Kapat
©
Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Alevilik ne ne degildir

  1. #1
    Forumla Bütünleşmiş

    Status
    Offline
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    176
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Alevilik ne ne degildir

    1- Anadolu kızılbaşlığı Cem olgusu İslam’da yoktur. İslam’da cami vardır. Nemaz vardır. Kadın erkek ayrıdır. Kuran kitabında kesin hükümler vardır. Bazı sözde Kızılbaşlar tevil ile(kıvırtma asimle) cem kuranda yazıyor diye akla fikre ehlibeyt ve İslam öngörüsünü tezat saçma sapan bir ütopya ortaya atıyorlar. İnançsal olguları bireyler iki dal şeklinde akarımı sağlanır. İlki inanırsın kul olursun diğeri ise bilimsellik şüphecilikle var olma olan Ne, niçin, nasıl neden gibi sualleri koşullarına göre sorarak bir yere varma ki burada kul olma zaten otomatikman kalkar.

    2-İlk cem kelimesi ZERDÜŞ daha sonraları Sasanilerde görülmektedir. Cem kelimesinin (Toplanma) manasının anlam kazandırması da etimolojik olarak Arap yarım adasında yayılması tarihsel sürecini iyi analiz edince ortaya çıkmaktadır.
    Kureyşan ocağının cem ayinlerinde dedeler elleriyle kor yanan ateşten demiri veya kömürü alarak ağzı ile dili ile söndürmeleri eski kadim Mezopotamya ateş kültü inancının aynısıdır. Güneş çıkınca güneşe doğru dönüp dua ederek elinin içinin öpülmesi Mitra yani Zerdüşt inancının, Şaman inancının izleridir.

    3-Kızılbaşların İslam ve mezhepleri ritüelleri ve pratikleriler ile ilgilimiz yoktur. Tabiki toplumsal etkileşmelerden dolayı ortak yanlar bulunmasıda az çok kaçınılmazdır. Kızılbaş inancında hayata bakışımızda çok farklıdır. Sen şusun biz daha Müslümansız gibi absürtçe asılsızca kanıtlarda tavanda su dövme gerek yoktur. Artık yeter kimseye biz daha iyi birer mümin ve müminleriz diye argümanlar ileri sürmemize kendimizi üste çıkarmak için dilimizi eğip bükmeye gerek yoktur.
    4-İslam anlayışında Hakk yaratıcı ve âlemlerden mutlak ayrıdır. Tanrı hariç her şey yaratılmıştır. Kızılbaşlıkta ise Hakk âlemlerle birleşir ve kendinin tüm gösterişidir. Yani âlem içinde âlemler. Öğleki ekber-i Hakk süzülerek mikro âlem-i sugra olan insana nazar eğlemiştir. Yaratan ve yaratılan yoktur. Yaratılan olsaydı idi ayrı tanrı olur ki burada ikilik meydana çıkar. Birlik meydanında görünen tüm asıllar birdir. Her görünen bilinen âlem hakkın tecellisi ise tanrı diyorsak o zaman yaratılan yok. Âlemler içinde tüm her şey hakkın aynasıdır. Ayna ve aynada görünen Ali hep birdir. Buradan tüm âlem Bir birlerine geçerek(hulul)ederek devir ederler(semah).Bu kızılbaşlık felsefeside tamamen İslam dışıdır.
    5- Nedenleri bizce bilinse de bu günkü toplumumuzda din iman inanç denilince İslam Hıristiyan Yahudilik akla gelmektedir. Ne gerçek tarih ne insanlığın geldiği yönler unuttulmuş unutturulmuştur. Tek düze mecburi bir yön çizilmiştir. Halbuki Manihanizm’e de, Brahmanizm’e de, Babekçilik’e Zerdüşt ilik’e de,Mazdekçilik’e de,Budizm’e de, belli ölçüde Şamanizm’e de, insanların dinleridir. Teolojik ve antropolojik gelişimlerle Kızılbaşlığın tüm bu verilerden çok iyi analiz ve eleyerek oluşturulmuş olduğu aklımıza bile gelmesi sakıncalı görünmüş gösterilmiş. Cehenneme inanmayan canlara anlamsız korku verilmiş ruhları ile çelişir hale getirilmiştir. Tabi bunun en büyük rol oyuncuları dönekler ikiyüzlü kara cahiller ve erkin yanında çıkarları uğruna kılıç ve kalem sallayanlardır.

    6-objektif tarihle belirlenen sebeplerden dolayı toplumumuz İslamdan dönem içerisindeki yayılmacı politikasından dolayı değişimler asimilasyonlar geçirdi. Lakin bu değişimler ahım şahım gibi olmadı. Direndiler.
    Islama ısınıyoruz diye, İslam’ın ezik mücadeleci kısmı olan Ali tarafını ve 12 imamları tutuldu. Bu şahısların inançlarından hiç bir şey alınmamış. Dünya ve insani ilişkileri analiz edilerek kızılbaş hayat felsefeleri ile alışım edilmiştir. Zorunlu nedenlerden dolayıda çeşitli İslami figürler ve ehlibeyt büyüklerinin isimleri alınmıştır. Alınan bu isimler üzerinden takiyye yapılarak inancımız erke karşı savunmaya direnmeye devam etmiş. Teviller(kıvırtmalar)ile ayakta durmaya çalışılmış olsada. İçimizdeki riyakârların ve çıkarcıların cahillerin izlediği yoldan ötürü günümüzde hızlanan büyük darbeler yiyerek asimle geçişin çoğunlukla sağlanmış olduğunu da bu dönem görüyoruz. Bu gelişiminde zaman içerisinde çok şeylerini kaybetmiştir. Çoğu canımız ne İslami nede Kızılbaş inançları acısından ikilem içerisinde bu kişilikler tam oturmamış arayış içerisindedirler.

    7-Kızılbaşlar islam dinini kuranda yazıldığı gün aylarda kesin talimatları hac, oruç, namaz, zekât istenilen şeyleri yerine getirmedikleri kesindir. Yerine getiren varsada kendine kızılbaş demesininde bir mantığı yoktur.

    Biz Cem ibadetlerimizde dem alırız. Bu bazen rakı bazen şarap votka olur.Halada devam etmektedir.İslam’ın hangi ibadetinde alkol alınır.Hangi 12 imam cem yaparak alkol almıştır.Hatta kızılbaşlar mezarlarada gidilince de dem alınır oturulur konuşulur.Peki islam kitabı Bırak içkili ibadet yapmayı içki içmeye Kuran’da açık ayetlerle yasaklanmasına rağmen bizim riyakarlar iki yüzlülük yaparak illaki dem-i islami göstermelerine çalışması neye hizmet etmektedir.Kendimizi bu manada islam içine sokmak için bin dereden su getirmenin hiç bir mantığı yoktur.Ne isek biz oyuzdur.Kendini başkalaşmış görenede sözümüz yok.Bizim yolumuz bellidir.

    8-Aklı başında kızılbaş Ramazan ayı, orucu bayramınada inanmaz. Hatta kurban bayramıda buna dâhildir. Toplumumuzun hümanist yaklaşımı ile birlikte zaman içerisinde erkin ve yine riyakâr çıkarcılar izlediği ve baskılar sonucu ramazan ve kurban bayramlarında cami yolunu tutarak. İslamcılara şirin gözükmek adına kendimizden daha ne kadar ödün vereceğiz. Hatta islami bayram zamanları bazı canlar Neden Cem evleri açık değil diyerek islamın bayramında sabah ilk ışıklarında gelip soru soracak kadar asimle olan canlarla dolup taşıyoruz. İslamda ramazan bayramıda orucuda katiyen vardır. İmamlarda ashapta Muhammed peygamberde bunu takip etmiştir. Kızılbaşlıkta ise ramazanın esamisi bile gerçekte okunmaz.

