Reş Mezra
Sindam
Qele, Khele (Kale)
Qurçik, Khurçik
Beroj
Oruj
Dalık
Kamkamık
Xerva, Xereve: Bu yerin karşısında “Diyare Zilan” adında bir mevki/makam mevcuttur.
Khuşhane
Khuşhan Seinan
Melikyan
Germisi: 1938’in kırım mevkilerinden biri
Bardakçiyan (Bardakçı Kömü)
Basü
Hörs: Peri’de vaktiyle Hristiyanlar ve/veya Ermenilerle yerleşik bir köy
Köteriç: Hıran ve İzolan aşiretleriyle yerleşik bir köy
Diyare Kepur (Bir mevki)
Qorta Guri
Arnik
Are Xeleke: 1938’in kırım mevkilerinden biri
Sindam Deresi: 1938’in kırım mevkilerinden biri
Khirzi (Kırzı)
Harman
Bazıne Ali
Deşta Aşan
Zenan: Qurkurik köyü civarındadır.
Khcır, Kheceran
Şilk
Garsiyan: Hıranlılar ve Alanlılar ile yerleşik.
Şevki Mezrası: Hıran, Alan ve Haydaran aşiretleriyle yerleşik.

Bu listeye sonraki günlerde “Armen”in ekledikleri:
Mırzan
Boran
Zerıkan
Topan
Pırık
Celaqas
Ferej
Kepur
Kastun
Baxın

KARSAN, BİRMAN VE KUZUÇAN AŞİRETLERİ
Karsan Aşireti
Karsan aşireti yoğun şekilde İç Dersim’in Hakis ve civar köylerinde yerleşiktir. Bu aşiretin yerleşik olduğu bölgeler Osmanlı kayıtlarında mevcuttur.

Osmanlı Kayıtlarında Karsan Aşireti
Cevdet Türkay’ın yayınladığı “Başbakanlık Arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar” adlı çalışmada Karsan aşiretiyle ilişkili kayıt aşağıdaki şekildedir:
“Karsinli (Kersanlı): Erzurum eyaleti”.
“Karısanlı, Karışanlı: Dersim Sancağı (Harput Eyaleti). Ekrad”.

Karsan Adı
Hüseyin Hüsamettin, Amasya Tarihi adlı kitabında Amasya’nın daha eski adı olan Harşene (Canik) sözcüğünü açıklamaya çalışırken Karsan adı hakkında geniş açıklamalarda bulunur. Harşene adının orijinal şeklinin Karasan (Karisini) veya Karaçan olduğunu söyler. Ek olarak bir şecere verir. Bu şecerede adı geçen Karasan (Kara-Çan) adlı kişinin Çanlar (Sanlar) adlı antik Pontus kavminin ceddi olduğunu öne sürer. Amasya (Harşene, Canik) kenti ile bu kentteki Kale-i Bala (Ulu Kale)’nın Karaçan (Karsan) tarafından kurulduğunu söyleyen rivayetler aktarır. Sonuç olarak Hüseyin Hüsamettin, Kar-San aşiret adının ikinci kısmının Çan (Mamakan, SC) etnik adıyla bir ve aynı olduğunu düşünmekte ve bu görüşü destekleyen hayli veri ortaya koymaktadır. Bu görüşler Karsan aşiretini Kalmem grubuna (Mamakan, Çan) dahil eden Dersim geleneğini destekler mahiyettedirler. Türk milliyetçisi Kadri Kemal Kop (Sevengil) ise, 1933 yılında yayınlanan “Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğusu” adlı kitabında Truva Savaşı sırasında Amasya hükümdarının Karsan Han adında biri olduğunu söyledikten sonra, onun adıyla Dersim’in Karsan aşireti arasında bağlantı kurmaktadır.
Bu veriler Karsanlılar’ı Çanlar ile ilişkilendirmektedirler. Bu konuda daha fazla bilgi için Dersim ve Zaza Tarihi-Sözlü Gelenek ve Tarihsel Gerçek adlı çalışmanın III. Bölümündeki Tzanica ve Tzaniler başlıklı kısma bakılmalıdır.

Birman Aşireti
Hüseyin Hüsameddin’in Amasya Tarihi’nde Birman (Birim) aşiretinin de Çan kökenli olduğuna işaret eden bilgiler verilmektedir. Amasya Tarihi’nde yer verilen eski şecerelerde Birman (Barum, Bermi), Karsan’ın babası olarak geçmektedir.
(Ayrıntı için bkz. Seyfi Cengiz, Dersim ve Zaza Tarihi..., III. Bölüm, Tzanica ve Tzanlar başlıklı kısım).

Kuzuçan Aşireti
Mehmet Nuri Dersimi, “Kürdistan Tarihinde Dersim” adlı kitabında Kuruçay ilçesindeki aşiretler arasında Kozıçan adında bir aşiretten sözeder (a.g.e., s. 66). Bu aşiretin adı ile Pülümür’ün eski adlarından Kuzuçan (Evliya Çelebi’de Kuzujan, Mehmet Nuri’de Koziçan) birbirinin aynıdırlar. Pülümür’e adını veren belki de bu Kozıçan aşiretidir. Bu adlarla Koçan aşiret adı arasında da bir bağlantı kurulabilir.
Kozıçan adının ikinci kısmı Çan etnik adıdır.
M. Nuri, aynı kitabında Sultan Selim döneminde Dersim’deki Milan aşiretinden ayrılarak Kangal ve Divriği’nin Yellice ve Tekye nahiyelerine yerleşen Çanbegan aşiretinden (ve Canbegan mıntıkasından), aynı mıntıkada veya civarında bulunan Mamaş köyünden bahseder (a.g.e, s. 64). Hatıratım adlı kitabında ise Kangal’da Canikan adında bir aşireti kaydeder. Çanbegan ve Canikan büyük ihtimal aynı aşirettirler.
Bu adlarda da Çan öğesiyle karşılaşmaktayız.
Khalmem-Khalferat grubundan, yani Dersim’in eski halk tabakasından olup Dersim’e daha geç dönemlerde gelen aşiretler içinde eriyen veya varlığını onlara eklemlenerek sürdüren topluluklar vardır. Geç Dersimliler (Sonradan Gelenler) bazen onları ‘Ermeni‘ olarak tanımlasa da, Ermeni sanılan bu grupların genelde asıl Ermeni olmayıp Dersim’in eski halk katmanına ait olduklarını düşünüyorum.

Osmanlı Kayıtlarında Kuzuçan Aşireti
Cevdet Türkay’ın yayınladığı “Başbakanlık Arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar” adlı çalışmada Kuzuçan aşireti hakkında aşağıdaki kayıt vardır:
“Kuzucanlı, Kuzucak, Kuzucaklı: Niğde, İçel sancakları, Erzincan havalisi, Anamur kazası (İçel Sancağı). Yörükan taifesinden”.


