Kapat
©
Toplam 4 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 4 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: iSRAIL Devletinin kurulusu

  1. #1
    Admin

    Status
    Offline
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    506
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart iSRAIL Devletinin kurulusu

    Israil devletinin kurulusu:

    ilginctirki tarihin en eski kan davalarindan biri olan israil ogullari ve filistalilarin kavgasi davidin goliath i öldürmesi ile israil ogullarinin lehine sonuclansada sonraki tarih dilimlerinde israil ogullari ,yeryüzünün bilinen tüm cografyalarina sürgüne gitmek zorunda kalirlar ,ama vaad edilen topraklarin rüyasi bir an olsun eksilemez düslerinde israil ogullarinin.

    davut ve Calludun kavgasinin devami olan bugünki israil filistin cekismeleri ,elbetteki öyle siradan bir kan davasi olarakda görülmemelidir, cünki bögdeki istikrarin saglanmadigi bir ortadogu ,kimi cevrelerin vazgecemeyecgi bir startejik cikar ve kazanc kaynagidir.

    ortadogu politikalarini orta dogululardan baska herkes belirler ,hatta türkiyenin bile bir ortadogu politikasi vardir.

    iste bu politikalarin geregi olsaki orta doguda ne savaslar biter nede akan kan son bulur.

    sirf bu istikrarsizliktan dünyanin kazancini elde eden binlerce savas zengini vardirki bunlar gerek yahudi gerek islamcisi olsun, bu kanayan yaradan beslenirler.

    aslinda israiliyat dünyada binlerce yildan beri bir fikir asamasina gelmesine ragmen ,neden yirminci yüzyilda hayata gecirildi ?

    batili emperyalistlerin ve tröstlerin alman sermayesi ile yaptigi isbirligi sonucu iktidara getirlen hitler fasizminin ,döktügü yahudi kanina karsilik ,bir diyet borcudur israil.

    ve bugün bile halen federal almanya cumhuriyeti 500milyon euro diyet ödüyor israile ,yada amerika artik posasi cikmis bir nazi savas suclusunu (demyanyuk)tutup bu yasinda bile yargi önüne cikarabiliyor ve almanyaya iade edebiliyor.elbetteki sirf diyet borcu degildir ,dünyadaki güclü yahidi lobisinin calismalarini da unutmamak lazim.

    asagida almancadan cevirdigim konu ile ilgili yazi ile detaylarina inerek tarihe bir göz atalim.

    Mustafa Yesilyurt











    isaril devletinin kurulusunun kökleri 20.yüzyil ortadogu politikalarinin sonucu oldugu gibi ayni zamanda avrupa devletlerinin tarihindede aranmalidir.

    aslinda yahudi kökenli entellektüellerin filistindeki baba topraklarinda bir devlet kurma vizyonu olan siyonizm,19 yüzyil avupasinda ayni amanda Anti-semitizme ve yahudi asimilasyonuna karsi bir zorunlulugun sonucu dogmustur.

    siyonizmin temellerini olusturan ilkeler yahudi kültürünün korunmasi,yahudileri bir yurtta toplamak ve cagdas-modern toplumda yahudilige yeni bir kimlik kazandirmakti.


    1897 de isvicrenin basel sehrinde kurulan ,dünya yahudilerini kapsayan siyonizm düsüncesinin dünya organizasyonun (Z.W.O) nun fikir babasi Thedor Herzl dir.

    Baselde alinan ve 1948de muvaffak olunan kararlarin basinda ise
    filistinde, vaadedilmis topraklarda milletler hukuku garantisi altinda yahudi yerlesim birimleri kurmakti.

    Bu planin hayata gecirilmesi icin düyanin hertarafindan eli is tutan meslek sahibi yahudileri böylgeye yerlesmeleri icin harekete gecmek gerekiyordu .


    siyonizmin bu planlari aciklandiginda hayata gecirilmesi o günlerde imkansiz gibi görünüyordu.cünki osmanli sultani Abdülhamit bu teklifleri redetmis ve ozamanki avrupali süper güclerde olaya pek sicak bakmamislardir.


    birinci dünya savasi ile birlikte filistin yavas yavas bir önem teskil etmeye baslar.1917 araliginda ingilizler bölgede,fransizlarin yanisira hakim güc olmak ve orta dogu politikalrinda söz sahibi olmak icin kudüsü isgal ederler.


    ingiltere zaten daha birinci dünya savasi yillarinda bölgedeki siyasi ve ekonomik cikarlarini garanti altina almak icin ,filistinin gelecegi ile ilgili birdizi gizli temaslarda bulunur.ardindfan ingilizler ve fransizlar osmanli topraklarinin parcalanilip paylasilmasini öngören Sykes-Picot anlasmasini imzalarlar.hicaz ve mekke serifi olan hasimilerin reisi hüseyine osmanliya karsi savasirsa kendisine büyük bir arap imparatorlugu kurmasi icin her türlü yardimin yapilacagi sözü verilir.Bu söz vermeler Hüseyin ve Mc Mahon arasindaki mektuplasmalarda belgelenmistir.

    Fakat ayni ingiltere arka taraftanda disisleri bakani Balfour araciligi ile ingiltere siyonistlerinin federasyonunun baskani Rotschilde bir mektup göndererek ,filistin topraklarinda kurulacak bir yahudi devletine destek vereceklerini bildirir.

    Balfourun bu sözü savasi kaybetmis olan osmanliya, savas sonrasi baris görüsmelerinde San Remoda kabul ettirilir.

    25nisan 1920 de yapilan San Remao konferansindan sonra filisin topraklarinin idaresi ingilizlere verilir

    24 temmuz 1920 de cemiyeti akvamin karari ile ingilizlerin filistindeki mandaciligi resmen taninir.


    Yahudilerin bölgeye göcü ve kargasanin baslamasi:

    19.yüzyilin sonlarinda bölygeye yahudi akininin baslamasi ile 1892 de yüzde 5 olan bölgedeki (filistin topraklarinda)nüfüsü birinci dünya savasinin bitiminde ve 1922 lere gelindigin de yüzde 11,1 e cikmistir.1945 e gelindiginde ise bu oran yüzde30.6 dir.

    bölgeye yeni gelen yahudiler kendilerine xaluzim diyorlardi,yani öncü.
    filistine yerlesen yahudiler bu topraklarda özerk yönetimler kuruyor ,kendilerine ait özel ticaret sahalari aciyor,ve politik olarak da bir cok dernek ve parti kuruyorlardi.

    Bu politik örgütlerin icinde en güclü fraksiyon olan sosyal demokratlar ,yahudilrin ilerde bu topraklarda hak sahibi olabilmeleri icin bedenen is gücü sarfetmleri ve corak toragi islemeleri gerektigini savunuyordu.bu dogrultuda filistinli yahudiler arasinda bir cok tarim kollektivi, ve kibuz denilen komünler kurulur(kibuzlar ve Moshavimler).bu kollekiflerin ve komünlerin güvenliginin daglanmsi icin yahudi iscilerin kurdugu Histadrut sendikasinin bünyesinde askeri birimler yetistiriliyordu.

    1946 gelndiginde yahudilerin elindeki islenir toprak tüm filistin topraklarinin yüzde 11i dir,islenen toprak ise yüzde 20 dir.1948 gelindiginde ise bölgedeki yahudi nüfusu ücte bir oranindadir ,yani 649,000.bu hizli gelismelerden kusku duyan araplar ve filstinliler zaten yahudilerle kavgaya coktan baslamis bulunuyordlardi.Ayrica osmanliya karsi kullanilan arap-filistin liler ,simdi kendilerine vaadedilen sözlerin yerine getirilmemesinden dolayida cok rahatsizdilar.

    Araplar 1920 den sonra ingilizlerle anlasmazliga düsmüslerdi cünki ingilizler vaad ettikleri sözleri coktan unutmuslardi.

    bu yüzdendirki 1920- 1921-1929-1936-1939 lardaki baskaldirilar ve isyanlar,sadece siyonist yayilmaciliga karsi degil ayni zamand filistinde idareyi elinde bulunduran mandaciligada karsidir.

    bu durumda birazda sirinlik politikasina bas vuran mandaci ingiliz idaresi ,almanyanin yahudileri toplu olarak kamplarda imha ettigini bilmesine ragmen bölgeye gelmek isteyen yahudilerin sayisini minimuma indirmistir,yani yahudilerin bölgeye göcü yasaklanmistir.