    9-İslamda Allah karşısında kul olan birey mevcuttur. Kızılbbaş inancında bu söylemleri görmemiz mümkün değildir. Mihmanın mihman olduğu Ene-l-hakk diyen bir inançtır. Kızılbaşlık. Avam tarafından çok anlaşılamasa da kızılbaş inancında mihman çok önemli yer tutar
    Aynayı tuttum yüzüme
    Ali göründü gözüme
    Nazar eyledim özüme
    Ali göründü gözüme

    Kızılbaş Tanrısı evreni düzenleyen ve içinde kendide yaşayan görünen her şey olarak bilinmektedir. Anadolu kızılbaşlığında Hûlûl ya da "Sudür" biçim olarak geçmiştir. Kızılbaşlar bu bakımdan zamanın öğretisine göre her bileni hızır hızırıda, Hakk sureti olarak bilirler öğlede görürler. Her görüneni Hızır bilki Aliye Selman olasın mantığını iyi algılamamız gerekmektedir. İsimler İslami olması erkten dolayıdır ki burada anlatılan manalar islamın uzaktan yakından pek ilgisi bulunmamaktadır.Her görünen birden Hakktan başka değildir hakk devir eder semah döner tüm alem Zamanlada her alem bir birlerini takip ederek başkalaşır.Bu başkalaşma hep aynıdır aslında birdir.Tüm başkalaştığını gördüğümüz her şey inancımızda kısaca buna "beden birliği" diyoruz. "Vahdet-i Vücut". Yani Tanrı, kendi güzelliğini görmek ister ve bunun için de varlığından var eder. kızılbaşlıkta "Küntü Kenzen Mahfiyya" diye geçer. Yani "Ben gizli bir hazineydim istedim ki bilineyim" demektir. 4 ana maddeden (anasır erbaa)ateş su hava toprak sonra 3 eklendiğinde insan bitki hayvan 7 âlem oluşur yedi kat böylelikle de tamam olur. Kızılbaş inancında ayrıcıda Ölmek ölüm yoktur. Bu islama ait bir bilgidir. Ölen hayvandır can ölmezdir. Can hakka yürür. Aslı oradadır çünkü bir vakitten sonrada tekrar ruh yeni bir beden arayarak oraya gider.
    Unutmayalım ki bir yaratma değil Hakk tarafından şuur edilerek bir belirleme mevcuttur. Görünen hissedilen her şey Hakkın maddesel halidir. Buna yok demek İlimsel olarak mümkün değildir. İslam tanrısı kendini tarif ederken doğmadığı doğrulmadığı ve hiç bir şeye benzemediği hiç bir şeyde ona benzemediği söylemlerinde bulunmaktadır. Ama müminin kalbine girip hulul edebilmektedir. Bu maddeler kime aittir. Kimdir? Kaçımız bu felsefeyi yüz yıllardır erkin söylediği ezberden farklı okumayı deneyenleri baş tacı ettik ulular dedik peki söylemlerimizle yaptıklarımız ne kadar bir birini tutuyor. Kaçımız veya kaçınız ulu olmayı neden denemedik? Bu söylemleri islamın neresine koyacağız.
    Kalenderi derviş olan şems Hulûl akidesi, Şems-i Tebrizi'de de vardır. Bir gün Mevlana Şems'in hanımı Kimya Hatun'u Şems ile birlikte muhabbet içinde gördüğünde oradan bir süre uzaklaşır.

    Sona Şems onu yanına çağırdığında Mevlana, "Kimya Hatun az önce buradaydı, nereye gitti?" diye sorunca Şems, "Yüce Allah beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Az önce de Kimya Hatun şeklinde geldi." demişti. Yani Şems'e göre Allah, Kimya Hatun'a hulûl etmişti. Bkz.: Eflâkî, II, 57.

    Alevi inanışındaki Hakikati sorgularken bilki ahret işi cahillerin anladığı gibi değildir. Cennet, huru, cehennem gibi köşkler azap cehennem ve benzeri gibi şeylerin her birinin bilki birçok farklı anlamı vardır. Onları ancak doğruya ermiş insanlar bilir. Gelir geçer çok anlayışta çoğu şey yanlıştır.



    Bedenin sonu ile bu beden için kalım olmadığı gibide sona erdiği zamanda parçalarının için eski şekli için birleşim yoktur oradaki mana başkadır. Yokluğa karışan parçaların birleşmesi imkânsızdır parçaların birleşme olasılığı yoktur. Bedrettin’e göre Tanrı imkânsızı dilemez.(varidat)


    Mansur Her seviyeden insanı celp edecek ve kendisine hayran bırakacak şeyler sergiliyordu. Bu yüzden Sünni Müslümanlara göre o Sünni, Şiilere göre de Şii idi. (İbnu Teymiyye, 39)Aslına bakarsanız bu kadar şii ve sunni olarak litenendirilmesi taraf bulmasını iyi analiz edilince daha sonra uzuvları kesilen ulu hallacın islam içinde olmadığıda açıkçada bizzat öldürülmesinden ortaya çıkmıştır.


    10-Günümüzde başta Irene Melikoff ve Ahmet Yaşar Ocak olmak üzere bazı akademisyenler yaptıkları çalışmalarda, anılan bakış açısının doğru olmadığını, Anadolu Alevîliğinin; Şiîlikle organik bağı olmayan ama başka unsurlardan olduğu gibi ondan da etkilenmiş Anadolu İslam heterodoksisinin bir kolu olduğunu söylemektedirler.
    (bkz. A. Y. Ocak, Türk Sûfîliğine Bakışlar; Iréne Mélikoff, Uyur İdik Uyardılar (Çeviren: Turan Alptekin)

    11-Irene Melikoff, ‘Alevî’ tabirinin yanlış bir kullanım olduğunu söyleyerek, XIX. yüzyıldan önceki Osmanlı arşiv belgelerinde ‘Alevî’ ifadesinin geçmeyip, daha çok, ‘Râfizî’, ‘Kızılbaş’, ‘mülhid’, ‘zındık’ ifadelerinin kullanıldığını söyler. (bkz. Mélikoff, Efsaneden Gerçeğe, s. 319; Uyur İdik Uyardılar, s. 25-26 ve 53)
    Bu merkezden yola çıkarsak asimle olmanın adıdır ALEVİLİK. Alevilik Aliciliktir. Kızılbaşlığın Alicilikle alakası yoktur. Alevilerle Anadolu Kızılbaşlığı çok ayrıdır. Ama ne yazıkki bize Alevilik giysisi giydirildi. Bir kere.

    12-Zaman içerisinde hakka yürüyen irene MELİKOF ve Yaşar OCAKLI’ DA KIZİLBAŞ anlayışı son dönemlerinde İslam içerisine yerleştirme ve Türk kültürü içinde olduğu söylemlerinin yanlış olduklarını anlamışlardır. Gerçek tarafsız araştırmaların önüne set koyamayaçaklarınıda anladıklarından üzerlerine düşen misyonun yanlış okuduklarını anlamışlardır. Çoğu söylemlerinden geri adım atmış. Gerçeklerle yüzleşmiş ve yüzleştirilmişlerdir.

    13-Ebubekirden sonra gelen Halifeler seçilerek gelmiştir. Ama bu seçilme gayri olduğu yazılmaktadır. Bu şii kesimin iddiasıdır. Lakin Aliden sonra Halifelik babadan oğula geçecekti ki bu oyunu Muaviye bozdu. Kendine çevirdi. Demek ki bu işin kutsallığı yoktur. Olsaydı islam içinde Alicilik Direk Hakk emri ve Muhammed emri ile ilk başkan Ali olurdu. Bunu teville uyduruk hadislerle bu gün düzenleyen Şia tayfası var. Bizede yıllarca bu öğretildi işlendi. Peki, faydası neydi. Kendi yarasını kapatmayan bin acısı olan canlarımız İslam Tanrısının cennet verdiği Ali ve çocuklarına neden çok önemsedik veya önemsettiler. Onların keyif süreceği bir âlemden biz KIZILBAŞ lar ne yapsın?