ÇAREKAN AŞİRETİ
Şerefname’de Çarekanlar’a ilişkin bir bilgi yok.
Ulaşabildiğim Osmanlı kayıtlarında rastladığım bilgi şudur:
“Çarikanlı: Kiğı kazası (Diyarbekir Eyaleti), Haleb, Meraş. Konar-göçer Ekrad.”
(Bkz. Cevdet Türkay, Başbakanlık Arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar).
Bu kayıtlar Osmanlılar’ın Kırmanciye’de hakimiyet kurdukları Çaldıran sonrası döneme aittirler. Cevdet Türkay’ın yayınladığı belgelere göre 1608-1752 tarihleri arasında toplanmış verilerdir. Yani yaklaşık olarak Şerefname ve Evliya Çelebi Seyahatnamesi ile aynı döneme ait oldukları söylenebilir.
Yukarıdaki kayıttan çıkarılacak sonuç, Çarekan aşiretinin 1608-1752 tarihleri arasındaki bir dönemde Kığı’da bulunduğudur. O dönemde Kuzuçan’ın Kiğı’yı ya da Kiğı’nın Kuzuçan’ı içerip içermediği hakkında şu anda bir fikre sahip değilim. Buraya Çaldıran sonrasında geldikleri söylenebilir. Ama daha erken bir tarihte gelmiş olmaları da mümkündür. Daha kesin konuşabilmek için 11’inci yüzyıldaki Selçuk istilası öncesinde oluşan Eğil Beyliği’nin (Mirdasiler’in) Palu kolunun kuruluş ve yayılışına ilişkin ayrıntıları incelemek gerekir. Başlatıcısı Emir Timurtaş olan Palu Beyliği, Bağin ve çevresini içeriyordu. O’nun yönetim dönemi kabaca Akkoyunlular peryoduna veya hemen öncesine rastlıyor gibi.
Dr. O. Blau’nun orijinali Almanca olan 1862 tarihli “Dusık Kurden” başlıklı makalesinde Çarekanlılar (“Tscharikli”, “Sheik Hussein Oghlu”), Dujikler ortak adıyla bilinen Dersim aşiretleri arasında sayılırlar (Türkçe çevirisi için bkz. Seyfi Cengiz, Dış Kaynaklarda Kırmanclar, Kızılbaşlar ve Zazalar, Desmala Sure Yayınları, Şubat 1995).
Çarekanlılar ile ilgili bilgiler içeren kaynaklardan biri de Andranik’in “Dersim” başlıklı kitabıdır (Tiflis, 1901). Bu kitap Dersim orijinli bir Ermeni olan Andranik’in Dersim gezisinin ürünüdür. Bu gezinin tarihi 1888’dir. Altın Hüseyin ve Ağaşenliği’nde uzunca bir süre kalan Andranik, Şah Hüseyin Evi hakkında hayli bilgi verir. "Dış Kaynaklarda Kırmanclar, Kızılbaşlar ve Zazalar" başlıklı kitabımda Andranik’in kitabının özet bir çevirisi mevcuttur (a.g.y, s. 77-101).
Bu kitapta yerverdiğim çevirilerden biri de Mark Sykes’ın “The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire” başlıklı geniş çalışmasıdır. 1908 tarihli bu çalışmada Çarekanlılar’ın bahsi geçmez. Daha doğrusu bu ad altında kendilerinden sözedilmez. Çarekanlılar’ı kısaca değindiği “Kuzlichan” aşireti/bölgesi, daha küçük bir olasılıkla “Kiki-Kikieh (Chiehichieh)” başlığı altında düşünmüş olması mümkündür belki.
Ziya Gökalp’in “Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler” (Sosyal Yayınları) adlı kitabında da dolaysız şekilde olmasa da Çarekanlar’la ilişkili olabilecek bazı bilgiler vardır. Burada Mardin’deki “Kiki (Kikan, Kikanlılar, Kikiler)” aşiretinden sözedilir. Genelde “Kiki/Kikanlılar” adıyla bilinen bu aşiretin “Kiki Çerıkan” ve “Kiki Halacan/Khelecan” olmak üzere iki koldan oluştuğu söylenir. Mardin’e Van yöresinden geldikleri ve Diyarbakır’da da bulundukları not edilir.
Bu kitabında Gökalp, asıl Kikiler’in “Kiki Çerikan” denen kol olduğunu ve Kikiler’e “öküzü yorulmuş” manasında "Gawesti" adı da verildiğini yazmaktadır. “Kiki Çerikan” kolunun adındaki “Çerikan” sözcüğünün “çürük” anlamına geldiğinin söylendiğini belirten Gökalp, bunu yanlış bulur. Onun verdiği bilgilere göre Kiki Çerikan kolunun Kösekan, Azizan, Ömeran, Murikan, Remekan, vd gibi kabileleri mevcuttu. Kiki Khelecan’ın kabileleri ise şunlardı: Ömerkan, Temirkan, Hesenkan, vd.
Gökalp’ın Türkçü-Turancı biri olduğu iyi bilinen bir şey. Bu görüşlerinden dolayı Halecan kolunu Halaç (Kalaç) Türkleri, Çerikanlar’ı ise “Çaruklar” ile ilişkilendirir. Çaruklar’ın Diyarbakır ve Karacadağ’da da bulunduklarını, ama bunların Kiki adını alıp Kürtleştiklerini iddia eder.
Ali Kemali’nin “Erzincan” adlı kitabında da Çarekanlılar’a dair bazı bilgiler vardır. O’nun anlattığı bir öykü (yanlış hatırlamıyorsam Çarekanların eşyalarını öküze yükleyip yorulup durduğu yerde yerleştiklerini söylüyordu), bana Kikiler’in bir diğer adının da “Gawesti” (“Öküzü yorulmuşlar”) olduğunu söyleyen Ziya Gökalp’teki önemli ayrıntıyı hatırlattı. Dersim’deki Keykan ile Kiki adı arasında bir ilişki olup olmadığının da düşünülmeye değer olduğunu eklemeliyim.
Benim diyebileceklerim şimdilik bunlar.
Çarekanlılar’ın ve birkaç diğer Dersim aşiretinin Zaza kökenli olduğunu söyleyen Dersim geleneğine tekrar tekrar değindiğim için burada yinelemeye gerek görmedim.

M. Sadık Yiğitbaş'ın 1950'de yayınlanan "Kiğı" adlı kitabında Kiğı aşiretleri ve bulundukları köyler hakkında bilgiler verilir. Bu kitapta Çarekan aşireti de "Çarıklı" adı altında Kiğı aşiretleri arasında anılır. Yerleşik olduğu köyler şöyle verilir:
"Çarıklı aşireti: Sevkar, Arek, Arnes, Hakistun"
(Bkz. a.g.y).

"Kığı" adlı bu çalışmada Pülümür'ün adı "Pülömer", Hakis adı ise "Haküstün" olarak geçer. Bu kitapta adı geçen yerleşmelerden bir bölümü şunlardır:
Şen, Sakasor, Azakpert, Giransor, Karsini, Şamuni, Gejikan, Okçiyan, Karaçan, Çan, Simsor, Sivgelik, Demlek, Kortu, Himsor ve Hormek aşiretinin yerleşik olduğu Çarmeikarer, Maskanikarer ve Könükanikarer.

Evliya Çelebi'de "Kuzuçan" ve "Kuzuçan beyleri"ne bazı referanslar mevcuttur. Pülümür, O'nun seyahati sırasında "Kuzuçan" adı altında Erzurum'a bağlı 12 sancaktan biriydi. Bu sancakların adlarını kendi Seyahatnamesi'nde şöyle vermektedir:
Kara-hisar, Keifi, Pasin (Passin), Ispır (Siper), Khanis, Malazgir (Melazgerd), Bamervan (Mamrevan), Tekman, Kuzujan (Kurujan), Turtum (Tortum), Lejengerd (Mujtekerd), Mamar, Erzurum (merkez sancak).


Kığı Beyleri
Geçen yıl kaleme aldığım "Kığı Beyleri ve Dersim İçi İle İlişkileri" başlıklı yazımda, Kığı derebeyleri ve sancak beyleri hakkında hayli bilgi vermiştim. Burada merkezleri "Dimlek (Demlek)" köyü olan "Dönük Oğulları", Şerefname'nin aktardığı rivayetlere göre Goran veya Surek/Süveydi aşiretinden gelen Pazokiler, Mirdasiler'in (Eğil Beyliği'nin) Palu şubesinin kurucusu Emir Timurtaş'ın soyundan geldikleri rivayet edilen Yazıcı-Oğulları, Kığı'ya Balkanlar'dan getirilip yerleştirildiği anlaşılan Arnavut-Oğulları'ndan genişçe sözetmiştim.
Dersim İçi'ne yönelik tedip ve tenkillerde devletin bu beylerden Yazıcıoğulları'nın yanısıra başta Şadi aşiretinin reis evi Okçiyanlar olmak üzere Kığı'nın diğer nüfuzlu ailelerinden yararlandığını da not etmiştim.
Bu aynı yazıda oldukça yaşlı bir Çarekanlı'nın aşağıdaki sözlerini aktarmıştım:

"Acem Şah’ı Akkoyunlular’dan ayrılınca biz doğuya doğru göçüp Palu’ya yerleşmişiz. O tarihte sülalemiz 4-5 kardeşmiş. Bunlardan biri Palu’dan gelip Ağa Şenlik’e yerleşir. O sırada bu bölgede hükümet/devlet Kığı Beyi imiş. Bu bey, Altın Hüseyin’de oturuyormuş. Konağı burdaymış ve burada bir darağacı varmış. Bu beyin Altın Hüseyin adında çok güzel bir oğlu varmış. Köye de onun adı verilmiş. Ağa Şenlik’le Altın Hüseyin arasında bir canavar peydah olmuş. Hakkından kimse gelememiş. Sonunda kuvvetli bir kişi bu canavarı öldürüp kulağını Kiğı Beyi’ne getirmiş. Sonra da Kiğı Beyi’ne karşı ayaklanıp onu buralardan çıkarmış ve Altın Hüseyin’i kendisi ele geçirmiş".