    1942 de almanyaya karsi savasa giren amerika birlesik devletleri ve diger batili müttefiklere yahudilerin tüm dünyadaki kuruluslari destek vermislerdir.
    bunun sonucu olarakta savas onrasi filistinde bir yahudi devltinin kurulmasini talep etmisledir.böylece binlerce yahudiden olusan bir yahudu askeri birim dogrudan amerikanin güdümünde italyaya indirilir ve yahudiler anti -hitler koalisyonunda yerlerini alirlar.

    Biltmore programi olarak adlandirilan ve yahudilerin sartli olarak anti -hitler koalisyonuna katildigi bu plan aslinda israil devletinin kurlusunun ilk asamasidir.


    Birlesmis Milletlerin plani ve Kurulus:

    Almanlar tarafindandan tüm dünyadaki yahudi nüfusunun ücte birinin soykirima ugratilmasi ,filistinde bir yahudi devleti kurulmasina sicak bakmayan cevrelerin bile tavrini yumusatmisti.

    Bölgede huzursuzluk gittikce artiyordu.gerek yahudiler gerekse araplar ,bölgede inglizlerin cekilmesinde hem fikir olmalarina ragmen bölgenin gelecekteki durumu üzerine birbirine taban taban zit düsünceler savunuyorlardi.
    bu arada yahudi ve arap militanlarin manda idaresinin kuruluslarina karsi eylemleri artmis ve ingilizler hayli zor anlar yasiyordu.

    artik bölgede duruma hakim olamyan ingilizler bir an önce birlesmismilletlerin devreye girmesini istiyordu.

    28 nisan -15 mayis 1947 de birlesmis milletler olagan üstü toplantilarla durumu ele alir.ayrica bölgeye tam yetkili müfettisler gönderilir incelemeler ve görüsmeler sonucu ,teftis heyeti ingiliz manda idaresinin bölgede hicbir yaptirimgücünün olmadigini rapor eder.

    olagan üstü toplantilar katilan 11 delegeden 7 si filistin topraklarinin bölünmesini talep ederken 4 düde arap-filstin ve yahudilerden mütessekül bir federasyonun kurulmasi yönünde oy verirler.

    29 kasim 1947de birlesmis milletlerin meshur 181 numarali karari oylanir.kapsamli bir katilimla 33 lehte,13 aleyhte ve 10 cekimser oyla 181 numarali karar oylanir.bu karara göre mandacilik en kisa zamanda bitirilecek ve filistin topraklari bölüncektir.

    25 bin kilometrekarelik bir alani kapsayan bu topraklarda yasayan 1,3 milyon arap ve filistinli icin , bir arap-filistin devleti ve 680,000 yahudi icinde bir yahudi devleti kurulmasi bu kararla ön görülüyordu.

    merkezi yapisindan dolayi yani hem müslümanlar icin ,hem hristiyanlar icin hemde yahudiler icin ayri bir önemi olan kudüs bu paylasimin disinda tutulacak ve özel bir idareye sevk edilecekti.

    arap-filistin ve yahudi devletleri ayi zamanda bir ticaribirliktelik dahilinde ,birlesik devletler olarak hayata gecirilmek isteniyordu.

    tüm bu gelismelere sovyet rusyada dahil olur .Sovyatlerbirligi disisleri bakani Andre Gromyko araciligi ile birlesmis miletlere ,sorunun önce araplar ve yahudiler arasinda cözülmesini ,eger bu konuda bir gelisme olmazsa paylasimin kacinilmaz oldugunu lakin ikinci dünya savasinda yahudilerin cektigi acilar göz önüne alindiginda onlarin bagimsiz bir devlet kurmalarinin önünde hic bir engelin olmamasinin gerekigini bildirir.

    1945 de kurulan arap birligi BM yi alti temilcisi araciligiile karari protesto eder ve filistin topraklarinin parcalanmasina karsi olduklarini ,aksi durumda kararin hayta gecirilmesi durumunda yahudilere karsi saldiriya gececeklerini bildiriler.zaten kararin aciklanmasinin hemen ardindan arap ve yahudi militanlar arasinda catismalar baslamistir bile.bölgede sicak ir savas ortami iyice belirginlesir.bu catismalar 1948 baharinda ingilizlerden aratakalan askeri mühimati elegecirmek ve stratejik askeri noktalar,polis karakollari dahil hükümet merkezini elegecirmek icin iyice kizisir ,ve hergün kanli eylemlere sahne olur filistin.

    1 nisan 1948 de yahudi Haganah örgütü "operation Dalet" adi altinda bir taaruz saldirisi baslatir,operasyaonun amaci BM kararlari dogrultusunda yahudilere verilen topraklarin ve bu topraklarin yada sinirlarin ötesinde yasayan ayrica yahudilerin bulundugu bölgeleri buna kudüste dahil,biribirine baglayan yollarin güvenligini saglamakti.

    Özellikle Tel-Aviv , kudüs güzergahi üzerinde cok kanli carpismalar olur.yahudiler bu güzergah üzerinde bulunan Deyr el-Yasin köyünde yasli cocuk kadin erkek ayrimi yapmaksizin katliam yaparlar.katliama filistinlilerin misilleme ile cevap vermeleri sonucu catismalar siddetlenir.

    askei alanda catismalarin siddetlenmesi ile endiseye düsen amerika birlesik devletleri daha önce lehte vermis oldugu oyunu geri alir ve cekimser kalmayi tercih eder,ve filistinin BM denetimine birakilmasini talep eder.fakat gerek arap gerekse yahudilerin amerikanin bu istegine sicakbakmamalari amerikaya geri adim attirir, ve ABD tekrardan oyunu parcalanma yönünde verir ama bu sefer israilin tam bagimsizliginida destekleyerek.

    14 mayis 1948de filistindeki ingiliz mandasi resmen sona erer. ayni gün ögleden sonra Tel-Aviv devlet müzesinde David ben Gorion ve kabinesi israil devletinin kuruldugunu dünyaya ilan ederler.

    bu aciklamanin ardindan bir kac saat sonra ,Amerika birlesik devletleri ve sovyetler birligi israili resmen tanirlar ve diplomatik iliskilere gecerler.


    29 kasim 1947de alinan karar sonucu sokaga cikip sevinc gösterileri yapan yahudiler yine sokalara dökülmüs ve uzunca süren bu tam bagimsizlik ve israil devletinin kurulusunu kutluyorlardi.

    Buna karsilik arap ülkelerinde tepkiler fanal bir hal alir ve ameraka ve sovyetler bastaolmak üzere diger batili ülkelerin elcilikleri basilir tahribatlar yapilir.


    Ilk Orta Dogu Savasi:

    durumun gerginlesmesi üzerinde baris yönündeki bütün görüsmeler tikanir.Arap devletleri ve yüksek arap komisyonu(filistinin temsilcisi)parcalanmayi bir savas gerekcesi olarak görürler.

    Zaten ingilizlerde paracalanmaya sicak bamiyorlardi bu yüzden manda sürelerinin bitmesine iki ay kala ürdün krali ile gizli görüsmeler yapilir ve herhangi bir müdahele sözkonusu oldugunda araplara arkadan destek vereceklerini taahüt ederer.

    14 mayis 1948 i 15 mayis baglayan gece Ürdün,Süriye,Irak,Misir,Lübnan ve filistin ordulari,filistin topraklarna dogru harekata gecerler.Amac daha yeni kurulmus olan yahudi devletini daha gözünü acmadan yok etmek ve yahudileri bu topraklardan uzaklastirmakti.zorlu ve kanli bir savas baslar

    bu savasta cekoslavakyanin silah yardimi ,amerika ve diger batililarinda para yardimi sayesinde israil savasi ocak 1949 kazanir.BM nin araya girmesi ile 24 subatta misirla,23 martta lübnanla,3 nisanda ürdünle.20 temmuz 1949da ise Suriye ve Irakla ateskes imzalanir.

    Ama artik 1947de BM nin aldigi kararlar dogrultusunda belirlenen ,filistin topraklarida israil tarafindan isgal edilmistir.bati seria ve kudüsün dogusu hasimi ürdün kralliginin elinden alinir ,gazze seridinde hakim olan misirlilar kovulur ve isgal devam eder.

    Iste bu olaylar filistinlilerin bellegine Nakba olarak kazilir yani felaket günü.Isgalden dolayi yerlerinden yurtlarinda kacmak zorunda kalan 650,000 filistinlinin durumu baris görüsmelerini iyice cikmaza sokar, cünki sadec az bir sayida filistinli kesime topraklarna geri dönüs izni verilir israil tarafindan-


    saygi deger dostlar yaziyi almancadan Angelika Timm den alinti yaparak cevirdim.