    14-Yayılmacı İslam anlayışında İslami Ali, çoğu Arap kaynaklarına göre çok evlilik yapmış hatta Alinin yetiştirdiği muhammedin yetiştirdiği kutsal ev halkının ikinci imamı olan Hasan’ kayıtlara göre 25 kez evlendiğini bilmekteyiz. Muhammed Ali ve Hasanı göz önüne alırsak beline eline diline felsefesini beline dikkat etmeyen çok evliliği öğle ya da böyle savunan bu anlayış kızılbaşlığın neresinde. Nerede Ana rahim kadınlarımız. İşte riyakârlar ve ruhlarına söz geçiremeyen dönekler bir kez daha düşünsünler. Şapka düştü kel göründü artık. Kızılbaşlıkta kadının yeri bellidir. Özellikle hanımlara sözüm size olsun burada. Düşünün biraz.
    Bizim Ali tek evlenen eşine sadakati olan zülfikarı kötülüğe kullanan hatta Alim mazlum olandır. Tarihe bakınca islam erk çekişmesi haricinde sözde dinden dönenleri kılıçtan kimler geçirdi bakalım. Kimleri göreceksiniz. Bakın özellikle İslam erk ele geçirme savaşından değil İslamdan dönen veya islama baş kaldıran toplumlar açısından bakın.

    15-Kızılbaşlığın menşesine ilişkin iddialardan biri, onun Şamanizm’den geldiğini ve Türklere – Türkmenlere has olduğunu söyler Bu iddianın dayanağı nedir, nereden geliyor? Bu gün artık ayan beyan ortadadır ki bu iddia yanlıştır taraflıdır. Bir tek yere hizmet etmektedir. Asimlasyonu kolaylaştırıp geçiş kolaylaştırılmaktadır. Irkçı beyinlerin ürünleri kızılbaşlığa darbe vurup tekelleştirerek ötekileştirerek dar alana sokup asimle edilmesini kolaylaştıran bu ırkçıları artık bilmeyen kalmadı. Kızılbaşlığı tek bir dinin ırkın meyvesi olmadığı ayan beyan ortadadır. Bunun aksini söyleyen yalancı bilimden toplumdan gerçeklerden uzaklaşmıştır. Faşist şahsiyetsizlikler kendilerine verilen misyonu yerine getirdiklerini artık biz canların görmesi gerekmektedir.



    16- Dedelik ocaklar islamdan öncedir. Zerdüştilik’te din görevlileri var. Bunların görevleride bizim pirler dedelerle benzemektedir. Kehanet ve keramet göstermeye varıncaya kadarda ortak yanları vardır. O zaman merkezden yine hareket ile dedelik pirlik kurumunun öncesi var yani islamla gelmedi bunlar. Kızılbaş toplumu eski Zerdüşt Mazda kültürlerini, Mitra kültürünü, olmadı Güneş kültünü karşısında duran Sasani kültürüyle, diniyle karşılamış. Sasaniler çıkınca Mazdaları kovalamışlar, Zerdüştleri kovalamışlar. Yani her dem bizde var idik ocaklarda pirlerde İslam ile alakalı bir var oluş değildir.


    Çıkarcı erkçi İslamcı tarih nedense Selçuklunun oyunları seçere vererek toplumu baskı halinde tutulmasını sağlamak olduğunu artık bilmeyen kalmadı. Bazı anlamayan sözüm ona kızılbaşların doğruları görmesi için gözlerinin içine neyi sokmamız gerekir bilmiyorum. Bizde dedelere verilen soyağaçları hüccetlerin, icazetname adıyla verilen bu belgelerin özellikle Selçuklular döneminde verilmiş olduğu görülüyor bu yıllar ilk belge ise 1232'den sonra başladığına göre, 1232'den bu yana ocaklarımıza Kızılbaş toplumunu yönetenler olmamış mı? Bu ne yaman çelişkidir.

    Şecere olayı Selçuklunun Osmanlıda iblisçe bir kazığıdır. Ne diyor erk " ey dedeler Siz ehl-i beytten soyundan geliyorsunuz. Onları temsil ediyorsunuz "yalanıdır. Bu secereler. Bu yalan ayan beyan dedelerin fiilleri kızılbaş inancı ile ehlibeyit inancı tutmadığı göründüğü halde. Bu da dedelerin işine gelmiştir. Yol evlatlığını bel evlatlığına dönüştürdüler. Böylece büyük bir yanlışlığa girilmişte oldular. Buradaki amaç Kızılbaş toplumunu islama ve sonrasında hem ekonomi hem askeri ve siyasi acıdan erke birey kazandırmaktır. Dedeleri pof, poflamak kullanmaktır. Kullanıldıda. Halada devam etmektedir. İnançta bel olmaz yol olduğunu bilmeyen yoktur. Fakat Selçuklunun attığı bir kazık 7 yüzyıldır sürmektedir. Buna benzer Erdebil tekkeside aynı siyasetle yola çıkmıştır. Çünkü maya her daim tutmuştur. Öğleki tarihe baktığınızda erke islama karşı olanların ellerinden bu belgeleri alınıyordu. Bu günde doğruları söyleyen suçlanıyor. Hem ide kendi toplumu tarafından İş vahim yani.


    17- Kızılbaş inancında yoğunlaşmış 12 imam inancını ancak safavi devrinde görmekteyiz Kızılbaş inancına başka bir hale sokulduğu başkalaştığı yıllardır bu yıllar. Şah İsmail ve sonrasındaki inanış yarı kuranı yari kızılbaş karması bir inanış olmuş. Akademik manada ise allemelerin yetiştiği yıllara denk gelmiş. Daha sonrada Şiileşme geçilmiştir. Kızılbaşlar bu acı başkalaşmayı üzerinden atamamıştır. Atanlar ise kendi kabuklarına çekilmek zoruna bırakılmıştır.

    18-Musahiplik olayı kızılbaşlıkta eski Mezopotamya zerdüş Budist dinlerinden kalmadır. Yok, islam içerisinde Medine döneminde olmuş yalanına daha ne kadar inanaçağız. Hatta bu nun islam içine çekmek için kuranda sebe süresini kullanırlar. Tevillerin(kıvırmalar)bini bin para. Peki, kardeşim Ali Nakinin Ali askerir imam caferin bir nevi ehlibeyitin diğer evlatlarının musahipleri kim. Yok, yok kardeşim islamda musahiplik yok. Kıvırmanında bir manası yok. İmam Caferin yazmadığı buyruk adındaki kitabı nasıl okursanız okuyun islam ehlibeyti ile inançsal olarak kızılbaşlığın alakası yoktur. İmamı caferin İmamı cafer buyrugu diye bir kitabıda olmadığınıda tüm şia ve Arap kaynaklar söyler. safavi güçlenmesi adına aldığı önlemlerden olan buyrukları erkin kandırma kelamları kutsallaştırmak kızılbaşlığa darbe üzerine darbe vurmuş. Zamanlada kemikleşen bir hal alması ne acıdır.