Bu anlatıma göre Şah Hüseyin Evi'nden önce Pülümür yöresi Kıği beylerinden birinin elindeydi. Merkezleri Kığı'nın Dimlek/Demlek köyü olan beyler mi, bunlarla aynı veya ayrı olması olası Pazoki beyleri mi, Arnavut beyleri veya Yazıcıoğulları mı? Hangi Kığı beyi olduğu kesin değil. Suran Evi'nin yerleştikleri mıntıkayı ve diğer toprakları Şıxmamed aşiretiyle ilişkili Mankıli evi veya kabilesinden aldıkları bilindiğine göre, Pülümür yöresinin de Man-Oğulları'ndan (Mankıli)alınmış olması mümkündür. Şah Hüseyin Evi'nin Pülümür'e yerleştiği dönemde Kığı'nın da Man-Oğullarının kontrolünde olması ihtimal dışı değildir.
Bu dönemi, dolayısıyla Çarekanlılar'ın erken tarihini açıklığa kavuşturabilmek için daha önce de işaret ettiğim gibi özellikle Emir Timurtaş'ın kurduğu Palu Beyliği ve Kığı tarihi iyi çalışılmalıdır.


Eğil Beyliği ve Palu Şubesi
Eğil Beyliği ve Palu kolu da dahil bu beyliğin şubeleri hakkında daha önce yazmıştım. Başta Şerefname olmak üzere ilişkili kaynakların bir bölümünü de saymıştım. Çarekanlılar'ın kökeni ve tarihi hakkında daha fazla ayrıntıya ihtiyaç duyan arkadaşlar bu yazılara da bakmalıdır. Bunlardan biri "Kürt Aşiretleri, Gelenekleri ve Hanedanlıkları", bir diğeri de "Dersim'de Aşiret ve Ocak"tır.
Kendilerine kolaylık olsun diye Eğil Beyliği ve şubeleri hakkında Şerefname'de söylenenleri tekrar hatırlatabilirim. Hakkari'den gelen Pir Mansur bin Seyit Araç Piran'da yerleşir ve burada bir ocak kurar. O'nun torunu Pir Bedir Mirdasilerle yerleşik Eğil kalesini zaptederek bu ocaklı aileden gelme ilk Eğil beyi olur. Bir süre sonra Selçuk baskısı altında Hasankeyf'e sığınır. Emir Artuk, burayı istila ettiğinde öldürülür. Bu sıralarda "Bulduk" adında bir oğlu dünyaya gelir. Rivayete göre Bulduk büyüyünce Mirdasi aşiretinin adıyla da bilinen Eğil Beyliği'ni yeniden başlatır. O'nu üçüncü Eğil Beyi İbrahim izler. İbrahim'den sonra yerine oğlu Mehmet geçer.
Eğil beyliğinin kolları Emir Mehmet'in üç oğlu tarafından oluşturulur. Bu üç kardeş Emir İsa (Eğil merkezde yönetir), Emir Hüseyin (Çermik şubesini yönetir) ve Palu şubesinin kurucusu Emir Timurtaş'tır.


Suran, Yusufan, Cıban ve Çarekan aşiretleri ile Palu Beyliği'nin ilişkileri
Konumuz bakımından en önemlisi Emir Bulduk'un soyundan gelen Emir Timurtaş'ın Palu beyliğidir. Dersim içine doğru yayılan budur.
Dersim sözlü geleneğinde Palu'dan geldikleri, kökende Şafi Müslüman ve Zaza oldukları söylenen Suran, Ciban, Yusufan ve Çarekan aşiretleri benim kanaatime göre Palu Beyliği ve Emir Timurtaş Evi ile ilişkilidirler (İçlerinde çok daha erken bir tarihte Siverek'ten geldikleri söylenen Süveydi/Surek aşiretine mensup olanlar da vardır belki).
Bunlar Gökdere, Bağin, Pah, Merxo ve Kığı izerinden Dersim içine girerler. Örneğin Kığı'nın Yazıcıoğulları bir geleneğe göre buraya Emir Timurtaş tarafından yerleştirilmişlerdir. O'nu kendi cedleri olarak bilirler.
Misyonları Dersim İçi'ne karşı savaşmak, İç Dersim nüfuzunun büyüyüp yayılışını ve Kızılbaşlık inancının ilerleyişini durdurmak için çabalamak olmuştur.
Bunu bizzat kendileri yazmaktadır. Dolayısıyla Palu Beyliği'nin Dersim içine doğru bu yayılışı çok büyük olasılıkla merkezi yönetimin teşvik ve desteği ile mümkün olmuştur.


Emir Timurtaş'ın Şeceresi
Kısacası Emir Timurtaş'ın şeceresi önemlidir. "Şerefname" ve "Kığı" adlı kitaptaki bilgilere göre Timurtaş'tan sonraki Palu Beyi Hamza adında biridir. Hamza'nın dört oğlunun adları Hüseyin, Rüstem, Ali ve Yağmur şeklinde verilmektedir.
Bunların dönemi kabaca Akkoyunlular'ın çöküş dönemidir.
Palu beyleri çizgisi (yöneticileri) Rüstem üzerinden yürümüştür. Rüstem'in oğlu Cimşit, Safeviler'e karşı Yavuz Selim'in hizmetine girmiş, Palu'da tam 65 sene yönetmiştir. Bu dönem boyunca Osmanlılar'a sadık kalmıştır.
Cimşit'in beş oğlundan sözedilir, ama sadece üçünün adları verilir:
Hüseyin Can, Devletşah ve Hasan.
Cimşit'ten sonraki Palu beyi oğlu Hüseyin Can'dır. O'ndan sonra ise kardeşi Hasan yönetir.
Palu beyi bu Hasan, Serdar Mustafa Paşa'nın Şirvan seferinden dönüşte ölür. Geride iki oğul bırakır: Süleyman ve Muzaffer.
Yerine oğlu Süleyman geçer. Bu dönemde Palu beyliğinin bir bölümü Devletşah'ın oğlu Yusuf tarafından yönetilir. Yusuf'tan sonra ise Yusuf'un kardeşi Ahmet'i görürüz beyliğin başında.
Bu şecere ile "Çe Sa Uşen Ağay" ve "Suran Evi ve Beyliği" başlıklı yazılarımda verdiğim şecereler kıyaslanır ve birleştirilirse konu daha bir netlik kazanabilir.
Bazı Pülümürlü yaşlılar Şah Hüseyin Evi'ne adını veren Hüseyin'i "Suroğlu Hüseyin" diye tanımlar ve bu evin Pülümür'e Merğo'dan geldiğini söylerler. Burada bir karıştırma sözkonusu değilse, Suroğlu Hüseyin Ağa ile Çarekanlı Şah Hüseyin'in aynı kişi olup olmadıklarını araştırmak gerekir.
Bu yazıyı bitirmeden önce yararlı olabileceğini düşündüğüm bir iki şey daha ilave etmek istiyorum.
Mesudi (943)'nin verdiği "Kürt" aşiretleri listesinde "Kikan" adında bir aşiretin de adı geçer. Minorsky, EI'ın "Kürtler" maddesini yazdığı tarihte bu aşiretin Maraş civarında bulunduğunu söylemektedir (Bkz. EI, Minorsky, Kürtler Md).
Fahrettin Kirzioğlu ise Gürcü Kraliçesi Tamara'nın hizmetindeki "Kürt" Babır (Babırlı) aşiretinin liderleri Kolu Uzun-Oğulları'ndan sözettiği yerde Kafkasya'daki Aran'da "Çarek (Carek)" adında bir bölgeden bahseder (Bkz. Kars Tarihi).


ALAN AŞİRETİ
Ulaşabildiğim Osmanlı kayıtlarında Alanlar’ın adına rastlamadım.
Fakat Şerefname’de Küçük Loristan aşiretleri arasında “Alani” adında bir aşiret kaydedilmektedir.
Dersim’de “Alu” (Alanlar) diye bilinen aşiret sade halkın ve geleneğin ilk elde Khal Mem grubuna (Domane Khalmemi) dahil gösterdiği yedi aşiretten biridir. Bu aşiretler şu şekilde sayılmaktadırlar: Şıxmamed, Demenan, Alan, Lolan, Areyli, Haydaran ve Karsan.