    Angelika Timm ortadogu ve israil uzmani ve tarihcidir ,federal politik arastirma ve bilgilenmeler kurumunun saygin bir üyesidir.

    nefsi vicdanindan önde olanlardan korkunuz ,lakin onlar sadece nefslerini köreltmek icin yasarlar ki bu yüzden yapacakalari kötülüklerin sinirida olmaz

    mustafa yesilyurt

  2. #2
    Forumla Bütünleşmiş

    Status
    Offline
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    176
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart

    KANLA BESLENEN SIYONIST DEVLET...
    Fikret Başkaya

    Siyonist İsrail devletinin yaptığı her katliamın ardından tepkiler yükseliyor. Gösteriler, yürüyüşler yapılıyor, İsrail ve Amerikan bayrakları yakılıyor. İsrail’in koşulsuz destekçileri ABD ve Avrupa lânetleniyor, insanlar Filistin’de ölenler, yaralananlar, evleri yıkılıp aç, susuz, çaresiz kalanlar için ağlıyor... “Konunun uzmanı” medya yorumcuları ve gazetelerin köşe yazarları siyonizmden, koloniyalizmden, emperyalizmden hiç söz etmeden saatlerce konuşup, sayfalarca yazıyor...

    Televizyon stüdyolarına davet edilen “seçkin dış politika dehaları” neden sorusunu yok sayıp, nasılla idare ediyor ve derin tahliller yapıyor... Ve İsrail’in saldırıları daha da yoğunlaşarak devam ediyor. Her saldırı, her katliam, her yıkım sanki bir ilkmiş gibi algılanıyor ve öncekileri unutturuyor. Bu tepkiler haklı, insânî ve yerinde lâkin kınamak, lânetlemek, üzüntü duymak, ağlamak, hicâb duymak, Filistin halkının yüzyıllık trajedisine son vermeye yetmiyor, çekilen acılara dermân olmuyor, olması mümkün değil. Spinoza, gül, ağla ama anla[1] demiştir. Zira, anlamak aşmaktır. Filistin halkının binlerce yıldır üzerinde yaşadığı topraklar neden ve nasıl sömürgeleştirildi? Filistin’in Müslüman-Arap halkı neden topraklarından kovuldu? Neden Filistin’de Ürdün’de Suriye’de, Lübnan’da Mısırda mülteci kamplarında yaşıyor ve neden kesintisiz terör, katliam ve vahşete maruz kalıyor? Siyonist devlet ne menem birşeydir, varlık nedeni ve misyonu nedir? Neden sömürgeci/emperyalist ülkeler [ABD, AB ve uzantıları] İsrail’in katliamlarını sadece desteklemekle kalmıyor üstelik onu özendiriyor? Türkiye’de insanlar siyonist vahşetten büyük utanç ve ızdırap duyar katliamları lânetleyip, mahkum ederken TC ne yaptı, ne yapıyor? Hükümet çevrelerinden yapılan açıklamalar ne anlama geliyor. Türkiye’de kaç kişinin İsrail/ Türkiye arasındaki “stratejik ittifaktan” haberi var? Onyıllardır onuru için mücadele ederken, insanlığın insanlığını da test eden, insanlık suçunu ve ayıbı yüze vuran Filistin halkının dramı nasıl sona erebilir?


    Siyonizm, ırkçı/şoven bir ideoloji ve politik bir harekettir. Sanıldığı ve iddia edildiği gibi dinle, Yahudilikle ilgili değildir, dolayısıyla Yahudi çoğunluğunu temsil ve angaje etmiyor. Seçilmiş halk, vaadedilmiş topraklar, vb. gibi bir dizi dinî efsane ve ideolojik söyleme dayanıyor. Kutsal metinlere yapılan gönderme, Hristiyanları ve Yahudileri aldatmayı, onların gözünde koloniyalist/emperyalist yayılmayı, etnik temizliği, katliamları ‘meşrulaştırma’, ‘kabullendirme’ amaçlı ideolojik bir manipülasyondan başka birşey değildir. Irkçı bir ideoloji olan siyonizm, doğası gereği yabancı düşmanlığı üzerine inşa edilmiştir ve başka halklarla bir arada yaşaması bu yüzden mümkün değildir. Filistin halkına yönelik sürekli saldırının, katliamların ve etnik temizliğin gerisinde, siyonizmin bu inkârcı/dışlayıcı/yok sayıcı/yok edici niteliği yatmaktadır. Dünyanın dört-bir yanına dağılmış Yahudileri bir ülkede toplama projesinin gerisinde, başta İngilizler olmak üzere Sömürgeci/emperyalist güçler ve onların çıkarları vardı. Başka türlü ifade etmek gerekirse, siyonizm, emperyalist amaçlar için araçlaştırılmış, ırkçı/yayılmacı bir politik harekettir. Siyonist rejimin tüm katliamları ‘öz-savunma’, ‘meşru müdafaa’, siyonizme yönelik eleştiri anti-semitizm, siyonizme karşı direniş de terör sayılıyor. Böylece siyonist İdeoloji ve hareket hem bir tür ‘dokunulmazlık’ kazanıyor hem de ideolojik terör estirme olanağı elde ediyor. Siyonizm düşmansız yaşayamaz ve eğer gerekirse mutlaka sanal bir düşman yaratır. Siyonistler Hitlerin iktidara geldiği günden emperyalist savaşın sonuna kadar Nazilerin en büyük müttefiki ve destekçisiydi... Irkçı Nazilerle, ırkçı siyonistlerin çıkar ortaklığı söz konusuydu. Zira, Aryen ırkın temizliğini öncelikli amaç olarak gören ve saf Almanların [âri ırkın] egemen olduğu bir dünya kurmak isteyen Naziler, başta Yadudiler olmak üzere “kirli ırklardan” kurtulmak, Yahudileri Almanya’dan atmak istiyorlardı. Filistin”de bir devlet kurmak isteyen ve kendilerini seçilmiş halk sayan ırkçı siyonistler de Alman Yahudilerinin göçertilmesi için her yolu deniyorlardı. Oysa Hitler iktidara geldiğinde siyonist harekete katılan Alman Yahudilerin oranı sadece %5 civarındaydı... %95’i dinlerine, kültürlerine sahip çıkarak Almanya’da yaşamaktan, orada kalarak sivil hakları için mücadele etmekten yanaydı... Yazar ve gazeteci, siyonizmin önde gelen liderlerinden Theodore Herlz boşuna: “Anti-semitler [Yahudi düşmanları] bizim en iyi müttefiklerimiz olacak” dememişti.


    Filistin'de gerçekleştirilen etnik temizlik, sürgün ve sürekli devlet terörü, bir dizi yalan, hurafe ve ideolojik söylemle de desteklendi. Birincisi, Filistinlilerin gönüllü olarak yurtlarını terkettikleri yalanıdır. İkincisi, halksız bir toprak, toprağı olmayan bir halk için sloganıyla ifade edilendir. Üçüncüsü, siyonist İsrail devletinin kuruluşunun uygarlaştırıcı bir girişim olduğu; Dördüncüsü, Filistin halkına yakıştırılan sıfatlarla ilgilidir, buna göre Araplar: “ ilkel, terkedilmiş, yağmacı, talancı, haydut, soyguncu, hileci, yakıp/yıkan, Yahudileri terörize eden, vb. bir topluluktur.... Kendi dışındakini bu şekilde tanımlamak her zaman sömürgeciliğin vazgeçilmez/değişmez kuralıdır... İşte bu yüzden Filistinliler mutlaka Filistin'den atılmalıydılar... Beşincisi de, siyonist devletin Yahudilerin Arap tehdidine karşı yürüttükleri soylu bir kurtuluş savaşı sonucu kurulduğu safsatasıdır. Filistinlilerin gönüllü olarak yurtlarını terkettikleri iddiası siyonistlerin bir uydurmasıydı, dolayısıyla üzerinde durmaya gerek yok. Halksız bir toprak... söylemine gelince, Filistin toprakları siyonistler tarafından sömürgeleştirilmediği dönemde, bölge Osmanlı İmparatorluğundan koparılıp, İngiltere’nin mandası altına girdiği 1917 yılında orada %98’i Müslüman olmak üzere 1 milyondan fazla insan yaşamaktaydı. Geri kalan %2’yi de Hristiyan ve Yahudi azınlıklar oluşturuyordu. Görece refah içinde yaşayan bir halk söz konusuydu. Şimdilerde Lübnan, Suriye, Ürdün, Gazze ve Batı Şeria’daki kamplarda yaşayan mülteci nüfus 4 milyon civarındadır. Mülteci kamplarındaki bu 4 milyonluk nüfus, Siyonist devletin kuruluşunun ilan edildiği 14 Mayıs 1948 öncesi ve hemen sonrasında yurtlarından kovulan 800 bin Filistinlinin çocuklarıdır... Fakat İsrailli siyonist resmi tarihçilere göre, söz konusu 800 bin nüfus, Arap devletlerinin çağrısı üzerine ülkelerini terkettiler... Siz hiç davet üzerine öz-yurdunu terkeden bir halk biliyor musunuz? Oysa tam tersi söz konusuydu, Filistinliler kendilerine dayatılan savaşın ve katliamların sonucunda vatanlarından sürüldüler... Filistin devletinin bir “ulusal kurtuluş savaşı” sonucu kurulduğu yakıştırmasına gelince: Böyle iddia her halde kara mizah alanını ilgilendirebilir...