    19-Kızılbaş inancının tüm kadim geçmiş inançları evrensel yaklaşımlarını toplayarak eleyerek gelişerek geldiğini söyledik söyleyeçeğizde. Kesinlikle silantan yana olmayan ve hümanist bir felsefe her daim ön planda olduğu için devamlı diğer çıkarcı toplumlar ve dinler tarafından talan edilmiştir. İnsanın ilk var olduğu düşüncedir kızılbaşlık. Bilimin bu gün insanlığın temellerini tamamen koyamadığı geçmiş uygarlıkları çözemediği gerçeğidir kızılbaşlık, Çünkü insanilik olan her yerde kızılbbaşlık vardır. Bunu her akıl idrak edemez. Maddesel her daim ruhun varlığı günümüzde az çok ortaya çıkmaktadır. Hormonlara yüklenen misyonları inançsal olarak nasıl ne zaman niçin alındığı soruları hem gelecekte olana hem geçmişte olana hemde zamanı yaşayana sormamız ve sorgulamamız gerekmektedir. İnancı sorgulamak belli bir yere kadar olabilmektedir. Her inan kendi adına bir kargaşa içerisindedir.

    Hakk manasında kitabı olduğu var sayılan inançlar bile günün koşullarına uymadığı için çeşitli fıkıh kelam gibi teviller sözde hadisler rivayetler çıkartıyorsa burada söylenecek çok şey vardır.






    Not: Fikirlerimiz derlemelerimiz devam ederek ilerleyeçeğiz..

    ___________________İMZA___________________
    tanrı görülmez bir sesin,gerçek akıl sesinin hava içinde çınlamasını emretti.

    philon.


    sevgili dostum Hurufi Erzincana sonsuz tesekkürlerimle

  2. #2
    Forumla Bütünleşmiş

    Status
    Offline
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    176
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Cevap: Alevilik ne ne degildir

    ALEVİLER GAYRİ MÜSLİMDİR! / (1)

    27.12.2012 17:44:28 | Politika

    Okuma : 1.046
    Yorum : 2
    Puan: 3,2










    Bir dinin ve/veya inanç sisteminin ne olduğuna dair bir belirleme yapmanın en nesnel yöntemi; o dini ve/veya inancı oluşturan ana kuramsal/ yazınsal külliyata ve sosyal pratikteki inançsal ritüellere bakmaktır. Bu yazının ana omurgasını oluşturan ‘’Aleviliğin İslam dışı olduğu’’ önermesini de, yukarıdaki tespitten hareketle, bu her iki inanç sisteminin(İslam ve Alevilik/Kızılbaşlık) yazınsal külliyatını ve sosyal pratikte açığa çıkan ritüellerini referans alarak; bir analoji yapma yöntemiyle açımlayacağız.
    Bilindiği gibi İslam’ın yüzlerce (ve hatta belki de binlercece) kuralı/kaidesi vardır. Bu kural/kaideler; kimi yapılması zorunlu olan, olmazsa olmaz olarak tanımlanan, mutlaka yerine getirilmesi gerekli olan emir (farz) biçiminde; kimi ise yapılması kesin bir zorunluluğa dayanmasa da yapılması istenen şeyler, yerine getirilmesi istenen şartlar (vacip, sünnet) biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Şu durumda bir toplum ya da bir birey olarak öznenin, Müslüman kabul edilmesi ya da Müslüman olması için, bir ön kabül olarak bu kural ve şartlara uyuyor olması gerekir. Zira bu şartlar, uyulması gereken kurallar sistemi olarak oluşturulmuş dinin varlık nedenidir. Bir öznenin, bir inanca mensup olup olmadığını sınayan yegane denek taşı da, öznenin o inancın kurallarını kabul edip etmeyişinin tespitidir.
    Şu halde, bir bireyin ya da tolumun İslam içinde kabul edilmesi için gerekli olan, olmazsa olmaz olarak tanımlanan; zorunlu en temel beş İslam şartı başta olmak üzere, kimi ana momentlere değerek, Alevilik ve İslam arasındaki farklılıkları teşhire kalkalım.
    NAMAZ: Biçimsel bir ibadet türü olarak namaz, İslam’ın en temel beş şartından biri ve Müslümanlar tarafından zorunlu olarak yapılması gereken bir ritüelidir. İslam’ın tüm mezheplerinde namaz olmazsa olmaz bir ibadet biçimidir.
    Kızılbaş/Alevilik’te ise namaz kılma gibi bir ibadet yoktur. Genel olarak Alevi felsefesi, batıni öğretisi gereği biçimsel ibadete karşıdır. Bu felsefe, “insanın kıldığı namaza ihtiyaç duyan tanrı ol(a)maz” gibi tutarlı bir mantıktan hareketle, namazı reddeder.
    ‘’İbadet namına kalkıp oturma, çağırma tepinme göğsüne vurma
    Allah Allah deyi köpürüp durma, zikri hak hazm için geviş değildir’’
    (Rıza Tevfik)
    ‘’İnan ki sözlerim haktır, din iman güzel ahlaktır
    İbadetin şekli yoktur, türlü şekil göstermişler’’
    (Aşık Ali Metin)
    ‘’Hakiki ibadetin hiçbir vakit, kayıt ve şartı yoktur’’
    (Şeyh Bedreddin)
    ‘’Bütün evren semah döner, aşkından güneşler yanar
    Aslına ermektir hüner, beş vakitle avunmayız’’
    (Hüdayi)
    ‘’Diz çöküp yerlere dinlemem vaazı, kıble denen taşa etmem niyazı
    Peçeli sarıklı kara yobazı, Arap çöllerine süresim gelir’’
    (Mahmut Erdal)

    KELİME-İ ŞEHADET: Biçimsel ibadet türlerinden bir başkası olan “kelime-i şehadet” de, İslam’ın tüm mezhep ve yorumlarında, -küçük değişikliklerle- görülmektedir. İslam’ın tüm mezheplerinde “kelime-i şehadet” olmazsa olmaz bir ibadet biçimidir.
    Kızılbaş/Alevilik'te ise “kelime-i şehadet getirmek” gibi bir ritüel bulunmamaktadır.
    ZEKAT: Biçimsel bir ibadet biçimi olarak, varlığının çok küçük bir parçasını yılda bir kere bağışlamak gibi bir uygulama İslam’ın en temel şartlarından biridir. Adına zekât denen bu uygulama, esasında dini bir zorunluluk olduğu için; insanlara yardım etmek gerektiği gibi bir mantığın ürünüdür.
    Kızılbaş/Alevilik’te ise zekât gibi bir uygulama görülmez. Alevi felsefesi kendisini, yardımlaşma ve eşitlik gibi kavramlar üzerine kurguladığından, yardımlaşmayı dini bir zorunluluk olarak değerlendirmez ve insanın en temel insani değerlerinden biri olarak tanımlar. Bundan kaynaklıdır ki, bu türden bir yardımlaşmayı biçimsel formüller (varlığın/gelirin yüzde iki buçuğu vb. gibi) üzerinden oluşturulmuş dini zorunluluklar olarak görmez.
    ‘’Oruç, namaz, zekat, hac, cürmü cinayettir
    Fakir bundan zattır, has-ül havas içinde’’
    (Yunus Emre)
    ‘’Israr etme sana fitremi vermem, zekatım verip de günaha girmem
    Tarlamı satıp da Kabe’yi görmem, n’olur biraz da bu yolda öğüt ver’’
    (Şems-i Yastıman)
    RAMAZAN ORUCU: Ramazan Orucu tutmak tüm Müslümanlar için yapılması zorunlu bir ibadettir. Ramazan bayramı, bayram namazı, iftar ve sahur bu süreçte görülen diğer figürlerdir.
    Kızılbaş/Alevilik’te ise Ramazan Orucu tutulmaz, Ramazan Bayramı kutlanmaz, bayram namazı kılınmaz ve İftar, sahur gibi kavramlar bulunmaz. Alevi felsefesi oruç bittiği için düğün/bayram yapmayı da mantıksal ve etik gerekçelerden dolayı kabullenmez.
    Alevikik’te (Xızır)Hızır ve On iki imam Orcuçları vardır. Yalnız bu oruçlar İslam orucundan farklıdır. Oruç boyunca su içilmez(genelde), sahura kalkılmaz, sade bir akşam yemeği yenir; iftar yapılmaz. Tutulan bu oruçlar nedeniyle Aleviliğin İslam içi olduğunu iddia etmek nesnel dayanaklardan yoksun bir argümandır. Zira İslam orucuyla hiçbir ortak noktası bulunmamaktadır. Zamanı, biçimi, yöntemi, amacı ve felsefesi farklı olan bu oruçları İslam içi olmak için yeterli görmek demek, yine İslam orucuyla; zamanı, biçimi, yöntemi, amacı ve felsefesi farklı olan diğer inançlardaki (Hristiyanlık, Musevilik, Dürzilik, Hinduizm, Brahmanizm, Taoizm, Budizm ve çeşitli pagan inançları) oruçlardan hareketle, onların da İslam içi olduğunu kabul etmek anlamına gelir.
    ‘’Gidilen ay nurdu hani, toprak taş çıktı dört yanı
    Kabe namaz ramazanı, bayramdan da geçmişim ben’’
    (Aşık Yener)
    ‘’Abdestimiz katlanmak, namazımız sabretmek
    Biz bir oruç tutarız, ramazana benzemez’’
    (Seyit Nesimi)
    ‘’Oruç namaz gusül aşk; hicaptır aşıklara, haktan ayrı ne vardır kalma güman içinde’’
    (Yunus Emre)
    Ramazan ayında kapanan meyhanelerin, dervişlere vermiş olduğu sıkıntıyı, ironik bir dille şu şekilde ifade etmiştir Fuzuli:
    ‘’Ramazan ayı gerek açıla cennet kapusu, ne reva kim ola meyhane kapısı bağlu
    Fethi meyhane için kılayım Fatihalar, ola kim yüzümüze açıla bir bağlu kapu’’
    (Fuzuli)