Alan Aşiretinin Kabileleri
Khalmemu, Pera Khalmemu (Körtan)
İlasu (Kamer Özkan’ın mensup olduğu kabile)
Zilfu
Sosenu
Mamedu (Haceri)
Gulu
Paxuzu
Kermu


Büyük Evlerden Birkaçının Adları
Çê Wusênê Seyd (Wuşene Mozıki)
Çê Hesen Ağay
Çê Süli Ağay
Çê Memedê Ali
Çê Wusênê Gulavi
Çê Gemê Gulê Gemi
Çê Mursayê Khali
Çê Kekê Gülavi (Putik)
Çê Kekê Bêzê
Çê Kekê Senge
Çê Khale Zari
Çê Alê Heşi
Çê Yivê Gay (Kortu)


Alan Köyleri
Kortu
Qawax
Vuroz
Gêwrekê
Putik
Gomemiş
Vureze
Dewres
Korta Sure
Marike
Verê Vili
Dere
Qirim
Devda
Rastu
Govê
Pulê Kasu
Pazapu
Dere Kasu
Qıl
Çuxurê
Xeceriyê

Alan kabile, büyük ev ve köyleri hakkındaki bu bilgileri Alanlı ve Putik köylü Sayın Ahmet Çetinkaya’nın yardımıyla biraraya getirdim. Eksiklerin giderilmesi veya varsa hataların düzeltilmesi için katkıda bulunan olursa sevinirim.
Genel Okuma (Ek Bilgiler)
Alanlar'ın Adları
Alanlar, İrani bir halktır. İskitler, Partlar ve Sarmatlar’la ilişkilidirler. Onların tarihi önemli ölçüde İskit, Part ve Sarmat (Sauromatae, Syrmatae) gibi İrani grupların ortak/genel adları, bir dönem için de Vandallar ortak adı altında saklıdır.
Alan adı Arapça’da Al-Lan formuna girer.
Bir görüşe göre Alanlar, eski Massagetler’dir. Buradan hareketle Masqat (Mazkut)’ın eski sakinlerinin Alanlar’la ilişkisi kurulur.
Kaynaklar Çin’de bile Alan askeri kolonileri ve yerleşmelerinden sözederler (Bk. Enc. Of İslam, Alan Md).

Alan Aşiretleri
Sarmatlar içinde Alan aşiretleri ile karşılaşılır. Aorsi (Arsiya, Arisia, al-Larsiya), Roxolani ve Alani (A-lani) gibi. Aynı zamanda Sarmat aşiretleri olarak bilinen bu aşiretlere Lazyge (Lezgi, Lek veya Jazamatae, Jaxamatae) ve Siracian aşiretleri eklenebilir. Bunlardan Roxolani, Pontus kıralı Mithridat’ın Kırım savaşlarında, Aorsi ve Sirac-ian aşiretleri ise O’nun oğlu Pharnaces’in tarihinde müttefik olarak önemli yer tutarlar. Sırakene bölgesi adını sonraları Kars-Arpaçay boyuna yerleştirilen Alan aşireti Şirak’tan (Siracian) almaktadır.
Alanlar’ın dört aşiretten oluştuğunu söyleyen Müneccim-Başı, bunlardan üçünün adlarını Dhass, As ve Roxalani şeklinde vermektedir (Aktaran Minorsky, A History of Sharvan and Darband, s. 169).
“The Decline and Fall of The Roman Empire” kitabının yazarı Edward Gibbon, bu aşiretleri Jazyges, Alani ve Roxolani şeklinde Sarmatlar’ın kolları olarak tanıtır. Fransa ve İspanya’ya göçeden “ırklar” veya aşiretler arasında en önde gelenlerin “Lygian”lar (Lygi, Lek, Lezgi, SC) olduğunu yazar (Bkz. a.g.y, Vol. I, Everyman’s Library, 1910 ve 1993 baskıları).

Ossetler Alan Orijinlidir
Bir Alan aşireti olarak bilinen Aorsi (Farsça söylenişte As) aşiretinin adı Rusça’da Osset şekline girer. Kafkasya’daki Ossetler’in ataları Alanlar’dır. As veya Osset denince hep Alanlar anlaşılmıştır. Ossetler, Alan halkının son kalıntıları arasında mütalaa edilirler. Harzem çevresinden gelip Hazar Kralliğı’nın topraklarına yerleştikleri ve zamanla Ossetler diye bilindikleri kayddediliyor.

Dilleri
Sarmatlar ve Alanlar İrani bir dil konuşurlardı.
Ossetler’in dili Pehlevice’ye çok yakındır.

Dinleri
Abbasiler altında hâlâ Bizans Hiristiyanlığına bağlı bulunan Alan krallarının, 932’den sonra Hristiyanlığı bıraktıkları söylenirse de, Moğol istilası döneminde bile Alanlar (Osetler)’ın Hristiyan bölümlerine rastlanmaktadır (Bk. Minorsky, A History of Sharvan and Darband ve Enc. Of İslam’ın Alan Md).

Kısa Tarihleri
Alanlar tarihte M.S. 1’inci yüzyıldan beri anılırlar. M.S. 35, 72-73 ve 134-135 yıllarında Part hakimiyeti altındaki topraklarda, Ermenistan ve Roma eyaleti Kapadokya’da yayıldılar. 72 yılındaki Alan istilasına Alanlar’dan başka halklar da katılmış görünüyor. Ama tümüne birden sadece Alan olarak referans veriliyor. Tüm dağ halklarını (muhtemelen Geliler ve Deylemiler de bunlara dahildi) yanlarına aldıkları söylenen Alanlar, Gürcistan’ın yarısını ele geçirdikten sonra onlarla birlikte tüm Ermenistan’ı istila etmişlerdir.
Part-Roma çağına ilişkin başlıca kaynaklardan biri olan Erbil Kronikleri’ne göre Alanlar 134 yılında 20 bin mevcutlu bir orduyla Partiya’yı da istila etmişlerdir.
276 yılında, Roma imparatoru Aurelian döneminde Pontus, Kapadokya, Klikya ve Galata Alanlar tarafından istila edilir. Kendileriyle görüşen Aurelian, onları İran’a dönmeye ikna eder. Ama o ölünce Alanlar tekrar geri gelirler. Bu sefer de imparator Tacitus görüşür kendileriyle. Sonunda Alanlar aldıkları esirler ve yağma ile birlikte Phasis ötesindeki (Kimmer Boğazı’na) topraklarına çekilirler.
Gibon, “The Decline And Fall Of The Roman Empıre” adlı eserinde bazı kaynakların M.S. 276 yılındaki bu Alan istilasını İskitler’in istilası olarak tanımladığına işaret etmektedir. Ama “Probus’un Hayatı” adlı esere dayanarak İskit denen bu istilacıların gerçekte Alanlar olduğunu ortaya koymaktadır.
Böylece Alanlar’ın ait oldukları kavimler/aşiretler stokunun adıyla tarihsel kaynaklarda İskit (Saka, Askuza) diye de bilindikleri anlaşılıyor. Bu, Ermeni geleneğinde Sisak ve Alu aşiretleri arasında kurulan ayniyete güç kazandırıyor.
Bilindiği gibi Sisak (Si-Sak) adı İskit (Saka) adıyla ilintilidir. Bazı kaynaklar ise Alanlar’ı, Jazyge (Yazıgi), Roxolani, Gaeti, Dacian ve Bastarniler’le birlikte Sarmatlar grubunda gösterirler.
Dersim içi veya çevresinde yönettikleri anlaşılan bazı Arsakid (Part) krallarının anne tarafından Alan kralının kızı Sat’inik’ten geldikleri şeklindeki gelenek veya kayıt da Alan-Dersim bağlantısına kuvvet kazandırır.
Bizans tarihçisi Procopius, Alanları ve Vandalları Gotik halklar olarak tanımlar.
Onun anlattıklarından Alanlar’ın bir dönem boyunca Vandallar genel adı altında bilindiklerini öğreniyoruz. . Alanlar da dahil Vandallar’la birlikte hareket eden tüm diğer kavimler bu dönemde Vandallar ortak adıyla bilinmiş, Vandallar dendiğinde Alanlar da dahil tüm müttefikleri, özellikle “barbar” olarak nitelenen göçebeler akla gelmiştir. Bu dönem boyunda Alanlar 3’üncü yüzyılda Dinyeper vadisinde Germanlar’la bütünleştiler. 371 yılında Hunlar tarafından yenilgiye uğratıldıklarında, bir bölümü Osetya’ya yerleşirken, bir diğer bölümü Vandallar’la birlikte Afrika, Fransa ve İspanya’ya göçüp bugünkü Libya’da Vandal-Alan Krallığı’nın kurulmasında aktif rol oynadı (418-534). Hemen sonra da İtalya'ya girdiler. Böylece Roma imparatorluğu’nun yıkılması ve Roma’nın kendisinin istilasında rol üstlendiler.
Kaynaklar Bizans'ın Doğu hudutlarına yerleştirdiği Vandal-Alan esirlerden sözederler.
Toumanoff’un yazdığına göre 1200 ile 1450’ler arasında Siunia (Sisakan) eyaleti Mamakanlar’ın bir kolu olan Orbeliyanlar’dan Liparitler tarafından yönetilmiştir.