    Sömürgeci/emperyalist Avrupalılar tarafından ‘Orta-Doğu’ denilen bölge, koloniyalist dönemde hep jeostratejik bir öneme sahip oldu. Fakat sadece koloniyalist kapitalist dönemde değil, tarih boyunca da hegemonya emelleri olan tüm güçlerin gözlerini bu bölgeye dikmeleri boşuna değildir. İngilizlerin Orta-Doğu’da bir Avrupa devleti kurma projesi, daha 1840’lı yıllarda kimi İngiliz dergilerinde yazılmaktaydı. Siyonizmin ‘ruhanî babası” sayılan Theodore Herzl [1860–1904]. Ünlü İngiliz sömürgecilik teorisyeni ve mimarı Cecil Rhodes’a sunduğu siyonist programıyla ilgili olarak: “ Mâlum olduğu üzere, benim programım sömürgeci [colonial] bir programdır. Sizden siyonist projeyi desteklemek üzere ağırlığınızı koymanızı istiyorum.” diyordu. 1895 de yayınlanan Yahudi Devleti adlı kitabında da: “orada [Filistin– F.B.] Asya’ya karşı Avrupa için bir siper oluşturacağız, orada barbarlığa karşı uygarlığın ileri karakolu olacağız.” diyor. Aslında Siyonist devlet demek, Orta-Doğu’daki ‘Batı devleti’ demektir. Başka türlü ifade edersek, Müslüman-Arap toprağındaki Siyonist İsrail, emperyalizmin/koloniyalizmin o bölgeye taşmış bir uzantısıdır.. Siyonist İsrail Devleti demek, Orta-Doğu’daki ABD, AB ve uzantıları demektir. Siyonist rejim emperyalist çıkarlar için vazgeçilmez olduğu için koşulsuz destekleniyor. Bu gerçeği yok sayarak yapılan tahliller, ancak o tahlilleri yapanları ve ahmakları aldatmaya yarayabilir. Koloniyalizm ve emperyalizm kavramları kullanılmadan yapılan ve yapılacak tahlillerin bir kıymet-i harbiyesi olması mümkün değildir. Siyonist rejim sürekli bir çatışma, savaş, terör ve şiddet sarmalı yaratarak, Arap Birliğinin gerçekleşmesini engelliyor, bölge haklarının kendi ayakları üstünde durmasına imkân vermiyor, demokratikleşmenin önünü kapatıyor, bu arada çürümüş, emperyalizmin uşağı otokratik Arap rejimlerinin iktidarına süreklilik kazandırıyor ve bölgeyi saldırıya açık hale getiriyor, vb. Statu quo bu şekilde devam ettikçe emperyalizmin bölgenin kaynaklarını hoyratça yağmalaması mümkün oluyor. Bu yüzden Başta ABD olmak üzere, Avrupa ve uzantılarının Siyonist rejime verdiği desteği, sadece Siyonist lobilerin marifeti saymak büyük bir yanılgıdır. Son tahlilde Siyonist lobilerin varlığı emperyalizmden bağımsız değil. Siyonist devletin destekçileriyle Siyonist lobilerin gerisindekiler aynı odaklar. Eğer herhangi bir şekilde Siyonist İsrail Devleti emperyalizmin çıkarları açısından zararlı hale gelirse, kendisinden bekleneni veremez hale gelirse, anında siyonist lobilerin esamesi de okunmaz hale gelir. Bu yüzden Siyonist devletin varlığı, sürekli çatışma, savaş, şiddet, etnik temizlik, koloniyal yayılma olmadan mümkün değil. [Zira, efsanede Nil’den Fırat’a uzanan bölgenin vaadedilmiş topraklar olduğu söyleniyor ki, bu daha fethedilecek çok toprak var demek...]. İşte bu yüzden Siyonist rejim kanla beslenen bir rejimdir. Varlık nedenini her seferinde daha çok öldürmeye, kan dökmeye, yakıp/yıkmaya, tahrip etmeye, ortalığa terör ve korku salmaya borçlu tuhaf bir rejimdir. Canlıların su ile beslendikleri bilinir, sanki Siyonist rejim bir istisna ve kanla besleniyor. Velhasıl Tuhaf bir ölme/öldürme sarmalı... Durum böyleyken soruyu sorulması gerektiği gibi sormak gerekir. Naif, hanyayı/konyayı bilmekten aciz kimileri, neden ABD, Avrupa ve Birleşmiş Milletler [BM] Siyonist rejimi durdurmak için harekete geçmiyor diye yakınıyor, hayıflanıyor... Eğer siyonist İsrail devletinin ABD ve Avrupa olduğunu bilselerdi, bu tür hezeyanlara ve kuruntulara da kapılmazlardı. Siyonist rejimin neden teknoloji harikası yeni silahları Filistinli kadınlar ve çocuklar üzerinde denediğini de bilirlerdi... BM’ye gelince, söz konusu örgüt İkinci emperyalistler arası savaş sonrasında oluşturulan emperyalist statu quo yu sürdürmek üzere başta ABD olmak üzere emperyalist güçler tarafından oluşturulmuş bir örgüttür. Bu örgütün asıl misyonu, kimi soylu, evrensel, hümanist kavramlara gönderme yaparak ve bazı insancıl denilen [sözde uluslararası] örgütleri de [işte FAO, WHO, UNICEF, UNESCO, vb] araçlaştırarak, ideolojik mistifikasyon yaratmak, ortalama insanı aldatmaktır. Emperyalizmin çıkarlarının bekçiliğini yapmak, yanılsama yaratmak üzere oluşturulmuş bir örgütten Filistin halkı lehine birşeyler beklemek birşeyi olmadığı yerde aramak değil midir? Bir de hayli zamandır dillendirilen bir uluslararası toplum söylemi var. Şu uluslararası toplum denilen ne menem birşey ve kimlerden oluşuyor? Bu ‘topluma’ kimler dahil dersiniz? Mesela Nijerya, Suriye, Kolombiya, Tayland, v.b. de dahil mi? Aslında uluslararası toplum denilen kolektif emperyalizmin öteki adı, şu bildik ABD, Batı Avrupa ve uzantılarından başkası değil... Bu söylemin de ideolojik bulanıklık yaratmak üzere peydahlandığında şüphe yok...