    HACCA GİTMEK: İslam dininin zorunlu kıldığı beş temel ibadetin sonuncusu da hacca gitmektir. Hacca gitmek Müslümanlar için olmazsa olmaz nitelikte bir ibadettir.
    Kızışlbaş/Alevikil’te ise hacca gitmek gibi bir ibadet bulunmamaktadır. Alevi felsefesi; ‘’yüzünü hacca, kabeye, Mekke'ye dönmek yerine, insana dönmeyi’’ doğru bulan bir mantık üzerinden, haccı reddeder. Bu felsefe ‘insanı en kutsal kabe’ olarak adlandırır. Durumu daha net kılabilmek adına, bu felsefenin ve Anadolu Aleviliğinin en önemli yapıtaşı olarak bilinen Hacı Bektaş’a kulak kabartalım:
    ‘’Ellerin kabesi var, benim kabem insandır’’
    ‘’Ateş nardadır sacda değildir
    Keramet hırkada tacda değildir
    Ne arar isen kendinde ara
    Kudüs’te Mekke’de hacda değildir’’
    (Hacı Bektaş)
    Seyit nesimi ise şöyle demektedir:
    ‘’Al yezit seccadeni, git mescidinin yoluna
    Pir eşiği benim kabem, kıblegahım kime ne’’
    (Seyit Nesimi)
    Yunus Emre ise şöyle der:
    ‘’Sorun bana aklı olan, gönülmü iy kabe mi iy
    Ben aydırım gönül iydir, gönüldedir hak durağı’’
    (Yunus Emre)
    TANRI: İslam inancına göre tanrı, yaratıcı irade olarak doğaya ve evrene aşkındır. Bu inanca göre tanrı bir anlamıyla yaratmış ve çekilmiştir. Dışarıdan bir gözlemci olarak yarattığı bu evreni ve büyük sınavı denetlemektedir. İslam’a göre tanrı, insanı kendisine itaat etsin diye yaratmış ve bu itaat süreci içerisinde insanı çeşitli sınavlara tabii tutarak, ceza(cehennem) ve ödüllendirme(cennet) gibi yaptırımlar uygulayan bir varlıktır.
    Kızılbaş/Alevi inancına göre ise tanrı(hak), doğaya ve evrene aşkın değil, tam tersine ona içkindir. Başta insan olmak üzere tüm varoluş tanrının(hak) kendisidir. Alevi felsefesi tanrıyı insanda aramak ve insanı tanrılaştırarak ona bir kutsiyet atfetmek üzerine kurulu bir düşünce zeminine dayanmaktadır. Bu felsefe ayrıca; ‘’var olan en büyük şey şayet tanrı ise; o halde var olan en büyük şey olarak tüm evrenin kendisi tanrıdır’’ der. Tanrıyı doğada arayan bu inanç, bu nedenden kaynaklı insana ve doğaya bir kutsiyet atfeder ve bunlara karşı büyük bir saygı duyulması gerektiğini belirtir. Alevi inancının en kutsal mekânlarının doğanın bağrında olması ve bu felsefenin doğada bulunan çok çeşitli canlıları kutsallaştırması da, bu durumla ilişkilendirilerek açıklanmaktadır.
    Alevi felsefesine göre tanrıdan korkmak, tanrı denen ‘şey’in kendi varlık nedenine aykırıdır. ‘’tanrıdan korkulmaz, ona sevgi duyulur’’ diyen bu felsefe; ‘’enel hak’’(ben Allahım) biçiminde insanın tanrılığını formüle ettiği duruma binaen, insana büyük sevgi duymayı öğütler.
    Alevi inancının ve felsefesinin en önemli isimlerinden Hallacı Mansur ve Seyit Nesimi gibi isimler ‘’enel hak’’ düşüncesini dillendirdikleri için Müslümanlar tarafından derileri yüzülerek katledilmişlerdir.
    Bununla birlikte Alevi inancında, İslamiyet’te asla görülemeyecek bir davranış biçimi olarak; Müslümanlığın ve diğer tüm ‘’semavi’’ dinlerin tanımladığı tanrıya ironik eleştiriler sunulması yaygındır.
    ‘’Sofu olan taşa döner, biz döneriz yâre karşı
    Hakkı insanda bulmuşuz, dönmeyiz duvara karşı’’
    (Kul Ahmet)
    ‘’El erliği ile anılır, filan oğlu filan diye
    Anan yoktur baban yoktur, sen benzersin piçe tanrı’’
    (Kaygusuz Abdal)
    ‘’Ademi balçıktan yoğurdun yaptın, yaptın da n’eylersin bundan sana ne
    Hallettin insanı saldın cihana, salıp da n’eylersin bundan sana ne’’
    (Behlül Dana)
    ‘Kazanlarda katranların kaynarmış, yer altında balıkların oynarmış
    On bu dünyaya kadar ejderhan varmış, şerbet mi satarsın yalancı mısın (tanrı)’’
    (Azmi)
    ‘’Mahkeme var diyorlar burdaki niye, sen yarattın bizi gel diye diye
    İşkence varmış orda ölüye, maksat öyle idi niçin yarattın’’
    (Dertli Zebunu)
    İslam’ın en temel beş şartını bile yerine getirmeyi kabullenmeyen bir inanç sistemi olarak Aleviliği İslam içi biçiminde tanımlamak; hem İslam’ın kendisini yanlış yorumlamaktır, hem de Aleviliğin kendisine yapılmış bir hakarettir.
    İslam’ın bu beş temel şartının dışında, inanç sistemlerinin(islam ve Alevilik) ana momentlerine bakarak durumu irdelemeye, yazımızın ikinci ve belki de üçüncü bölümlerinde devam edeceğiz.