Ermenistan Geleneğinde Alanlar
Ünlü Ermeni tarihçisi Moses Khorenatsi Part hakimiyeti kurulduktan sonra Ermenistan’da çeşitli prenslikler teşkil edildiğine değinir. Bu sırada Kafkasya’da kurulduğu söylenen prensliklerden biri Aran (Albania) bölgesindedir. Kurucusu Sisak aşiretidir. Bölgenin Sisakan (Siunik) diye adlandırılışı da bu yüzdendir.
Khorenatsi, Sisak aşiretinin halk arasında “Alu“ adıyla bilindiğini, Sisak ve Alu adlarının bir ve aynı aşirete ait olduklarını yazmaktadır. Bu nedenle Aran diye de bilinen Kafkas Albaniası Aluank adını almıştır. Dersim dilinde de Alanlar’a tamıtamına “Alu” denilmektedir. Khorenatsi’nin aktardığı gelenekte Sisak (Alu) aşireti Gel (Gelam)’in soyundan gösterilir.
Khorenatsi’ye göre Alu ve Aran başlangıçta kişi adlarıdır. Aran Alu’nun; Uti, Gardman, Tsowdek ve Gargar adlı evler ve prenslikler ise, Aran adlı kişinin soyundan gelmedirler.
Böylece sayılan tüm bu aşiretler ve prenslikler Khorene’nin anlatımında Alanlar’a ait görünürler.
Bunlardan Uti, Kur nehri ile Sevan Gölü (Gelam Gölü) arasında bir eyalettir. Gardman, Uti eyaletindedir. Tsowdek ise, Khorenatsi’nin çevirmeni Thomson’un notuna göre güneybatı Ermenistan’da Dicle batısındadır.
Ermenistan tarihlerinde bahsi geçen Alu adı bana Alanlar’ı, onun soyundan olduğu söylenen Aran’ın, özellikle bir diğer Alan aşireti olarak tanımlanan Araveller’in adı ise Türk kaynaklarında bazen Araelli veya Artilli şeklinde kaydedilen Areyliler (Areyiz)’i çağrıştırıyor. Araveller (Aruel, Araveleank), geleneğe göre Alania (Ossetia) adıyla bilinen Alan ülkesi krallarının soyundan idiler. Toumanoff, Ermeni coğrafyasının Ayrarat bölgesinde gösterdiği Araveller’in adının en son 7. yüzyılda duyulduğunu yazmaktadır.
(Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Seyfi Cengiz, Dersim ve Zaza Tarihi, III. Bölüm)


KİMSOR, OKÇİYAN VE ŞADİLİ AŞİRETLERİ

Kimsor Aşireti
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” adlı yayınına göre Kimisor adı, Şadili aşiretinin ana dilinden bir kelime değil, bu aşiretin yerleştiği köylerden birinin adıdır. Şadili aşiretinin bu köye yerleşen kolu veya reislerinden biri zamanla bu köyün adıyla Kimisorlu diye bilinmiştir. Adı geçen kaynağa göre Kimisorlu adının Şadili aşiretine karşılık kullanıldığına da rastlanmaktadır (Bkz. JUK, Dersim, s. 104).
Bu aşirete mensup bazı kişilere göre Kimsor (Kumsor) adı “Kızıl başlık (lı)” (Kızılbaş) anlamına gelmektedir.


Okçiyanlar (Okçular)

Gelenekleri ve Adları
Kendi geleneklerine göre cedleri “Okçu Yusuf” adında biridir. Yedi kardeşi ile birlikte Mevlana Celaleddin Rumi’nin babası Baha Veled eşliğinde Horasan’dan Erzincan’a gelmiştir. Baha Veled, buradan Konya’ya gittiğinde, kimisi ona eşlik ederken, Okçu Yusuf ve geri kalanı Selçuklu Alaeddin Keykubat tarafından Mazgirt’e bağlı Bağin Kalesi ile Kiğı ve havalisine muhafız olarak bırakılmışlardır. Bu aynı rivayete göre muhafızlık/yaverlik anlamlı “Okçu” adı da buradan gelmedir (Bkz. M. Sadik Yigitbaş, Kiğı).
Bu gelenek, özellikle “Okçu” adı hakkındaki açıklama bana inandırıcı gelmemektedir.

Şadililer’le İlişkileri
M. Sadık Yiğitbaş, Okçular’ın aşiret olarak Şadilliler’den sayıldıklarını ve Şadilli diye de bilindiklerini söylemektedir. O’nun yazdığına göre, Okçu Yusuf ve kardeşleri Şadilli aşiretinin reisleridir (Bkz. a.g.y).

Dersim İçi İle İlişkileri
“Kiğı” kitabının yazarı Yiğitbaş’ın Mustafa Okçuoğlu’nun anlatımına dayanarak aktardığına göre, Okçular’ın cedlerinden “Mir Ahmet” ve “Mir Davut”, “Dersim’in gerek nüfuz, gerek mezhep bakımından Kiğı ve Palu’ya doğru ilerlemesine mani olmak” için uzun süre Dersim’e karşı savaşmış, “Dersim’in tedibine” memur edilmişlerdir. Bu hizmetlerine karşılık Selçuklu ve Osmanlı hükümdarlarınca kendilerine fermanlar ve ödüller verildiği kayddedilmektedir (Bk. a.g.e., s. 253-254 ve 352-353).