    Türkiye kuruluşunun hemen ardından Siyonist devleti tanıyan [28 Mart 1949] ilk Müslüman ülkeydi. O zamandan beri ne zaman Müslüman-Araplarla emperyalistler arasında bir çatışma çıksa, hep Batılıların safında yer aldı. Sırtını Arap ulusuna, yüzünü emperyalizme çevirdi. Hem bir Batı uydusu ve NATO müttefiki olup, hem de bu tür çatışmalarda emperyalizm karşıtı bir politik duruş sergilemek zaten mümkün değildir. ABD’den “yardım” almak, ancak siyonist rejimle iyi geçinmekle mümkündür. Aradan geçen 60 yılda ‘garp cephesinde yeni birşey yok’.... Emperyalizme karşı çıkmadan Siyonist rejimin vahşetine ve aşırılıklarına karşı çıkılamayacağına göre! Üstelik bu utanç verici ‘tercihi’ Türkiye’nin ‘milli çıkarları’ gerekçesinin arkasına gizlenerek savunuyorlar ve bir ‘diplomatik başarı’ olarak da sunmaya çalışıyorlar... Bu yazıda ‘milli çıkar’ denilen safsataya dair açılım yapmamız mümkün değil. Sadece sınıflı bir toplumda “milli çıkar’ diye birşeyin mümkün olmadığını, olamayacağını, bu tür söylemlerin birer egemen ideoloji kategorisi olduğunu söylemekle yetinelim. Öyle bir “Türkiye’nin ulusal çıkarı” ki, vahşet, etnik temizlik, katliamlar karşısında sessiz ve tepkisiz kalmayı haklı çıkarıyor... Sanki Filistin halkıyla İsrail arasında bir savaş varmış da, kalıcı bir barışla sorun çözülecekmiş gibi maalesef yaygın bir izlenim de yaratılmış durumdu... Oysa oradaki durum “barış” kavramıyla ifade edilebilir değil. Barış, iki devlet veya iki taraf arasındaki savaşın sonundaki bir ‘uzlaşma’ durumunu ifade eder. Filistin söz konusu olduğunda “barış” kavramı uygun değil. Orada koloniyalist/emperyalist bir işgal, kuşatma ve topraklarından sürülmüşlük durumu var, dolayısıyla sorunun çözümü ancak sömürgeci/emperyalist gücün oradan atılmasıyla mümkün. Velhasıl durum ancak ‘ulusal kurtuluş’ kelimeleriyle ifade edilebilir... Bu tür ideolojik manipülasyonlar, saldıranla saldırıya uğrayanı ‘eşit statüde’ görmek veya aynı zemin üzerinde saymakla ilgili... Biri sizin boğazınızı sıkmaya çalışırken korunma refleksiyle yaptıklarınız şiddet, terör gibi kelimelerle ifade edilebilir mi? Barışla ilgili olarak Romalı tarihçi Tacit, haklı olarak bir çöl yaratıyorlar sonra da ona barış diyorlar[2] [2] demişti...


    Siyonist rejimin son saldırısı ve vahşet görüntüleri, insanların vicdanını yaralıyor ve haklı tepkilere neden oluyor. Elbette acil yardımları gerektiren acil bir durum söz konusu ve olabildiğince çok yardım için acilen seferber olmak öncelikli ve gerekli ama yeterli değil. Eğer sizin devletiniz Siyonist rejimin en büyük destekçilerinden biriyse, o zaman acil yardımdan başka şeyler de yapmanız gerekecektir. Eğer ağlamak, sızlamak, lânetlemek, vb. bir işe yarasaydı, [daha öncesi de olmakla birlikte] 61 yıllık işgalin, kıyımın ve barbarlığın sonunun çoktan gelmesi gerekmez miydi? Türkiye İsrail’in “stratejik müttefiki”, velhasıl ikisi arasında ‘derin bir uyuşma var. İttifak’ın anlamlarından biri de uyuşmadır ve ancak birbirlerine benzeyenler uyuşabilir... Türkiye İsrail’in en büyük silah müşterisi, İsrail’in hava kuvvetlerinin eğitiminin bir kısmı Türkiye’de gerçekleşiyor. Vücutları bombalarla paramparça olan çocukları, kadınları, Filistinli savaşçıları, her yaştan insanları öldürenlere, topraklarınızda katliam antrenmanları yapmasına karşı çıkmıyorsanız, döktüğünüz gözyaşları ne demeye gelir? Timsah gözyaşları ikiyüzlülüğü ve sahtekârlığı gizlemek için değil mi? Türkiye ile İsrail arasındaki “Güvenlik ve Gizlilik Anlaşması” ne için ve kime karşı? Fakat iki devlet arasındaki anlaşmalar sadece “Stratejik İttifak‘, ‘Güvenlik ve Gizlilik Anlaşması” “Askerî Eğitim ve İşbirliği Anlaşmasından” ibaret değil. Onlarca alanda yapılmış onlarca anlaşma var: Turizmden telekomünikasyona, Serbest Ticaret Anlaşmasından, Savunma Sanayii İşbirliği Anlaşmasına, vb...


    Filistin halkının maruz kaldığı yüzyıllık şiddet ve vahşetten kurtulması, topraklarında onuruyla, bağımsız ve özgür yaşaması, başta Müslüman/ Arap halkları olmak üzere, Türkiye de dahil, tüm Orta-Doğu halklarının ortak yürüteceği, tutarlı, kararlı bir anti-kapitalist, anti-koloniyal, anti-emperyalist mücadeleyle mümkün. Fakat Filistin halkının kurtuluşu sadece onun kendi kurtuluşu da olmayacak, Filistin halkının gerçek anlamda kurtuluşu, aynı zamanda tüm bölge halklarının kurtuluşu da olacaktır. Bu yüzden enternasyonalist dayanışma ve işbirliği vazgeçilmezdir. Bunun için de işe öncelikle bölgenin emperyalizm tarafından araçlaştırılan, çürümüş otokratik Arap rejimlerinin iktidarına son vererek başlamak gerekiyor. Zira altedilmesi gereken düşman sadece emperyalizm değil, kaldı ki, emperyalizm iç-uzantılar olmadan hükmedemez... Velhasıl dış düşman -içdüşman özdeşliği söz konusu. Bunun için de enternasyonalist dayanışmayı ve işbirliğini bir söylem olmaktan çıkarıp, ete-kemiğe büründürmek gerekiyor. Velhasıl radikal olmak gerekiyor ki, radikal olmak demek, sorunları kökeninden ele almaktır denmiştir. Aksi halde oradaki vahşetten hepimiz sorumlu olmaktan kurtulamayız. Bu yazıyı Filistinde öldürülen çocukların anısına Hanoch Levin’den[3] bir dörtlükle bitirmek uygun düşüyor...
    Sevgili baba, mezarımın üstünde durduğunda
    Yaşlı ve yorgun ve çok yalnız,
    Ve beni bu toprağa nasıl gömdüklerini gördüğünde
    Benden seni affetmemi iste baba.

    [1] Baruch Spinoza [1632-1677] 17. Yüzyılın önde gelen Hollandalı Filozof


    [2] Publius Cornelius Tacitus, [MS: 55-120] Tarihçi-Filozof.


    [3] Hanoch Levin [1943-1999] İsrailli şair, yazar, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni. dramaturg...


    Tarih: 16.01.2009 / özgürhaber / Özgür üniversite

  3. #3
    Üyemiz

    Status
    Offline
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Mesajlar
    45
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı Amistofes Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    KANLA BESLENEN SIYONIST DEVLET...
    Fikret Başkaya

    Siyonist İsrail devletinin yaptığı her katliamın ardından tepkiler yükseliyor. Gösteriler, yürüyüşler yapılıyor, İsrail ve Amerikan bayrakları yakılıyor. İsrail’in koşulsuz destekçileri ABD ve Avrupa lânetleniyor, insanlar Filistin’de ölenler, yaralananlar, evleri yıkılıp aç, susuz, çaresiz kalanlar için ağlıyor... “Konunun uzmanı” medya yorumcuları ve gazetelerin köşe yazarları siyonizmden, koloniyalizmden, emperyalizmden hiç söz etmeden saatlerce konuşup, sayfalarca yazıyor...

    Televizyon stüdyolarına davet edilen “seçkin dış politika dehaları” neden sorusunu yok sayıp, nasılla idare ediyor ve derin tahliller yapıyor... Ve İsrail’in saldırıları daha da yoğunlaşarak devam ediyor. Her saldırı, her katliam, her yıkım sanki bir ilkmiş gibi algılanıyor ve öncekileri unutturuyor. Bu tepkiler haklı, insânî ve yerinde lâkin kınamak, lânetlemek, üzüntü duymak, ağlamak, hicâb duymak, Filistin halkının yüzyıllık trajedisine son vermeye yetmiyor, çekilen acılara dermân olmuyor, olması mümkün değil. Spinoza, gül, ağla ama anla[1] demiştir. Zira, anlamak aşmaktır. Filistin halkının binlerce yıldır üzerinde yaşadığı topraklar neden ve nasıl sömürgeleştirildi? Filistin’in Müslüman-Arap halkı neden topraklarından kovuldu? Neden Filistin’de Ürdün’de Suriye’de, Lübnan’da Mısırda mülteci kamplarında yaşıyor ve neden kesintisiz terör, katliam ve vahşete maruz kalıyor? Siyonist devlet ne menem birşeydir, varlık nedeni ve misyonu nedir? Neden sömürgeci/emperyalist ülkeler [ABD, AB ve uzantıları] İsrail’in katliamlarını sadece desteklemekle kalmıyor üstelik onu özendiriyor? Türkiye’de insanlar siyonist vahşetten büyük utanç ve ızdırap duyar katliamları lânetleyip, mahkum ederken TC ne yaptı, ne yapıyor? Hükümet çevrelerinden yapılan açıklamalar ne anlama geliyor. Türkiye’de kaç kişinin İsrail/ Türkiye arasındaki “stratejik ittifaktan” haberi var? Onyıllardır onuru için mücadele ederken, insanlığın insanlığını da test eden, insanlık suçunu ve ayıbı yüze vuran Filistin halkının dramı nasıl sona erebilir?