  3. #3
    Forumla Bütünleşmiş

    Status
    Offline
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    176
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Cevap: Alevilik ne ne degildir

    ALEVİLER GAYRİ MÜSLİMDİR! - 2

    01.01.2013 22:14:46 | Politika

    Okuma : 714
    Yorum : 1
    Puan: 3,1









    Yazımızın ilk bölümünde İslam’ın olmazsa olmaz en temel beş kuralına ve tanrı algısına değerek, Alevilik ve İslam arasındaki uzlaşımsızlığı teşhir etmeye çalışmıştık. Bu yazıda da yine bu konuya ışık tutabilecek kimi ana momentlere değinerek Alevilik ve İslam arasında bulunan uzlaşımsız çelişkileri teşhire yelteneceğiz.
    ALKOL/BADE: Müslümanlar için alkol içilmesi günah ve yasaktır. İslam’ın tüm mezhep ve yorumlarında alkol kaçınılması gereken, birçok kötülüğün anası olarak tanımlanır.
    (Ey iman edenler, içki, kumar, putlar, fal okları şeytanın necis işleridir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık hepiniz vazgeçin!) [Maide 90,91]
    Alevilik’te ise içki yasak değildir. Alkol içilmesi, yapılmaması gereken davranışlardan değildir. Alkol(şarap) birçok Alevi deyiş, şiir ve söylencesinde ‘’ehil olana(Alevi’ye) helal, ehil olmayana(Müslüman’a) haram’’ olarak ifade edilmiştir:’’ Ehline helâldir, naehle haram; biz içeriz bize yoktur vebali… Sen münkirsin sana haramdır bade, bekle ki içesin öbür dünyada’’
    Alevi inancına göre öğretinin temelini oluşturan ‘’Kırklar Cemi’’nde bade içilmesi, esasen bade ve alevi felsefesi arasındaki ilişkiyi açıklamaktadır. Anadolu ve İran dergâhlarında, Hassan Sabbah’ın Alamut kalesi ve dergahlarında ve birçok cem ve Alevi ibadetinde bade içildiği bilinen bir gerçektir. Bu gün hala bu gelenek kimi ibadetlerde görülmektedir. Alevi inanç adamları da dâhil olmak üzere, bu inanca sahip insanlar alkol içmek konusunda bir beis görmemektedir ve alevi toplumunda alkol içmek yaygın bir alışkanlık olarak görülmektedir.
    ‘’Ey zahit şaraba eyle ihtiram, insan ol cihanda bu dünya fani
    Ehline helaldir, na ehle haram; biz içeriz bize yoktur vebali
    Sevap almak için içeriz şarap, içmezsek oluruz düçar-ı azap
    Senin aklın ermez bu başka hesap, meyhanede bulduk biz bu kemali.
    Sen münkirsin sana haramdır bade, bekle ki içesin öbür dünyada
    Bahs açma Harab-i bundan ziyade, çünkü bilmez haram ile helali.’’
    (Harabi)
    Ramazan ayında meyhanelerin kapalı olması nedeniyle alkol içmenin sıkıntısını yaşayan Fuzuli, bu durumu şu şekilde dile getirmiştir:
    ‘’Ramazan ayında kadeh güneşi doğmuyor ey tanrım
    Bizim için bu ne beladır, bu ne kara gündür
    Gül renkli şarabı bayram ayına değin bekleye bekleye
    Neredeyse gözümüze kara su inecek’’
    (Fuzuli)
    ‘’Bizlere ne lazım teşbih seccade, düşmez elimizden daima bade
    Defevvuk etmişiz bazrı belada, eyüp peygambere meydanımız var’’
    (Rindi)
    ‘’Namaz ile Allah kanar zannetme, hac ile peygamber anar zannetme
    Sarhoş cehennemde yanar zannetme, bir gün meyhaneye gel de öğüt ver’’
    (Şems-i Yastıman)

    ‘’hakka giden gerçek yolu, bulana cennet gerekmez, sakinin elinden dolu(bade) alana cennet gerekmez’’
    (Derviş Kemal)
    ‘’Softalar haram demiş bu aşkın şarabına, ben doldurur ben içerim, günah benim kime ne’’
    (Seyit Nesimi)
    CAMİ: Tüm inanç sistemlerinin kendi dinlerince belirlenmiş ve sadece o dinin mensuplarınca kutsal sayılan ve ibadet merkezi olarak kabul edilen mekânları vardır. İslam dininin kendi ibadet mekanı ise camidir. İslam’ın tüm mezheplerinde cami olmazsa olmaz bir ibadet yeridir. Tüm islam mezheplerinde ve yorumlarında cami en temel kabul edilen ibadetgâhtır.
    Alevilik inancına göre ise, ibadet yeri cami değildir. Cami aleviler tarafından hiçbir dönem bir ibadet mekanı olarak kabul edilmemiştir. Detaylı bir inceleme yapılırsa görülecektir ki, Hacı Bektaş Dergahı’nda bulunan cami de dâhil olmak üzere, tüm Alevi yerleşimlerinde bulunan camiler Müslümanlar tarafından zorla yaptırılmışlardır. Sadece Dersim’de zorla yaptırılan camilerin bugün samanlık, ahır, odunluk gibi kullanılıyor olması bile Alevilik ile cami arasında bir ibadetgah ilişkisinden bahsedemeyeceğimizi kanıtlar.
    Kızılbaş/Alevi inancına göre; Alevilerin ibadet yeri genellikle doğanın bağrında bulunan birçok kutsal olarak adlandırılan mekan ve cem ayininin yapılacağı evdir. Bugün cem ayininin yapılacağı bu mekânlar kurumsallaştırılmış ve bu mekânlara Cemevi denmiştir.
    ‘’Derviş Kemal hakka yettik, ne cami ne hacca gittik
    Biz âdeme secde ettik, insandadır rahmanımız’’
    (Derviş Kemal)

    ‘’Camilere gitme put haneye git, hakka vasıl ol hakla kalk yat’’
    (Zühtü)
    ‘’Al yezit seccadeni git mescidin yoluna, Pir eşiği benim kabem, kıblegahım kime ne’’
    (Seyit Nesimi)

    ‘’Dünyada yaşayan bunca zevatlar, gökte neler arar o asıl zatlar
    Camide olmaz bu kerametler, çalışmakta çirkin huylar yok olur’’
    (Ali Özsoy Dede)