Şadililer
Şadililer, ilk Kürt hanedanlıklarının kuruluşunda önemli roller oynamış sayılı Kürt aşiretlerinden biridir. Şerefname’de “Eyyuboğulları” ile ilgili kısımda, Revadiler ve Şeddadiler adı altında anılırlar. Şeref Han, cedlerinin “Şadi bin Mervan” olduğunu söylediği Eyyübileri de Şadiler’le ilişkilendirmektedir. “Şadi bin Mervan”, Selahaddin Eyyübi’nin dedesidir.
“Revadiye” aşiretinden gelen Eyyübiler’in ilk yurtları Dvin yakınındaki Revan Ovası’dır (Sahat Çukuru).
Kaynaklarda Ravadi (Şadi, Şeddadi) ve Eyyübi diye bilinen hanedanlıkların her ikisinin de Rawadi aşireti ve hanedanlığından çıktığı kayddedilir. Ravadi ise, Minorsky’nin yazdığına göre, Hadhbani (Hazbani) aşiretinin bir kabilesiydi. İran-Irak sınırındaki Banu Annaz hanedanlığının yükselişi de Minorsky’e göre “Shadhandjan Kürtleri”ne, yani Şadiler’e dayanıyordu (Bkz. V. Minorsky, EI, Annazids).
İbnül Ezrak El-Fariki’nin kaleme aldığı Farkin ve Amed Tarihi’ndeki bilgilere göre Şadiler’in Mervaniler’le yakın ilişkileri vardı. Mervani Kürtleri’nin yöneticilerinden Said Ebu Nasr bin Mervan (1010/1011-1062), Yukarı Ermenistan ve Arran’ın (Aras-Kur arası) Şadi emiri “Manuçer-oğlu Fadlun”un kızıyla evliydi. Selçuklular kendi topraklarına yaklaştığında Mervani Emiri Nasıruddevle’nin Isfahan’daki Selçuk sultanına yolladığı heyette Şeddadi (Şadi) evinden olduklarını sandığım Farkinli Ebu’l Heyca Er-Revadi ile Emir Davud bin Eşkeri El-Qertiqi (El Kartıki) de varlardı (1085). Revadi ve Qertiki (Kartıki) gibi nisbeler Şadilerle ilişkili görünürler.
Farkin ve Diyarbekir 1086/1087’de Selçuklular ve müttefikleri tarafından ele geçirildi.
Kurucusu “Muhammed bin Şaddad bin Kartu/Kartii” (“Muhammed Şaddad b. Kartu”)’nin adıyla Şadiler, mensup olduğu aşiretin adıyla da Ravadiler diye adlandırılan hanedanlık 951 yılında Tebriz ve çevresinde, yani Azerbaycan’da kuruldu. Başlangıçta Deylemli Musafiriler’e bağlı olan Ravadiler/Şeddadiler, sonraları Bizans ve Selçuklular ile ittifak kurdular.
Erken Ravadiler “El-Azdi”ünvanı kullanmışlardır. Bu ünvandan hareketle onları Azerbaycan’ın bu parçasını ilk işgal eden Yemen aşireti Azdiler’le ilişkilendirenler vardır. Bu görüşü savunanlar orijinde Arap olan bu evin giderek Kürtleştiğini öne sürerler. Bu konudaki egemen görüş, Ravadiler’in gerçekte Kürt olduğu, ama karşılıklı evlilikler yoluyla zamanla karıştığı yönündedir.
Sonraki Ravadiler “El-Kurdi” ünvanı taşımışlardır. Şadiler'in (“Banu Şaddad”) esas üsleri Dvin (Dabil) ve Gence idi. Nitekim “Muhammed bin Şaddad bin Kartii” de, ilkin Dabil emiri olarak görünmüş (951), ardından 4-5 yıl kadar fiilen Azerbaycan emirliği yapmıştır. 970 yılında O’nun yerine geçen oğlu ancak Arran bölgesinde tutunabilmiştir. Bu sıradaki Gence emiri, Muhammed bin Şaddad’ın kardeşi olduğu sanılan Fadlun adında biridir.
Kısacası, Şadiler/Ravadiler adı ve hanedanlığı daha çok Arran (Albania, Alvank) diye bilinen Kur-Aras arasındaki Gence başkentli topraklara, yani Kafkas Azerbaycanı’na referans olarak görünür. Arran’daki ana merkezler Gence, Nahçıvan, Tiflis, Derbend (Demirkapı) ve Karabağ’dı. Enc. Of Islam’ın “Banu Shaddad” maddesine göre, o tarihte bu bölgenin halkına “Lezgiler” deniliyordu.
Ravadi ve/veya Şadi hanedanlıkları Selçuk ve Moğol istilaları sırasında son buldular.
1054 yılında Selçuklu Tuğrul Azerbaycan ve Arran’da belirince Arran emiri “Ebu’l Aswar” (ölm. 1067), Tuğrul’a bağlanır. Tuğrul’un Ani üzerine seferine katılır. Bizans’tan elegeçirilen Ani, Şadiler’in bir kolunun, Gürcü kroniklerine göre “Ebulasvar”ın oğlu Manuçar (Manuça, Menuçehr)’ın yönetimine verilir (Akt. Kirzioğlu, Kars Tarihi).
Böylece sonraki tarihlerde bu hanedanlığın Gence (Arran), Ani ve Dwin olmak üzere birkaç kolundan sözedilir. Bu kollar bazı kaynaklarda Büyük Şeddadlılar (Gence kolu), Küçük Şeddadlılar (Ani kolu) ve Şeddadlılar (Divin kolu) şeklinde adlandırılır. İslami kaynaklarda Şeddadlılar, “Ravadi Kürtleri” diye tanımlanır.
Bu hanedanlığın yöneticilerinden bir bölümünün adları şöyledir: Kartuk, Şeddad, Muhammed b. Şeddad (ölm. 955), Merzban (ölm. 985), Fadlun/Fadl I (Fazl, 985-1031), Leşkeri Ali (1031-1046), Nuşirvan (1049-?), Ebu’l Esvar (Ebu’l Süvar/Şavur/Şabur, 1020-1067).
Bunlardan Ebu’l Esvar, 1064’te Selçuklu Alparslan’a bağlanarak onunla işbirliği yapmıştır. Üç oğlunun adları, Fadlun II, Ebu Nasr (1067-1105) ve Ebu Şuca Menuçehr’dir (1064-1110).
Urfalı Matthew, kendi kroniğinde, Ukayli Kureyş bin Bedran’ın yanısıra Ebu’l Uswar’ı da Malazgirt savaşında Selçuklu Alparslan’ın müttefikleri arasında saymaktadır. Ebu’l Uswar, bahsini ettiğimiz Şeddadi emiridir. Ama Matthew’in kroniğinde kronolojik hatalar vardır. Çünkü bu tarihte ne Kureyş bin Bedran ne de Ebu’l Uswar hayattadır. Malazgirt’te Selçuklular ile ittifak halinde Bizans’a karşı savaşanlar, bu ikilinin çocukları veya yakınları olmalıdır.
Bu savaşta Saltuk, Artuk, Danişmend ve Mengücek de varlardı. Dersim geleneğinin bazı parçaları bu döneme referanslar içerir. Sözgelimi geleneğin sözünü ettiği Selçuklularla evlilikler daha çok bu döneme referans gibi görünürler. Ebu’l Esvar’ın oğlu Gence Emiri Fadlun II (1067-1088), Malazgirt’te Selçuklu müttefikleri arasında sayılan, hatta esirler arasındaki Bizans imparatoru Romen Diyojeni teşhis ettiği söylenen ve Şadi adıyla referans verilen kişi olabilir.
Fadlun II öldükten sonra Arran’ın çoğu Melik Şah tarafından işgal edilir. Bağımsızlığı son bulduğu için Şaddad Evi’nin bu işgalden sonraki tarihini izlemekte güçlükler çıkmaktadır. Ama Ani kentinin 1130’a kadar genelde Şadiler’in yönetimi altında kaldığı sanılıyor. Minorsky’nin yazdığına göre, tam bu sıradadır ki (1130’lar), ünlü Selahaddin Eyyübi’nin dedesi Şadi, Dwin’den Irak’taki Tikrit’e göçetmiştir.
Hüseyin Hüsameddin’in Amasya Tarihi’nin birinci cildinde kendilerinden Amasya’nın ünlü sülalelerinden biri olarak sözedilen Şadgeldiler (Kutlu Şahlar) ile Dersim’in Şadilli aşireti arasında bir bağlantı olduğuna inanıyorum. Onlar Amasya ve çevresine Kafkasya’daki beylikleri dağıtılınca göçmüş veya göçettirilmiş olabilirler.
Amasya Tarihi’nde Amasya çıkışlı gösterilen Şadgeldiler (Amasya Beyliği), Yılmaz Öztuna’nın Devletler ve Hanedanlar adlı kitabındaki bilgilere göre merkezi Amasya olmak üzere Amasya, Merzifon ve Tokat’ta yaklaşık 53 yıl hüküm süren bir beylik kurmuşlardır.
Kutlu-Şahlar adıyla bilinen bu beyliğin (1340-1393) yöneticileri babadan oğula şu şekilde verilmektedir:
Hacı Kutlu Şah (1340?-1361): Tâcüddin Altınbaş’ın manevi oğludur.
Hacı Şâdgeldi Paşa b. Kutlu Şah (1361-1381): Amasya emiri. Hüseyin Hüsameddin ondan “Amasya hükümdarı Şemseddin Şadgeldi Paşa bin Kutlu” diye sözeder ve onun “Akçakoyunlu kabilesi/oymağı mensubu” olduğunu yazar. Kadı Burhaneddin tarafından öldürtülmüştür. Mezarı Amasya’dadır ve Şadgeldi Paşa Türbesi olarak anılmaktadır. Hüseyin Hüsameddin’e göre 1371’de Amasya hükümdarı iken ölmüştür. Onun soyundan gelenler Şadgeldiler olarak bilinmişlerdir. Amasya Tarihi’ndeki bilgilere göre onun torunlarından Şadi Bey’in kızı Saru Hatun Amasya’daki Halkalı Dede Türbesi’nde yatmaktadır.
Hüseyin Hüsameddin, Şadgeldiler sülalesinden Divitdarlı (Divitdar Ahmet Paşa’nın soyu) ve Buraklı adlarıyla bilinen iki büyük kol çıktığını ve bunların değişik ünvanlar altında varlıklarını 19. Yüzyıla kadar koruduklarını kaydetmekte ve Amasya’nın Öz Nahiyesi’nin Şeyh Şadi köyünde yaşamış “büyük velilerden Şeyh Şâdi”den sözetmektedir. Karakeçioğulları’ndan Muslihuddin Musa Bey’in onun için 1409 yılında Şeyh Şadi köyünde bir tekke ve türbe yaptırdığını söylemektedir. Hüseyin Hüsameddin, Amasya’nın Öz Nahiyesi’nde genellikle Bayındırlı, Akçakoyunlu (Akkoyunlu diye anlayın, SC), Esenli ve Karakeçili gibi “Özbeöz Türkmen aşiretleri” bulunduğunu yazmaktadır.
Fahrüddin Ahmet Paşa b. Şadgeldi (1381-1393): Amasya Tarihi’nde ondan Şadgeldi Paşazade Divitdar Ahmet Paşa olarak sözedilir. Candaroğlu Kötürüm Bayezid’in damadıydı. Kızını Kadı Burhaneddin’le nişanladı. 12 yıl Amasya ve çevresini Osmanlılar’ın Amasya sancak beyi olarak yönetti.
1393 yılında Amasya doğrudan doğruya Osmanlı devletine ilhak edildi.
Bu emirler Eretnaoğulları’na, Kadı Burhaneddin’e, 1381’den itibaren de Osmanlılar’a tabi olarak yönetmişlerdir (Bkz. Y. Öztuna, Devletler ve Hanedanlar, s. 86; H. Hüsameddin, Amasya Tarihi, Ankara, 1986, sadeleştirenler: Dr. Ali Yılmaz ve Dr. Mehmet Akkuş, cilt 1, s. 45, 99, 115, 158-166, 202-203, 262-263, 280-287).