    Siyonizm, ırkçı/şoven bir ideoloji ve politik bir harekettir. Sanıldığı ve iddia edildiği gibi dinle, Yahudilikle ilgili değildir, dolayısıyla Yahudi çoğunluğunu temsil ve angaje etmiyor. Seçilmiş halk, vaadedilmiş topraklar, vb. gibi bir dizi dinî efsane ve ideolojik söyleme dayanıyor. Kutsal metinlere yapılan gönderme, Hristiyanları ve Yahudileri aldatmayı, onların gözünde koloniyalist/emperyalist yayılmayı, etnik temizliği, katliamları ‘meşrulaştırma’, ‘kabullendirme’ amaçlı ideolojik bir manipülasyondan başka birşey değildir. Irkçı bir ideoloji olan siyonizm, doğası gereği yabancı düşmanlığı üzerine inşa edilmiştir ve başka halklarla bir arada yaşaması bu yüzden mümkün değildir. Filistin halkına yönelik sürekli saldırının, katliamların ve etnik temizliğin gerisinde, siyonizmin bu inkârcı/dışlayıcı/yok sayıcı/yok edici niteliği yatmaktadır. Dünyanın dört-bir yanına dağılmış Yahudileri bir ülkede toplama projesinin gerisinde, başta İngilizler olmak üzere Sömürgeci/emperyalist güçler ve onların çıkarları vardı. Başka türlü ifade etmek gerekirse, siyonizm, emperyalist amaçlar için araçlaştırılmış, ırkçı/yayılmacı bir politik harekettir. Siyonist rejimin tüm katliamları ‘öz-savunma’, ‘meşru müdafaa’, siyonizme yönelik eleştiri anti-semitizm, siyonizme karşı direniş de terör sayılıyor. Böylece siyonist İdeoloji ve hareket hem bir tür ‘dokunulmazlık’ kazanıyor hem de ideolojik terör estirme olanağı elde ediyor. Siyonizm düşmansız yaşayamaz ve eğer gerekirse mutlaka sanal bir düşman yaratır. Siyonistler Hitlerin iktidara geldiği günden emperyalist savaşın sonuna kadar Nazilerin en büyük müttefiki ve destekçisiydi... Irkçı Nazilerle, ırkçı siyonistlerin çıkar ortaklığı söz konusuydu. Zira, Aryen ırkın temizliğini öncelikli amaç olarak gören ve saf Almanların [âri ırkın] egemen olduğu bir dünya kurmak isteyen Naziler, başta Yadudiler olmak üzere “kirli ırklardan” kurtulmak, Yahudileri Almanya’dan atmak istiyorlardı. Filistin”de bir devlet kurmak isteyen ve kendilerini seçilmiş halk sayan ırkçı siyonistler de Alman Yahudilerinin göçertilmesi için her yolu deniyorlardı. Oysa Hitler iktidara geldiğinde siyonist harekete katılan Alman Yahudilerin oranı sadece %5 civarındaydı... %95’i dinlerine, kültürlerine sahip çıkarak Almanya’da yaşamaktan, orada kalarak sivil hakları için mücadele etmekten yanaydı... Yazar ve gazeteci, siyonizmin önde gelen liderlerinden Theodore Herlz boşuna: “Anti-semitler [Yahudi düşmanları] bizim en iyi müttefiklerimiz olacak” dememişti.


    Filistin'de gerçekleştirilen etnik temizlik, sürgün ve sürekli devlet terörü, bir dizi yalan, hurafe ve ideolojik söylemle de desteklendi. Birincisi, Filistinlilerin gönüllü olarak yurtlarını terkettikleri yalanıdır. İkincisi, halksız bir toprak, toprağı olmayan bir halk için sloganıyla ifade edilendir. Üçüncüsü, siyonist İsrail devletinin kuruluşunun uygarlaştırıcı bir girişim olduğu; Dördüncüsü, Filistin halkına yakıştırılan sıfatlarla ilgilidir, buna göre Araplar: “ ilkel, terkedilmiş, yağmacı, talancı, haydut, soyguncu, hileci, yakıp/yıkan, Yahudileri terörize eden, vb. bir topluluktur.... Kendi dışındakini bu şekilde tanımlamak her zaman sömürgeciliğin vazgeçilmez/değişmez kuralıdır... İşte bu yüzden Filistinliler mutlaka Filistin'den atılmalıydılar... Beşincisi de, siyonist devletin Yahudilerin Arap tehdidine karşı yürüttükleri soylu bir kurtuluş savaşı sonucu kurulduğu safsatasıdır. Filistinlilerin gönüllü olarak yurtlarını terkettikleri iddiası siyonistlerin bir uydurmasıydı, dolayısıyla üzerinde durmaya gerek yok. Halksız bir toprak... söylemine gelince, Filistin toprakları siyonistler tarafından sömürgeleştirilmediği dönemde, bölge Osmanlı İmparatorluğundan koparılıp, İngiltere’nin mandası altına girdiği 1917 yılında orada %98’i Müslüman olmak üzere 1 milyondan fazla insan yaşamaktaydı. Geri kalan %2’yi de Hristiyan ve Yahudi azınlıklar oluşturuyordu. Görece refah içinde yaşayan bir halk söz konusuydu. Şimdilerde Lübnan, Suriye, Ürdün, Gazze ve Batı Şeria’daki kamplarda yaşayan mülteci nüfus 4 milyon civarındadır. Mülteci kamplarındaki bu 4 milyonluk nüfus, Siyonist devletin kuruluşunun ilan edildiği 14 Mayıs 1948 öncesi ve hemen sonrasında yurtlarından kovulan 800 bin Filistinlinin çocuklarıdır... Fakat İsrailli siyonist resmi tarihçilere göre, söz konusu 800 bin nüfus, Arap devletlerinin çağrısı üzerine ülkelerini terkettiler... Siz hiç davet üzerine öz-yurdunu terkeden bir halk biliyor musunuz? Oysa tam tersi söz konusuydu, Filistinliler kendilerine dayatılan savaşın ve katliamların sonucunda vatanlarından sürüldüler... Filistin devletinin bir “ulusal kurtuluş savaşı” sonucu kurulduğu yakıştırmasına gelince: Böyle iddia her halde kara mizah alanını ilgilendirebilir...