    ALİ: İslam’da bulunan Hz. Ali ile Alevilikte bulunan ‘’Ali’’ figürü ontolojik olarak birbirinden ayrıdır. İslam’da bulunan Hz. Ali İslam uğruna kılıç sallamıştır ve metal kılıca sahiptir; Alevilikteki Ali ise hümanizmanın en önemli temsilcisi olarak tanımlanır ve elindeki Zülfikar tahtadandır. İslamdaki hz. Ali namaz kılan ve batıni gelenekle yakından uzaktan alakası olmayan bir yapıya sahip iken; Alevi felsefesine göre tanımlanan Ali, Kırklar Cemi’nde semah döner ve batıni bir derinliğe sahiptir. Alevilikteki Ali; ‘’Görmediğim Tanrıya inanmam’’ diyecek kadar batıni Alevi geleneğini temsil eden bir yapıya sahiptir.
    Bununla birlikte Ali figürü Alevilikte çoğu zaman hak ya da hakkın yeryüzündeki ‘’don’’u(görüngüsü) olarak tanımlanır.
    dost dost,
    şah-ı merdan coşa geldi sırrın aşikar eyledi
    yağmuru yağdıran benim diye adem'e söyledi
    ol demde şimşek balkıyıp yedi sema gürledi
    hem sakidir, hem bakidir nur-i rahman'ım Ali
    yetiş carımıza kurtar medet mürvet ya Ali
    kün deyin kün deyince var eyledi onsekiz bin alemi
    hem yazandır hem bozandır levh-i mahvuz kalemi
    küllü dertlerin dermanı yaraların melhemi
    hem sakidir, hem bakidir nur-i rahman'ım Ali
    yetiş carımıza kurtar medet mürvet ya Ali
    Bu deyişte şahı merdan diye adlandırılan Alevilikteki Alidir. Şahı merdan çoşa gldi sırıını aşikar eyledi(ali çoşkunlukla sırrını söyledi), yağmuru yağdıran benim diye ademe söyledi(yağmuru yağdıran benim diye insana söyledi). Ali’nin bir çoşku anında söylediği sırrı; yağmuru yağdıranın kendisi olduğudur. Bu inanca göre yağmuru yağdıran tanrıdır, o halde yağmuru yağdırma yetisine sahip olan Ali ise, Ali tanrıdır.
    -Yağmuru yağdıran tanrıdır
    -Ali yağmuru yağdırır
    -Ali tanrıdır
    Alevi felsefesinin diğer bir önemli deyişi; ’’aynayı tuttum yüzüme Ali göründü gözüme’’ biçimindedir. Bu felsefe durumu şu şekilde ifade eder: Aynanın yüze tutulması durumunda insan kendini görür, kendisi yerine Ali’yi görmesi insanın aynı zamanda Ali olduğu anlamına gelir. Şu durumda yukarıdaki önermeden hareketle;
    -İnsan Ali’dir
    -Ali tanrıdır
    -İnsan tanrıdır, gibi bir sonuca ulaşılır.
    KURAN: Yukarıdan, semadan, gökten bir yazılı dinin yeryüzüne indirildiğini düşünen, tanrının önce insanları yaratıp, sonra dinleri yeryüzüne gönderdiğini ileri süren inançlara, gök ile ilişkilendirilen bu durum nedeniyle semavi din denmektedir. Semavi diye adlandırılan dinler; gökten yazılı metinlerin indirilerek, peygamberler vasıtasıyla insanlığa yol gösterildiğini ileri süren bir ‘mantık’ üzerine kuruludur. İslam dini de, o dine inananlar tarafından gökten indirildiğine inanılan, tanrının buyruk ve talimatlarının yazılı hale getirilmiş formu olarak, kuran kitabını kutsal saymaktadır. Kuran tüm Müslümanlarca temel referans kaynağı sayılan ve hemen her Müslümanın okuması zorunlu hale gelmiş bir kitaptır.
    Alevilikte ise, kuran kitabı referans alınan bir yapıt değildir. ( Bu makalenin yazarı da, nüfusunun tamamı Alevi/Kızılbaş olan bir bölge olarak Dersim’de yapmış olduğu alan çalışması, röportaj ve gözlemleri sonucunda; otantik Aleviliği yaşayan Desimlilerin ve dahi geleneksel alevi inanışını ve ritüellerini sürdüren alevi din insanlarının(pir, rehber, mürşid, dede) kuran kitabını okuyarak, inançlarını onun referansıyla şekillendirmeleri bir kenara -geleneksel Aleviliğini yaşayan bu insanların- hayatları boyunca bir tek kuran kitabı dahi görmemiş olduklarını tespit etmiştir.) Esasen batıni bir felsefe üzerine kurulu Alevilik, kutsal diye adlandırılan kitaplarda yazılı olanlara değil, onların batıni içeriğinin olduğunu belirterek, o içeriğe mana yüklemektedir. Bu anlamıyla kutsal diye adlandırılan kitaplarda yazılanlara ve dolayısıyla kutsal diye adlandırılan kitapların kendilerine ehemmiyet verilmemesini salık veren bir öğretiye sahiptir. Bu öğreti, ‘’kutsal’’ kitaplar içerisinde hiçbir ayrım gözetmeden, hepsinin batıni yönünü benimser ve kuran kitabına diğer dinlere ait kitaplardan daha fazla mana yüklemez. Alevi felsefesi bu kitaplarda yazanların hiçbir önemi olmadığını zira ayrı ayrı kitapların olmasının, başlı başına kitapların varoluşuyla büyük bir çelişki oluşturduğunu belirtmektedir.
    ‘’Sen sana ne sanırsan, ayruğa da onu san
    Dört kitabın manasın, budur eğer varısa’’
    (Yunus Emre)

    ‘’Kuranda bahsi geçen huriler, köşkler, ırmaklar, ağaçlar vb. şeylerin hepsi cisim aleminde değil, hayal aleminde gerçeklenir’’
    (Şeyh Bedreddin)

    ‘’Derviş Kemal der inanma, adem denmez her adama
    Müslümanlık kolay ama, insan olmak zordur hoca’’
    (Derviş Kemal)
    ‘‘Hey Arapça okuyanlar, Allah Türkçe bilmiyor mu?
    İngilizce Fransızca bize hitap kılmıyor mu’’
    (Mahsuni)

    ‘’Dört kitap insana buyruk edildi, ayetler hadisler kuyruk edildi
    Bölündü gönüller ayrık edildi, kopmaz halat bile bağlayamadı’’
    (Mahmut Erdal)

    ‘’Gel zahit kuranı çıkar koynundan, hidayet vermemiş o kitap sana
    Semini hatmetmiş yaradan, gelmemiş içinden bir hitap sana’’
    (Rıza Tevfik)

    CENNET CEHENNEM/SEVAP GÜNAH: Semavi dinlerin tamamı kendisini cennet ve cehennem tasavvuru üzerinden şekillendirmiştir. İslam dini de, diğer kitaplı dinler gibi; ölümden sonra cennetin ve cehennemin varlığına ilişkin bir kuramsal salınımla örgülenmiştir. Bu dünyada yapılacak iyiliklere ve kötülüklere bağlı olarak, öte dünya diye adlandırılan, ölümden sonraki yaşamda, cennete veya cehenneme gidileceğini ileri süren bir ‘’mantığa’’ dayanmaktadır islam. İslam dinine göre; sevap ve günah gibi kavramların, tabir yerindeyse matematiksel bir karşılaştırmasından sonra açığa çıkacak sonuca göre, insanın mükâfat ve cezalandırılma dozajları ortaya çıkacaktır. Bu anlamıyla İslam dininde, sevap ve günah kavramları, cehenneme ve cennete giden yolların anahtarları olarak değerlendirilmektedir.
    Alevi inancında ise; cennet ve cehennem gibi kavramlar bulunmamaktadır. Bu felsefe ‘’cennet de cehennem de bu dünyadadır’’ diyerek, kutsiyet atfetmiş olduğu evrene ve doğaya bir önem vermektedir. Alevi felsefesine göre ölümden sonra, diğer semavi dinlerde ve dahi İslam’da olduğu gibi bir sorgulama süreci yaşanmayacaktır. Bu inanç, yanlışların ve doğruların öte dünya diye adlandırılan farazi bir mekânda değil; aleviler tarafından ‘ulu divan’ diye adlandırılan, yaşamın bin bir çeşit evresinde var olduğu söylenen, bir sürekli değişim hali içerisinde gerçekleşen bir soğulama hali olduğunu belirtmektedir. Yine Alevi inancında sevap ve günah gibi kavramlara rastlanmaz. Bu inançta günah yerine yasak gibi başka muhtevaya sahip bir kavram bulunmaktadır. Bu felsefe sevap gibi bir kavramı; cennete gidebilmek için gerekli olan puanı toplama derdinde olan ve bu uğurda çetrefilli matematiksel işlemlere ihtiyaç duyan insanların tutarsız bir uydurması olarak tanımlar. Alevi felsefesi sevap gibi bir kavramı; yapılan iyiliğin, sevap almak için yapılmasını, yani cennete gidebilmek için yapılmasını öğütlediğinden, içtenlikle yapılmamış bir eylem olduğunu belirtir. İyiliği ve yardımı bile ihtiyacı olan için değil de, uygulayanın kendi çıkarları için yapılan bir eylem derekesine indirdiğini düşündüğü bu kavramı reddeder.
    Alevi felsefesi, cenneti cehennemi ve İslam’da öte dünya diye adlandırılan ve orada var olduğu ifade edilen tüm her şeyi reddeder.
    Ayrıca, “yol bir sürek bin birdir’’ gibi Aleviliğin varoluş kuramını, en öz ve en dolaysız biçimde anlatan felsefe; ölen her canlının bu dünyada tekrardan farklı donlar/canlar biçiminde varlığını devam ettireceğini belirtmektedir. Cenneti ve cehennemi bu dünya içerisindeki döngüler olarak tanımlayan bu anlayış; “cenneti de cehennemi de başka cihanda arama’’ gibi bir argüman ileri sürmektedir.
    ‘’Ya düşer, ya dayanır, ya uçar
    Kıl gibi köprüden adem mi geçer’’
    (Yunus Emre)
    ‘’Kıldan köprü yaratmışsın, gelsin kullar geçsün deyü
    Hele şöyle bir duralım, yiğit isen geç a tanrı’’
    (Kaygusuz Abdal)
    ‘’Kötü ve çirkin işlerle uğraşan insanlar haktan uzaklaşmışlardır, cehennem işte budur. Cennetle cehennemi başka yerde aramak saçmalıktır’’
    (Şeyh Bedreddin)
    ‘’Ey dostum ölenler geri dirilmez, orda sual sorulması yalandır
    Cennet cehennem hepsi burda, orda mahşer kurulması yalandır’’
    (Kul Ahmet)
    ‘’Yaratmışsın bağı cennet, kulların etsinler sohbet
    Cehennemi niçin yaptın, be akılsız koca tanrı’’
    (Kaygusuz Abdal)
    ‘’Tekkede camide havra kilisede, saatler günler aylar ve her senede
    Cennet cehennem davası hep boş laflar, kim sordu fikrimizi bu meselede’’
    (Ali Celalettin Ulusoy)