Şadiler bir dönem boyunca Karakoyunlu, daha sonra da Akkoyunlu konfederasyonu içinde yeralmışlardır. Akkoyunlu hanedanlığı yıkılınca Safevilerle ittifak içinde görünürler.
Dersim’in Kürt kökenli aşiretleri Şadililer başlığı altında toplanabilir.
Pilvenk ve Karaçor aşiretleri bile bazı çevreler tarafından Şadili veya onlarla ilişkili gibi gösterilirler. Kimisi bunlara Kimisorlular ile Okçular’ı da ilave eder.


KIRĞAN AŞİRETİ
Kırğan aşireti Dersim’in Şeyh Hasan-Seyit geleneğinde Şeyh Hasananlılar’ın kollarından biri olarak gösterilir. Cedleri “Kırğ” (Bava Türküsü’nde “Kırğu Kor”), bu geleneğe göre Şeyh Hasan’ın dört oğlundan biridir.
Kırğanlılar’ın mürşit ve pirleri Derviş Cemallılar’dır. Kendilerine pek uzak olmayan Derviş Cemal köyünde oturur bunlar. Rehberleri ise Seyit Rıza evidir. Bu eve hizmet veren bir aile sonraları Kırğanlılar arasında “Tikme” olarak görevlendirilmiştir.

Kırğan Yerleşmeleri (Köy, Mezra)
Şinê
Sakak
Meterisa
Bornagê
Muskuragê
Rengulê
Askesor
Vere Khela (Şine bağlı)
Qenda (Khenda)
Gewrıkê
Mamles köyü
Derê Ariyê (mezra)
Derê Sılê Mersi
Hegayê Teli (mezra)
Mengusa köyü (bu köyün adı bazı yaşlılarca Mengüçler’le ilişkilendirilmekte ve halkına da yer yer “Rumi” denmektedir)
Boruca (mezra)


Kırğanlılar’da Bazı Kabile, Ezvet veya Büyük Evler

Satoğliya (Şat Oğulları)
Şinê, Sakak (Şakak), Meterisa köylerinde yerleşik. “Şat oğulları”nin lideri “Şad/Şat oğlu Süleyman”dı. Bava olayı yüzünden Seyit Rıza ile karşı karşıya geldi. Bu kabilenin kendi içinde Mirosan (Miroso), Dewresa (Dewreso), vd gibi bazı kolları sayılmaktadır. Bunlardan Mirosa kolunun Seteriyê’den geldiği söylenir (“Mirosan Seteriyê ra ame”). Kırğanlılar’ın Sat/Şat-Oğluyan kabilesi ile Kalan grubu içindeki Satkan kabilesi arasında ad benzerliği dışında bir ilişki olup olmadığı araştırılmaya değerdir.

Sarxana (Sarhana, Saruhan)
Askesor köyü.

Şıxka-n (Şeyhan)
Bornagê, Muskuragê, Rengulê köylerinde yerleşik. Bu kabile de dahil bütün Kırğan aşiretinin Deşt yöresine Halvori karşısındaki Zağge’den geldiği söylenir (“Vane butı Kırğu Zağge ra ame”). Sat-oğulları’nın Mirosa kolunun Seteri’den geldiği de söylendiğine göre, bu bilgiler, Kırğanlılar’ın Deşt yöresine Seteriyê ve Zağge üzerinden geldiklerine yorumlanabilir.

Muzıra-n
Bornagê, Rengulê, Vere Khela (Şine bağlı). Bornagê köyünde “Bonê Ocağ” adında bir mekan vardır.

Balıka-n
Musqıragê köyünde yerleşik. Sat-oğulları ile akrabalıkları vardır.

Sımka-n Ezveti
Bornagê köyünde yerleşik. Aşiret halkı tarafından “köle” ya da “reaya” gibi tanımlandıklarına tanık olunmaktadır. Bu referans bu kabilenin daha eski halk tabakasına ait olduğuna yorumlanabilir.

Çê Demıra-n
Tastagê (Teştek) ve Sakak köylerinde yerleşik.

Kırğan aşireti hakkındaki yukarıdaki özette bu aşiretten Sayın Celal Taş’ın verdiği bilgilerden de yararlandığımı belirtmeliyim.
M. Sadık Yiğitbaş’ın Kiğı adlı kitabında “Bereket”, “Sarıhan” ve “Solhan” aşiretleri Harzem orijinli gösterilirler. Bu kaynakta Solhan aşiretinin “Harzemşah” adında bir köyünden de sözedilir (Bkz. a.g.y., s. 47).
Dersim’in Bahtiyar, Kırğan ve İzol (İzollu) gibi bazı aşiretlerini de Harzemşahlar’la ilişkilendiren kaynaklar vardır. Örneğin Hıdır Öztürk’ün kaleme aldığı “Tarihimizde Tunceli (Ermeni Mezalimi)” adlı kitapta Kırğan ve İzol aşiretleri Harzemiler’le ilişkili gösterilmektedir. 1985’te Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından yayınlanan bu kitaptaki bilgilerin güvenilirliği oldukça tartışmalıdır.
Hıdır Öztürk bu kitabında Kırğan adını Celaleddin Harzemşah ordusunun kumandanlarından “Kırhan” ile ilişkilendiriyor. Onu Kırğanlılar’ın isim babası olarak gösteriyor. Celalleddin Harzemşah ile birlikte Dersim’e geldiğini, öldürüldüğünde ilkin Tujik Dağı’na, daha sonra ise buradan alınıp Hıdır Damı’na gömüldüğünü söylüyor. Öztürk’e göre İzol aşireti, Kırğan (“Kırhan”) aşiretinin bir koludur. Onlara İzollu denmesi, bir görüşe göre, yerleştikleri yerden dolayıdır. Bu adı sonraları İzol adındaki yerleşmeden almışlardır. Bilal Aksoy’un aktardığına göre Dersim’deki İzollular Diyarbakır-Siverek arasındaki Karacadağ’dan geldiklerini söylemektedirler.
Kırğanlılar’ı Harzemşah ordusu ile ilişkilendirenlerin dayanaklarından biri Kırğan aşiret adı ile bu aşiretin kolları arasında sayılan Saruhanlar (Sarxana)’ın adıdır. Bazı kaynaklar Celalleddin Harzemşah’ın Saruhan adında bir diğer kumandanından sözetmekte ve onu Saruhan Beyliği’nin isim babası gibi göstermektedirler.
Halk, aşiret ve yer adları elbette önemlidirler. Ama bu tür ipuçları başka veriler tarafından desteklenmedikleri sürece tek başlarına yeterli kanıt gibi görülemezler. Sadece ad benzerliğinden hareket edilirse Kırğan sözcüğünün ünlü Dede Garkın ve/veya Şeyh Kırık (Şeyh Garik) adıyla ilişkisi de kurulabilir. Hüseyin Hüsameddin’in Amasya Tarihi, bu kentteki Baba İlyas ocağının halk arasında Şeyh Kırık (Şeyh Garik) tekkesi olarak bilindiğini yazmaktadır.
Yeri gelmişken bazı araştırmacıların Germiyan ve Harzem adları arasında kurduğu özdeşliğe de işaret etmeliyim. Ek olarak Artuklular’ı “Gimri”, Çubuk-oğulları’nı ise Germiyan aşiretiyle ilişkilendiren görüşlere rastlamaktayız. Yılmaz Öztuna, Çubuk Bey’in Dersim ve çevresindeki fetihlerini Germiyan aşiretine dayanarak yaptığını söylemektedir (Bkz. Devletler ve Hanedanlar).
Süryani kronikçi Ebu’l Faraj, Kır-Han’dan “Kair (Gair) Han” diye sözeder. Selçuk sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev’in, 1237’de, yani Babai ayaklanmasının hemen öncesinde isyan edeceklerinden korktuğu Harzemiler’e saldırıp Kır Han’ı esir ettiğini, bunun üzerine geri kalan Harzemiler’in geçtikleri yerleri yakıp yıkarak Malatya, “Zaid” (Elazığ, SC) ve “Samosata” taraflarına sığındıklarını kayddeder. Bunların daha sonra gidip “Sibabarak” (Siverek olmalı, SC) ve “Hamimta”ya yerleştikleri, buralarda üç yıl kadar kaldıktan sonra, emrine girdikleri Halep Emiri Melik Nasır tarafından Edessa (Urfa), Harran ve Beth Nahrin’de yerleştirildikleri kayddediliyor (Bkz. Ebu’l Faraj’ın Kroniği).
Harzemşah’ın ölümünden sonra “Kır-Han”ın liderliği altında toplanan Harzem aşiretlerinin Moğollara karşı kullanılmak üzere Selçuklular tarafından Erzurum-Ahlat-Erzincan-Dersim dörtgeni içine yerleştirdiklerini söyleyen tarihler de vardır. “Osmanlılar’ın ataları Kayılar”ın da Harzemiler’le birlikte geldiklerini söyleyen Ziya Gökalp’e göre ise C. Harzemşah ordusunun çoğu Kanglılar idi.
Kırğanlılar’ı Harzemşah ordusunun kalıntıları ile ilişkilendiren anlatımlarda bir miktar gerçek payı olabilir belki.
Tam burada Necmettin Büyükkaya’nın yaklaşık yüz yaşındaki dedesi Xelilê Nofeli (ölm. 1979) ile yaptığı söyleşiye değinmekte yarar olabilir. 1976’da yapılan bu söyleşi “Khalo Ma Kamiye u Koti ra Ameye” başlığıyla yayınlanmış bulunuyor.
Bu söyleşiye göre Büyükkaya’nın dedesi kendisine Dersim’den geldiklerini, Demenan aşireti ile kardeş oldukları söylemiştir. Bu sırada Siverek ve Çermik’e göçeden Demenan, Kewan, Şeman, Keçel vd gibi bazı Dersim aşiretlerinin ilkin Siverek-Çermik arasındaki Qerexane (Kara Han) adında bir eski köye yerleşip buradan da etrafa doğru dağıldıkları söylenmektedir ki, Harzemiler’in bir bölümünün Siverek’e yerleştiklerini söyleyen Ebu’l Faraj’ın sözleri hatırlanırsa, Qerexane adının Kırgan aşiretinin ve/veya Harzemşah ordusunun kumandanlarından Kır Han’ın adı ile ilişkisi düşünülebilir. Fakat yanlış hatırlamıyorsam bu bölgenin Safevi valilerinden biri de benzer bir ad taşıyordu.
Büyükkaya’nın dedesi bu göçün ne zaman yapıldığını söylemiyor. Yalnızca “Heci Osman” ile “Hısê Ayıban” adında iki “melik”ten sözediyor. Bahsi geçen göçün bunların devrinde yapıldığını ima ediyor. Tek ipucu bu. Bunlardan ikincisinin soyadı “Ayıban”, mümkündür ki Eyyübiler’e referans olsun. Az yukarıda Ebu’l Faraj’ın sözünü ettiği Halep Emiri Melik Nasır da Eyyübiler’den olsa gerektir. Ama bahsi edilen göç Milan geleneğinde Yavuz Selim zamanında Dersim’den etrafa doğru yapıldığı söylenen büyük göçle de ilişkili olabilir.
Büyükkaya’nın dedesi kendi şecerelerini şöyle vermektedir:
Hesen (Şıx Hesen?), Hesen’in iki oğlu Demen ve Suwar, Suwar’ın oğlu Hesen, Hesen’in yedi oğlu, bu yedi kardeşin en küçüğü Hüseyn (Mıla Hıseyn), Hüseyn’in oğlu Eli, Eli’nin oğlu Mustafa, Mustafa’nın oğlu Mehmet, Mehmet’in oğlu Xelil (Büyükkaya’nın kendisiyle söyleşi yaptığı dedesi), Xelil’in oğlu Qoç Eli, Qoç Eli’nin oğlu Necmeddin Büyükkaya.
Kolaylık olsun diye her kuşağı 40’ar sene kabul edip Büyükkaya’nın dedesinden geriye doğru gidecek olsak, Demen ve Suwar kardeşlerin zamanı olarak 1630’ları buluruz (Büyükkaya’nın dedesi 1876 doğumlu farzedilir ve bu rakamdan 6 kuşak x 40= 240 çıkarılacak olursa).