    Sömürgeci/emperyalist Avrupalılar tarafından ‘Orta-Doğu’ denilen bölge, koloniyalist dönemde hep jeostratejik bir öneme sahip oldu. Fakat sadece koloniyalist kapitalist dönemde değil, tarih boyunca da hegemonya emelleri olan tüm güçlerin gözlerini bu bölgeye dikmeleri boşuna değildir. İngilizlerin Orta-Doğu’da bir Avrupa devleti kurma projesi, daha 1840’lı yıllarda kimi İngiliz dergilerinde yazılmaktaydı. Siyonizmin ‘ruhanî babası” sayılan Theodore Herzl [1860–1904]. Ünlü İngiliz sömürgecilik teorisyeni ve mimarı Cecil Rhodes’a sunduğu siyonist programıyla ilgili olarak: “ Mâlum olduğu üzere, benim programım sömürgeci [colonial] bir programdır. Sizden siyonist projeyi desteklemek üzere ağırlığınızı koymanızı istiyorum.” diyordu. 1895 de yayınlanan Yahudi Devleti adlı kitabında da: “orada [Filistin– F.B.] Asya’ya karşı Avrupa için bir siper oluşturacağız, orada barbarlığa karşı uygarlığın ileri karakolu olacağız.” diyor. Aslında Siyonist devlet demek, Orta-Doğu’daki ‘Batı devleti’ demektir. Başka türlü ifade edersek, Müslüman-Arap toprağındaki Siyonist İsrail, emperyalizmin/koloniyalizmin o bölgeye taşmış bir uzantısıdır.. Siyonist İsrail Devleti demek, Orta-Doğu’daki ABD, AB ve uzantıları demektir. Siyonist rejim emperyalist çıkarlar için vazgeçilmez olduğu için koşulsuz destekleniyor. Bu gerçeği yok sayarak yapılan tahliller, ancak o tahlilleri yapanları ve ahmakları aldatmaya yarayabilir. Koloniyalizm ve emperyalizm kavramları kullanılmadan yapılan ve yapılacak tahlillerin bir kıymet-i harbiyesi olması mümkün değildir. Siyonist rejim sürekli bir çatışma, savaş, terör ve şiddet sarmalı yaratarak, Arap Birliğinin gerçekleşmesini engelliyor, bölge haklarının kendi ayakları üstünde durmasına imkân vermiyor, demokratikleşmenin önünü kapatıyor, bu arada çürümüş, emperyalizmin uşağı otokratik Arap rejimlerinin iktidarına süreklilik kazandırıyor ve bölgeyi saldırıya açık hale getiriyor, vb. Statu quo bu şekilde devam ettikçe emperyalizmin bölgenin kaynaklarını hoyratça yağmalaması mümkün oluyor. Bu yüzden Başta ABD olmak üzere, Avrupa ve uzantılarının Siyonist rejime verdiği desteği, sadece Siyonist lobilerin marifeti saymak büyük bir yanılgıdır. Son tahlilde Siyonist lobilerin varlığı emperyalizmden bağımsız değil. Siyonist devletin destekçileriyle Siyonist lobilerin gerisindekiler aynı odaklar. Eğer herhangi bir şekilde Siyonist İsrail Devleti emperyalizmin çıkarları açısından zararlı hale gelirse, kendisinden bekleneni veremez hale gelirse, anında siyonist lobilerin esamesi de okunmaz hale gelir. Bu yüzden Siyonist devletin varlığı, sürekli çatışma, savaş, şiddet, etnik temizlik, koloniyal yayılma olmadan mümkün değil. [Zira, efsanede Nil’den Fırat’a uzanan bölgenin vaadedilmiş topraklar olduğu söyleniyor ki, bu daha fethedilecek çok toprak var demek...]. İşte bu yüzden Siyonist rejim kanla beslenen bir rejimdir. Varlık nedenini her seferinde daha çok öldürmeye, kan dökmeye, yakıp/yıkmaya, tahrip etmeye, ortalığa terör ve korku salmaya borçlu tuhaf bir rejimdir. Canlıların su ile beslendikleri bilinir, sanki Siyonist rejim bir istisna ve kanla besleniyor. Velhasıl Tuhaf bir ölme/öldürme sarmalı... Durum böyleyken soruyu sorulması gerektiği gibi sormak gerekir. Naif, hanyayı/konyayı bilmekten aciz kimileri, neden ABD, Avrupa ve Birleşmiş Milletler [BM] Siyonist rejimi durdurmak için harekete geçmiyor diye yakınıyor, hayıflanıyor... Eğer siyonist İsrail devletinin ABD ve Avrupa olduğunu bilselerdi, bu tür hezeyanlara ve kuruntulara da kapılmazlardı. Siyonist rejimin neden teknoloji harikası yeni silahları Filistinli kadınlar ve çocuklar üzerinde denediğini de bilirlerdi... BM’ye gelince, söz konusu örgüt İkinci emperyalistler arası savaş sonrasında oluşturulan emperyalist statu quo yu sürdürmek üzere başta ABD olmak üzere emperyalist güçler tarafından oluşturulmuş bir örgüttür. Bu örgütün asıl misyonu, kimi soylu, evrensel, hümanist kavramlara gönderme yaparak ve bazı insancıl denilen [sözde uluslararası] örgütleri de [işte FAO, WHO, UNICEF, UNESCO, vb] araçlaştırarak, ideolojik mistifikasyon yaratmak, ortalama insanı aldatmaktır. Emperyalizmin çıkarlarının bekçiliğini yapmak, yanılsama yaratmak üzere oluşturulmuş bir örgütten Filistin halkı lehine birşeyler beklemek birşeyi olmadığı yerde aramak değil midir? Bir de hayli zamandır dillendirilen bir uluslararası toplum söylemi var. Şu uluslararası toplum denilen ne menem birşey ve kimlerden oluşuyor? Bu ‘topluma’ kimler dahil dersiniz? Mesela Nijerya, Suriye, Kolombiya, Tayland, v.b. de dahil mi? Aslında uluslararası toplum denilen kolektif emperyalizmin öteki adı, şu bildik ABD, Batı Avrupa ve uzantılarından başkası değil... Bu söylemin de ideolojik bulanıklık yaratmak üzere peydahlandığında şüphe yok...


    Türkiye kuruluşunun hemen ardından Siyonist devleti tanıyan [28 Mart 1949] ilk Müslüman ülkeydi. O zamandan beri ne zaman Müslüman-Araplarla emperyalistler arasında bir çatışma çıksa, hep Batılıların safında yer aldı. Sırtını Arap ulusuna, yüzünü emperyalizme çevirdi. Hem bir Batı uydusu ve NATO müttefiki olup, hem de bu tür çatışmalarda emperyalizm karşıtı bir politik duruş sergilemek zaten mümkün değildir. ABD’den “yardım” almak, ancak siyonist rejimle iyi geçinmekle mümkündür. Aradan geçen 60 yılda ‘garp cephesinde yeni birşey yok’.... Emperyalizme karşı çıkmadan Siyonist rejimin vahşetine ve aşırılıklarına karşı çıkılamayacağına göre! Üstelik bu utanç verici ‘tercihi’ Türkiye’nin ‘milli çıkarları’ gerekçesinin arkasına gizlenerek savunuyorlar ve bir ‘diplomatik başarı’ olarak da sunmaya çalışıyorlar... Bu yazıda ‘milli çıkar’ denilen safsataya dair açılım yapmamız mümkün değil. Sadece sınıflı bir toplumda “milli çıkar’ diye birşeyin mümkün olmadığını, olamayacağını, bu tür söylemlerin birer egemen ideoloji kategorisi olduğunu söylemekle yetinelim. Öyle bir “Türkiye’nin ulusal çıkarı” ki, vahşet, etnik temizlik, katliamlar karşısında sessiz ve tepkisiz kalmayı haklı çıkarıyor... Sanki Filistin halkıyla İsrail arasında bir savaş varmış da, kalıcı bir barışla sorun çözülecekmiş gibi maalesef yaygın bir izlenim de yaratılmış durumdu... Oysa oradaki durum “barış” kavramıyla ifade edilebilir değil. Barış, iki devlet veya iki taraf arasındaki savaşın sonundaki bir ‘uzlaşma’ durumunu ifade eder. Filistin söz konusu olduğunda “barış” kavramı uygun değil. Orada koloniyalist/emperyalist bir işgal, kuşatma ve topraklarından sürülmüşlük durumu var, dolayısıyla sorunun çözümü ancak sömürgeci/emperyalist gücün oradan atılmasıyla mümkün. Velhasıl durum ancak ‘ulusal kurtuluş’ kelimeleriyle ifade edilebilir... Bu tür ideolojik manipülasyonlar, saldıranla saldırıya uğrayanı ‘eşit statüde’ görmek veya aynı zemin üzerinde saymakla ilgili... Biri sizin boğazınızı sıkmaya çalışırken korunma refleksiyle yaptıklarınız şiddet, terör gibi kelimelerle ifade edilebilir mi? Barışla ilgili olarak Romalı tarihçi Tacit, haklı olarak bir çöl yaratıyorlar sonra da ona barış diyorlar[2] [2] demişti...


    Siyonist rejimin son saldırısı ve vahşet görüntüleri, insanların vicdanını yaralıyor ve haklı tepkilere neden oluyor. Elbette acil yardımları gerektiren acil bir durum söz konusu ve olabildiğince çok yardım için acilen seferber olmak öncelikli ve gerekli ama yeterli değil. Eğer sizin devletiniz Siyonist rejimin en büyük destekçilerinden biriyse, o zaman acil yardımdan başka şeyler de yapmanız gerekecektir. Eğer ağlamak, sızlamak, lânetlemek, vb. bir işe yarasaydı, [daha öncesi de olmakla birlikte] 61 yıllık işgalin, kıyımın ve barbarlığın sonunun çoktan gelmesi gerekmez miydi? Türkiye İsrail’in “stratejik müttefiki”, velhasıl ikisi arasında ‘derin bir uyuşma var. İttifak’ın anlamlarından biri de uyuşmadır ve ancak birbirlerine benzeyenler uyuşabilir... Türkiye İsrail’in en büyük silah müşterisi, İsrail’in hava kuvvetlerinin eğitiminin bir kısmı Türkiye’de gerçekleşiyor. Vücutları bombalarla paramparça olan çocukları, kadınları, Filistinli savaşçıları, her yaştan insanları öldürenlere, topraklarınızda katliam antrenmanları yapmasına karşı çıkmıyorsanız, döktüğünüz gözyaşları ne demeye gelir? Timsah gözyaşları ikiyüzlülüğü ve sahtekârlığı gizlemek için değil mi? Türkiye ile İsrail arasındaki “Güvenlik ve Gizlilik Anlaşması” ne için ve kime karşı? Fakat iki devlet arasındaki anlaşmalar sadece “Stratejik İttifak‘, ‘Güvenlik ve Gizlilik Anlaşması” “Askerî Eğitim ve İşbirliği Anlaşmasından” ibaret değil. Onlarca alanda yapılmış onlarca anlaşma var: Turizmden telekomünikasyona, Serbest Ticaret Anlaşmasından, Savunma Sanayii İşbirliği Anlaşmasına, vb...