    ‘’ ‘Irmaklarından şaraplar akacak’ diyorsun,
    Cennet-i ala meyhane midir?
    ‘Her mümin'e iki huri vereceğim’ diyorsun,
    Cennet-i ala kerhane midir?’’
    (Ömer Hayyam)
    ‘’Bize aşk şarabında sun saki, bize cennetteki kevser gerekmez’’
    (Yunus Emre)

    ‘’Dünyayı boş sanma hey kuru kafa, cennet cehennemi dünyada tek bil
    Aldanma kürsüde söylenen lafa, eder vaiz sözün efsane teşkil’’
    (Naci)

    ‘’Kul Ahmet’im ayrı hudut bilmeyiz, biz ilimden başka kuvvet bilmeyiz
    Bu dünyadan başka cennet bilmeyiz, huriler dolaşır türabımıza’’
    (Kul Ahmet)
    TÜRBAN/KADIN: İslam dini, kadını yaşamda ikinci sınıf kılmış, erkek egemen bir yapıya sahiptir(Müslümanlar her ne kadar bunu kabul etmese de, İslam’ın egemen olduğu toplumsal yaşam gerçekliği hiçbir tereddütte yer bırakmayacak biçimde iddiamızı kanıtlamaktadır). Kadın ve erkek İslam dinine göre, yaşamın hemen tüm alanlarında ayrıştırılmış, ibadet ederken dahi kadın ve erkeğin bir aradalığı büyük bir sakınca olarak değerlendirilmiştir. Bunun bir sonucu olarak; harem(lik) ve selam(lık) gibi kavramlar, İslam’ın kadın erkek ilişkilerinde ve toplumsal yaşamında temel dayanaklar olarak belirlenmiştir. Kadının örtünmesi islam dininde önemli bir unsurdur. Kadının saçının görünmemesi de dahil olmak üzere, vücudunun çok küçük bir bölümü dışında kalan bölümünün başka erkekler tarafından görünmesi yasaklanmıştır.
    ‘’Mü’min kadınlara da söyle: gözlerini (harama istekle bakmaktan) sakınsınlar, mahrem yerlerini karusunlar. Ziynetlerini/ziynet sayılan yerlerini meydana çıkarmasınlar/ göstermesinler. Ancak (kendiliğinden) görünen (el, yüz) bu emrin dışındadır. Başörtülerini, yakalarının üstüne kadar (boyunlarını örtecek şekilde) koysunlar.”
    (Nur süresi, 31.)
    “Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle: (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman, kendilerini baştan aşağı bolca örten, şeffaf olmayan) dış elbiselerini üzerlerine iyice giyinip örtsünler. Bu, onların (cariye veya hafif meşrep değil, şerefli ve namuslu -bu mantığa göre bu biçimde giyinmeyen kadınlar şerefsiz ve namussuz oluyor demektir-) bilinmelerine, (cinsel) taciz/sarkıntılık edilmemelerine daha elverişlidir.“
    (Ahzap süresi, 59.)
    Alevi felsefesinde ise kadın toplumsal hayatın bir parçası ve erkekle hemen tüm sosyal haklara sahip olarak tanımlanmıştır. Alevi felsefesi en temel varoluş mitlerini dahi kadın ve erkeğin eşitliği ve birlikte varoluşu üzerine oturtmuştur. (bkz: insanın varoluş miti; ‘Naci İle Naciye’, Kırklar Cemi vb.). Alevi ibadetleri de dahil olmak üzere toplumsal tüm icarrat ve ritüeller kadın ve erkeğin ortak çabası ile yürütülmektedir. Kadın ve erkek arasında hiçbir arım yapılmadığının işaretlerini otantik alevi cemlerinde gözlemlemek mümkündür. Bu felsefe cem toplantıları da dahil olmak üzere bir çok inançsal toplantıda kadın ve erkeği sadace can olarak tanımlar ve bu durumu eşitliğin biçimsel bir göstergesi olarak ifade eder. Alevi meclisinde kadın erkek yoktur. “Can” vardır. Alevi düşünüşüne göre, bu hitap her iki cinsin eşitliğini ve ortaklığını ifade etmektedir.
    Alevilikte kadının örtünmesi gibi bir uygulama da bulunmamaktadır. Alevi felsefesi, ‘’kadının saçının görünmesinin dahi erkeği tahrik ettiğini düşünen bir zihniyetin “kadını kapatmasını”, o zihniyetin “sapkınlığı’’ olarak değerlendirir ve kadının örtünmesine karşı çıkar.
    ‘’Çaşaf peçe giydirecek, sulari der ayrılacak
    Gericilik uyduracak, şeriatçıymış hilafetçi’’
    (Davut Sulari)

    Daha Allah ile cihan yok iken, biz anı var edip ilan eyledik
    Hakk'a hiçbir layık mekan yok iken, hanemize aldık mihman eyledik
    Kendisinin ismi henüz yok idi, ismi şöyle dursun cismi yok idi
    Hiçbir kıyafeti resmi yok idi, şekil verip tıpkı insan eyledik
    Harabi

Benzer Konular

  1. Cevap: 0
    Son Mesaj : 14.07.10, 23:01
  2. Dersim ve Alevilik-1
    Konu Sahibi ArdaBaran Forum Araştırma / Makale
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 09.04.10, 23:15
  3. Dersim ve Alevilik-1
    Konu Sahibi Amistofes Forum Alewilik Araştırmaları
    Cevap: 9
    Son Mesaj : 27.03.10, 21:06
  4. Gelmemin nedeni kesinlikle H.B konusu degildir.
    Konu Sahibi Aton Forum Hodri Meydan
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 28.02.10, 10:23
  5. Cevap: 0
    Son Mesaj : 19.02.10, 22:53

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138