Yeni veriler edindikçe bu konuya tekrar döneceğim.

PAHLILAR (PAXIZU)
Pahlılar, genelde “Mıleto Qan” (Eski Millet) olarak tanımlanır. Bununla bu yörenin eski sakinlerinin, sözgelimi Teşnige, hatta Seynu, Çiku, vd gibi köyler halkının Eski Dersimliler’e (Khalmem-Khalferat Grubu) mensup olduğu anlatılmak istenir.
“Ermeni” olarak da referans verilen bu eski halk tabakası varlığını bu bölgeye daha geç tarihlerde gelen Kureşan, Suran, Yusufan ve diğer gibi aşiretlere bağımlı hale gelerek, onlara eklemlenerek sürdürebilmiştir.
Bu durum eski halk katmanının dışarıya karşı kendisini bağımlı kılan aşiretlerin adlarıyla bilinmesine, kendi varlığını saklı bir tabaka olarak sürdürmesine yolaçmıştır. Ama geleneğini yitirmemiştir.
Bu gizli tabakaya mensup pek çok ev, çok geç tarihlerde bile bağımlı kılındığı aşiret halkından ayırt edilebilmiş, tamamen kaybolmamıştır.


Eskiden Pah Bucağına Bağlı Köylerin Bir Bölümü
Pah’ın vaktiyle yaklaşık yüz kadar köyünden sözedilir. Bunlardan saptayabildiklerimiz şunlardır:
Horan (Horu)
Feru (Ferat): Horu civarındaki bir köyün ve bir büyük evin adı.
Mirzaliyu
Hagu (Ğagu?)
Teşnigê
Khêla
Seynu (Sinan)
Çiku
Çuxurê
Xeceriyê
Guzê
Vanku
Govê
Qıl
Kortu
Pırkaniyê
Kilse
Ambar
Derê Çermi
Sogayiğê
Putık
Gomemiş
Vılêkasu
Kemero Şa
Şuya Gewrê
Bıne Dewê
Korta Sure

Sayın İbrahim Karaboğa’nın Bu Listeye Eklediği Köy ve Ziyaret Adları:
Mazra
Ambaro Xırave
Kilse Hermenü
Sêrê Areyi
Welu
Pêê Vıli
Dala qızê
Korta Kheli
Mamu
Bone Dergu
Qawaxêk (Bıne - Serê)
Koreku
Cêlêng
Saglu
Birmu
Dewa Xıraviyê
Utu
Gızgê
Bargu
Murtu
Sanu
Piku
Dêrê Sandalu
Sakarmu
Pule Tüye
Pulo Gewr
Qêremanu
Tawuge
Dere Hermênü
Dere Chêqêri
Dere Zuğuri
Pulo Sur
Pazapu
Pagê Satıqu
Thırkelê
Ziyaretler
Qêlxeru (Cêwres Osporê qêlxêru)
Xorto Khez
Cisme Emır Bavay.
Gole Cêhtu.
Cısme Paxi (Khalo Sıpe)
Paga More Sayi
Kemera Kuxıkê
Jara Seydesen

Bazı Büyük Evlerin Adları
Çê Hemê Alê Kheleşi (Guzê köyü)
Çê Feru
Çê Mirzali (Horu köyü civarında)

NOT
Bu yazı henüz tamamlanmış değildir. İleriki günlerde belli başlı aşiretlerin arta kalanları da işlenip eklenecektir. Giriş kısmı hariç tutulursa burdaki bölümü Dersim 38 Forumu’nda yayınladığım aşağıdaki makalelerden oluşturulmuştur. Bunlardan Demenan bahsi bir miktar daha geliştirilmiştir.
Bahtiyar Aşireti ve Rutanlılar (22 Aralık 06)
Şıxmamed Aşireti (23 Aralık 06)
Pilvenk Aşireti (23 Aralık 06)
Milli Aşireti: Orijini ve Kısa Tarihi (26 Aralık 06)
Milan Geleneği (27 Aralık 06)
Demenan Aşireti (4 Ocak 07)
Hıran (Haran) Aşireti (5 Ocak 07)
Karsan, Birman ve Kuzuçan Aşiretleri (5 Ocak 07)
Çarekan Aşireti: Kaynaklar ve Görüşler (6 Ocak 07)
Çarekanlılar’a Ek (8 Ocak 07)
Palu'nun Ohu Bucağı ve Zengeriye (9 Ocak 07)
Bir Kez Daha Çarekanlılar Üzerine (9 Ocak 07)
Alan Aşireti (Alunê Dêsımi Ser) (9 Ocak 07)
Kimsor, Okçiyan ve Şadili Aşiretleri (28 Ocak 06)
Kırğan Aşireti (30 Ocak 07)
Pahlılar (Paxıcu) (31 Ocak 07)