    Filistin halkının maruz kaldığı yüzyıllık şiddet ve vahşetten kurtulması, topraklarında onuruyla, bağımsız ve özgür yaşaması, başta Müslüman/ Arap halkları olmak üzere, Türkiye de dahil, tüm Orta-Doğu halklarının ortak yürüteceği, tutarlı, kararlı bir anti-kapitalist, anti-koloniyal, anti-emperyalist mücadeleyle mümkün. Fakat Filistin halkının kurtuluşu sadece onun kendi kurtuluşu da olmayacak, Filistin halkının gerçek anlamda kurtuluşu, aynı zamanda tüm bölge halklarının kurtuluşu da olacaktır. Bu yüzden enternasyonalist dayanışma ve işbirliği vazgeçilmezdir. Bunun için de işe öncelikle bölgenin emperyalizm tarafından araçlaştırılan, çürümüş otokratik Arap rejimlerinin iktidarına son vererek başlamak gerekiyor. Zira altedilmesi gereken düşman sadece emperyalizm değil, kaldı ki, emperyalizm iç-uzantılar olmadan hükmedemez... Velhasıl dış düşman -içdüşman özdeşliği söz konusu. Bunun için de enternasyonalist dayanışmayı ve işbirliğini bir söylem olmaktan çıkarıp, ete-kemiğe büründürmek gerekiyor. Velhasıl radikal olmak gerekiyor ki, radikal olmak demek, sorunları kökeninden ele almaktır denmiştir. Aksi halde oradaki vahşetten hepimiz sorumlu olmaktan kurtulamayız. Bu yazıyı Filistinde öldürülen çocukların anısına Hanoch Levin’den[3] bir dörtlükle bitirmek uygun düşüyor...
    Sevgili baba, mezarımın üstünde durduğunda
    Yaşlı ve yorgun ve çok yalnız,
    Ve beni bu toprağa nasıl gömdüklerini gördüğünde
    Benden seni affetmemi iste baba.

    [1] Baruch Spinoza [1632-1677] 17. Yüzyılın önde gelen Hollandalı Filozof


    [2] Publius Cornelius Tacitus, [MS: 55-120] Tarihçi-Filozof.


    [3] Hanoch Levin [1943-1999] İsrailli şair, yazar, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni. dramaturg...


    Tarih: 16.01.2009 / özgürhaber / Özgür üniversite
    kendini devrimci olarak niteleyenler israil'e yönelik "siyonist" "emperyalist" türden suclamalarda ve filistine övgü dizmeyle sonuclanan ezberci tutumda inat ettikce ortadogudaki hic bir dinamige söz gecirme gücleri olmayacak, hep böyle kenardan durup bir derenin akisini izler gibi bol keseden atip tutacaklar..fikret baskaya gibi bir teorisyeninde su noktayi cok iyi bilmesi gerekir, sayfalar üzerinde yazilan bir metni hic bir zaman tam anlamiyla hayata geciremezsiniz, cünkü hayatin dinamikleri, toplumlarin kendi icindeki ve birbirleri arasinda vuku bulan celiskileri metinlerde yazili "baris" ve "refah" dileklerini gerceklestirmenize engel olur..sürekli amerika ve israil'e laf atanlarin, eger bu isi cok safca veya tam tersi köylü kurnazligiyla yapmiyorlarsa, su sorularida cevaplamalari gerekir:

    - dünya üzerinde hali hazirda güc bloklari var iken, bir gün gelirde eger ki amerika ve israil'i kahrederseniz yerine hangi gücü koymayi istiyorsunuz ? dengeleyici gücün ne olmasi gerektigi hakkinda herhangi bir planiniz varmi ? amerika'nin yerine, kendi halkini bile günde sadece 1 euro'ya köle gibi calistiran cin "halk" cumhuriyet'inimi yoksa curry yemekten baska hicbirsey beceremeyen hindistan'imi yoksa kendi ülkesini acik bir cezaevine ceviren, yeri geldiginde afganistan'a cikarlari icin giren, yeri geldiginde gürcistan'i vuran belki ilerde tehdit olusturdugu takdirde büyük ülkelerle bile savasabilecek bir orduyu donatan ve bu güce sahip olan rusya'yimi koyacaksiniz, yoksa - belkide bu en komigi olurdu:D -avrupa birligindenmi medet umuyorsunuz ?:)

    not: ama lütfen cevaplariniz tatminkar olsun yani öyle baris güvercinleri, tüyü bitmedik yetim, ugurböcekleri safsatalariyla süslü alti bos cevaplar degil tamamen bilimsel ve reel hayatda uygulanabilir cevaplar olsun, rica ediyorum sizlerden:)cünkü gercek hayatin dinamikleri, maalesef cocuklarin gülümsemeleriyle degil silahin, paranin ve cikarlarin yönlendirmesiyle sekilleniyor..

    - madem israil'i siyonist olarak lanetleyip ortadogu denkleminden cikarmak istiyorsunuz, o zaman hic bir zaman bizim keyfiligimize terkedilmeyecek olan bu bölgeyi kimin kontrolüne almasini istiyorsunuz ? sizin böyle bir gücünüzü olmadigina ve de hic bir zaman olamayacagina göre, sanirim bu konudada adam akilli bir planiniz vardir:)eger yoksa rica ediyorum insanlari hamasetle oyalamayin, birakin isleri gücleriyle ugrassinlar:)ben size bir kac tane alternatif sunayim isterseniz:);)

    Plan -A-: Türkiye:

    daha kendi ic sorunlarini cözmeye yetenegi olmayan bir ülke olarak ortadogu denklemine girer ve bütün ortadoguyu kemalist yapmaya calisir..bütün araplarin aslinda türk oldugunu kürtlerin zaten adam bile olmadiklarini savunur iran'da basörtüsü yasagi uygulamaya calisir:D

    Plan -B-: Iran:

    denkleme girer ve etkisiz eleman olarak islev görür..onu rusya ile toplamadiktan sonra kaderi hep islevsiz olarak kalmak olacaktir:D






  4. #4
    Dadaylı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyemiz

    Status
    Offline
    Üyelik tarihi
    Jul 2010
    Mesajlar
    73
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Cevap: iSRAIL Devletinin kurulusu

    Siyonizm bir siyasi hareket olarak Filistin'de bir Yahudi devleti kurulması amacıyla başladı. Sözkonusu bölgeyi Filistin diye anmak çok doğru değil. Çünkü bu bölgenin bir diğer halkı da Yahudilerdir. Dağıtmadan devam edersek eğer, siyonizm başlangıçta bir Yahudi devleti kurmak amacını taşısa da, ilerleyen dönemlerinde emperyalist bir çizgiye dönüşmüş; bununla da kalmayarak giderek ırkçı-faşizan politikaların arasında yerini almıştır.

    Bu ise eşyanın tabiatına çok uygun. Siyaseti belli bir ırka yönelik olarak şekillenen herhangi bir devlet ister istemez ırkçılığa dönüşebilir. Kendi ırkı dışındaki herkesi düşman ve tehdit olarak algılar. Uzağa ne hacet? İşte T.C. devleti ve yürüttüğü politikalar.

    Sn. Başkaya'nın Sn. Kutadgu Tutbu Bilik'çe yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Çünkü Sn.Başkaya ırkçı olan her devleti, her siyaseti aynı keskinlikle eleştiren biridir ve bu eleştirilerden T.C. devleti de payına düşeni almıştır.

Benzer Konular

  1. Dünden Bugüne Suriye Devletinin Kürt Politikası -2
    Konu Sahibi ArdaBaran Forum Araştırma-inceleme
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12.02.11, 23:22
  2. Dünden Bugüne Suriye Devletinin Kürt Politikası -1
    Konu Sahibi ArdaBaran Forum Araştırma-inceleme
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12.02.11, 23:14
  3. Israil Ermeni Soykırımı’nı tanımaya hazırlanıyor
    Konu Sahibi mafilou Forum İç Politika Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 28.03.10, 01:32

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138